TÜRKİYE TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİ İSTİYORUZ

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 24 TV Canlı yayınında  Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel’in sorularını yanıtladı. Başkanlık sistemi üzerinde açıklamalarda bulunan Bozdağ, "Türkiye tipi Başkanlık Sistemi istiyoruz " dedi.

Bozdağ’ın açıklamaları şöyle:

“Şüphe yok bizim baştan beri söylediğimiz, Başkanlık sistemi eksiksiz Başkanlık sistemidir. Türkiye tipi bir Başkanlık sistemi. Çünkü pekçok çeşit Başkanlık sistemi var. Bunlar o ülkelerin durumuna göre tercihlerine göre uygulanıyor. Türkiye de kendi dinamiklerini kendi yapısını dikkate almak suretiyle bütün bu örneklerden de istifade ederek en iyisini en doğrusunu yapmak istiyor.
 Biz ülkemizde siyasi istikrar, güçlü iktidar, hızlı karar alma ve bu kararları etkin kullanmak bakımından buna ihtiyaç olduğuna düşünüyoruz. Türkiye eninde sonunda, ben bunu hep söyledim, başkanlık sistemine geçecektir. Esasında Sayın Bahçelinin açıklamalarına bu noktadan baktığınızda Türkiye’nin gündeminin bu tartışmalardan kurtulmasını istediğini de görüyorum ben orada. Yani Türkiye başkanlık sisteminin tartışmalarını artık gündeminin dışına atmalı. Bunun yolu nedir ? Bunun yolu çok açık. Bu konunun Meclise gelmesidir.

BAHÇELİ’NİN BAŞKANLIK AÇIKLAMALARI

Sayın Bahçelinin konuşmasını canlı dinledim ve yazılı metinden de bir kez daha okudum. Benim anladığım  şu Sayın Bahçeli Başkanlık sistemi tartışmalarının Türkiye’nin gündeminden çıkarılmasını istiyor. Bunun yolu bu işi halka sormaktır. Meclisteki oylamanın bu tartışmayı bitirmeyeceği çok aşikardır. Ak Partinin gücü zaten buna yetmiyor. MHP’nin milletvekillerinden bazıları yada tamamı bu oylamaya oy vermediği takdirde halka gidilmeyeceği çok açık. O zaman Sayın Bahçeli zaten bunu görerek niye Meclise getirin diye çağrı yapsın? Meclise gelmesinin bir anlamı yok, ben onun için sayın Bahçeli'nin "Meclise gelsin biz 330’u da sağlayalım bunu bütün halkımıza da soralım, halkımız buna evet derse mesele biter. Yok hayır derse yine biter bu seferde Ak Parti bu defteri kapatır, yoluna devam eder." Ben onun için Sayın Bahçelinin Meclis sürecinde buna destek olacağı konusunda benim bir algım oluştu. Başkaları başka şekilde değerlendirebilir aksi takdirde bunun bir anlamı yok. Benim zaten sayım 316 Meclise getir halka bunu soralım, zaten ben getirdiğimde benim 316'ımla sen vermezsen bunun Meclisten geçmeyeceği tartışmasız, en azından asgari bir mutabakat olmadan meclise getirmenin bir anlamı var mı, kamuoyunu boş yere oyalamanın bir anlamı var mı?

FORMÜL NE OLABİLİR ?
Bunu parti içerisinde bizim görüşmemiz gerekiyor. MHP bu sürece asgari düzeyde en azından bir destek verme ihtimali ortaya çıktığı içinde MHP ile de bunun görüşülmesinde bunun büyük bir faydası olduğunu ben kendi adıma görüyorum. Bununla ilgili kararı elbette partimiz verecektir. Sonuçta bir değerlendirme yapıldıktan sonra yapılacak bu yani geniş kapsamlı bir paketle mi gitmek daha iyi olur yoksa başkanlık sistemi özelinde sadece bu konuyu içeren bir paketimi halkımızın önüne getireceğiz istişarelerden sonra kararlaştırmamızda fayda var, gündemde olduğu için bunlar konuşulup değerlendirilecek hususlardır.

REFERANDUM NE ZAMAN OLUR ?

Bahçelinin söyledikleri esasında böyle okunmalı bugün bazı basın yayın organlarında veya bazı siyasilerin yaptığı yorumlara baktığınızda esasında Bahçeliye akıl veriyorlar, diyorlar ki "Sen böyle dedin ama sen oy vereceğini söylemedin onun için sen buradan çark edebilirsin dönebilirsin,ben bu konuyu gündeme getirdim ama oy vermiyorum diyebilirsin." Şimdi ben onu anlamadım.Bunu diyenler esasında Sayın Bahçeli gibi çok zeki ve ne yapacağını bilen bir insana karşı da saygısızlık yapıyorlar. Sayın Bahçeli ne söylediğini bilen birisidir ve o söylediklerinden benim anladığım bütün ortalama zeka düzeyine sahip olanlarında anladığının ben aynı olduğuna inanıyorum. Tepkiler buna göre verildi. Ana muhalefetten de gelen tepkilere bakıldığında mesajın doğru anlaşıldığını çok net gösteriyor. Farklı anlamalar sayın Bahçeliyi ve Milliyetçi Hareket Partisini bu görüşünden vazgeçirmeye ayrı bir yola sokarak geri adım atılmasını istiyorlar. 
Bu konu partiler arası konuşma, Meclis aşaması geçtikten sonra halk oyuna gidiyor, eskiden doksan gündü biz yasayı değiştirerek bunu 60 güne indirdik eğer parlamento bunu gündemine alır hemen karar verirse çok hızla girer baharı bile beklemez. 2017 gelmeden yetişmesi biraz zor görünüyor, takvime baktığımızda, çünkü Meclisteki yasalaşma süreci var, şu anda da önümüzde yaklaşık iki buçuk ay gibi bir süre var ama 2017’nin içerisinde bahara da gitmeden bu yapılabilir yeter ki Milliyetçi Hareket Partisi ile Ak Parti bu işin parlamento dan çıkmasının tarihi konusunda anlaşsınlar. İki parti anlaştığı zaman referandumu göreceğiz. Anlaşılmazsa bu bir tartışma olarak kalacaktır. 

DAR BÖLGE 

Dar bölge, daraltılmış bölge anayasa konusu değil. Bu tamamen milletvekili seçim kanunu ile ilgili bir konu ona uyum sağlayacak şekilde değişir ama bizim önerimiz içerisinde biliyorsunuz yine TBMM içerisinde bugünkü haliyle var olacak ayın şekilde devam edecek yani Türkiye’nin üniter yapısı korunacak. Ana eksen başkanı doğrudan halk seçecek parlamentoyu da doğrudan halk seçecek başkan bakanlarını parlamentonun içinden de atayabilir dışından da atayabilir ama bu atamayı yaptıktan sonra parlamentonun içinden atadıklarını milletvekilliği ilişkisi içinde sona erecek ama kabine TBMM’den güven istemeyecek o devam edecek. Aslında yasama ve yürütme birbirinden tam bağımsız ayrı hale gelecek ve etkin bir yasama, etkin bir yasama denetimi gündeme gelecek. Parlementonun etkinliği bugünkünden on kat, yüz kat daha fazla artacaktır, milletvekilleri daha güçlü olacaktır. siyasi partiler ve seçim kanuna ilişkin Adalet Bakanlığında bizim kurduğumuz iki ayrı komisyon var, çalışmalarını devam ettiriyor, bu komisyonlar çalışmalarını bi noktaya da getirdik ama bu darbe teşebbüsü Türkiye’nin gündemi nedeni ile aksadı. Biz 2017 yılı içerisinde iki temel yasayı da siyasi partiler kanununda seçim kanunlarında baştan sona demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde yenileyeceğiz. Yeni bir siyasi partiler kanunumuz, yeni bir seçim kanunu olacak ve onun içerisinde de dar bölgemi, daraltılmış bölgemi yoksa bugünkü gibi bir yapımı bunun kararı o tartışmalar sırasında verilecek.
Başkanlık sistemine eğer Türkiye geçmek istiyorsa bunun dar bölge ile yapılmasını her zaman savundum ben bugüne kadar. Çünkü, Başkanlık sistemi aynı zamanda güçlü başkanın  yanında güçlü parlamenteri de zorunlu kılar. Parlamenter de güçlü olması lazım. Onun için de parlamenterler genel başkanın iki dudağı arasından seçilen biri değil de , doğrudan halkın seçtiği bir olması lazım. O da her seçim çevresinden bir vekil çıkacak. Böyle olduğu  zaman da halkta karşılığı olan sevgisi saygısı yüksek olan halkın sorunlarını kendi sorunları kabul eden ve aynı zamanda Türkiye'nin sorunlarını yakından takip eden çok güçlü aktörler çıkacaktır. Ben hep söylüyorum, Başkanlık sistemi milletvekillerini de çok güçlü figürlerin olmasını sağlar. Parti başkanlarının da çok güçlü olmasını sağlar. Türkiye'nin başkanının da çok güçlü liderlik vasfı olan kişi olmasını sağlar.
Biz 2014 de esasında bunun bir örneğini yaşadık. Bir yanda Sayın Cumhurbaşkanımız adaydı, Bir yanda da ortak aday vardı. Şimdi Başkanlık sistemi olduğunda soldan birisi aday gösterecekse halktan en çok oy alacak sağdan da oy alacak, sağa da şirin görünecek birisin,i getirip aday koyması gerekiyor ki başkan olsun. Sağdan aday konduğunda da sağın tamamını toplayacak aynı zamanda soldan da aday alabilecek birisi gelecek. Güçlü özellikleri olan birilerini mutlaka aday yapmak  zorunda. O zaman ister sağdan kazansın, ister soldan kazansın toplumun tamamını kucaklayan güçlü liderlik vasfı olan bir başkan olacaktır.”

YARGIDA BYLOCK OPERASYONU
Adli bir süreç. Bir değerlendirme yapmayı şu aşamada doğru görmem. Cumhuriyet Başsavcılıkları bu konu ile ilgili yasal gereklilikler neyse onu yasalara uygun şekilde işletilmesini sağlıyor.
Ama yargı ile ilgili bugüne kadar atılan adımlar çerçevesinde bakarsak, yargının bağımsız ve tarafsızlığı çok önemli. HSYK yargının bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre faaliyet yapan bir yer ve yargının tarafsız ve bağımsızlığının sigortasıdır. Hepimiz tarafsız bağımsız bir yargı istemiyor muyuz? İstiyoruz. Yargının üzerinde hiçbir gölge olmasın demiyor muyuz? Diyoruz. Ama görüyoruz ki geçmişten bugüne Türk yargısı üzerinde değil tam da içinde Fethullahçı terör örgütünün eli var ve yargıya müdahalesi var. Pek çok konuyla alakalı Türkiye buna vakıf oldu. Esasında HSYK’nın burada yaptığı şey bir terör örgütünün adli süreçlere müdahalesine ve adli kararlara tarafsız bir şekilde verilmesine engel olan yapısını bu yargı içerisindeki oluşumuna engel olmak hukuk devletini korumak yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını korumak. Bir müdahale yok. Yapılan bir müdahaleyi ortadan kaldırma adımları var.
Şu anda HSYK tarafından incelemesi süren hakim ve savcılar var. Geçen 250 kişinin incelemesi bitti. Bir kısmı meslekten uzaklaştırıldı. Bir kısmı mesleğe iade edildi ve diğer incelemesi devam edenler var. Sayıları onların bayağı azaldı ama o incelemeler bittikçe onlara ilişkin kararları da HSYK verecektir. Bu zaman alıyor ama burada bir şeyin altını çizmekte fayda görüyorum. HSYK aldığı kararlarla bir günde bu kadar kişi hakkında kanaat oluşturmuş değil. Esasında yargıdaki FETÖ yapılanması 2010 referandumu arkasından oluşan yeni HSYK ile beraber başlıyor ve o günden bugüne de farklı bir rota çizmiş geçmişten itibaren. İşte MİT Tırları olayı işte MİT Müsteşarı hadisesi, 17-25 Aralık olayları ve pek çok hukuk içerisinde olduğu söylenilen ama esasında hukuka FETÖ’nün müdahalesinin ve hukuku kullanarak Türkiye’yi hizaya getirme hükümete dönük çalışmalarının pek çok olumsuz örnekleriyle Türkiye şahit oldu. 17-25 Aralık’tan sonraki süreçte de yargı içerisinde ve arkasından devam eden seçimler vesaire ile beraber yaklaşık üç senedir çok net bir şekilde tartışmasız bir biçimde Türk yargısının üzerindeki FETÖ gölgesini ortadan kaldırmak ve yargımızı her türlü virüsten kurtarmak korumak için büyük bir mücadele veriliyor. Esasında atılan adımlar bir gün önce ortaya çıkan sadece bylock üzerinden değil onun ötesinde de üç senedir devam eden çalışmalarla da bu işi irtibatlandırmak lazım.
Ama şu kadarını söyleyeyim. HSYK çalışmalarını sonlandırmak üzere. Çünkü uzun bir süredir çalışmalarını yürütüyor. Şu anda incelemeye aldıkları ile ilgili çalışmalarını bitirmek üzere.Yeni bir delil çıkar, kripto başka bir şey çıkarsa elbette onlarla ilgili de inceleme ve değerlendirme yapılıp kararlar verilebilir. Bunlara engel bir hal yok. Ama şu anda HSYK çok önemli çalışmaları yapmıştır. Yani bu suç ve ceza hakimliğinin verdiği bir karar doğrultusunda yapılan aramadır. Delil toplama maksatlı aramalardır.

FETÖ İADESİ 
Çantamızda Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade süreci ve iadesi olacaktır. Fethullah Gülen’in 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün planlayıcısı sevk ve idarecisi olduğu konusunda bizim herhangi bir tereddütlümüz yok Türkiye olarak. Esasında 79 milyon Türk halkının da bir tereddüdü yok. Dosyadaki deliller açısından baktığınızda delil yönünden de herhangi bir tereddüt burada yok. Pek çok iade talebinde daha doğrusu geçici tutuklama talebinde bulunduğumuzda eklediğimiz delillerin dışında yeni deliller de var. Ama yani bizim kanaatimize göre dosyada iadesi için yeteri kadar delil var. 
Yani Fethullah Gülen’in bu işin sevk ve idarecisi olduğu ve Fethullahçı terör örgütü tarafından onun talimatı doğrultusunda bu darbe teşebbüsünün gerçekleştiği konusunda bilinen gerçeği teyit eden pek çok delil var ve bunlar bu olayı tartışmasız hale getiriyor. Bizde bir tartışma yok. Şimdi ABD yetkili makamları eğer gerçek anlamda samimi bir şekilde iadesi gerekir mi gerekmez mi, geçici tutuklanması gerekir mi gerekmez mi diye bir inceleme yaptıkları takdirde eğer Fethullah gülen ile ilgili bu bizim talep ettiğimiz dosya ve içindeki delilerle tutuklama kararı vermeyeceklerse ABD hiçbir iade dosyası hakkında tutuklama kararı veremez. O kadar açık net söylüyorum. Ama şimdi bir takım yeni bilgiler isteniyor. Şunlar bunlar isteniyor. Ben şimdi bunlara baktığım zaman adeta vermemek için delil arayışı ihtiyacı varmış gibi bir his uyanıyor bana. Yani çok net sabit her şey ortada vermek için ortada ama vermemek için delile ihtiyaç duyuyorlar diye düşünüyorum.

ABD YE YENİ BELGE VE DELİLLER SUNULACAK MI ?
Onlar bize bir yazı gönderdiler. Kendileri bir takım bilgiler isteyen bir yazı. O yazıyı ben okuduğum zaman benim kendi okumamı söylüyorum siyasal okumamı söylüyorum. Yani elimizde iade etmemek için gerekçe ihtiyacımız var gibi yani şunları şunlar. Ben öyle yorumladım. Yoksa onlar niyetli olmayabilir ama bu benim okumam. Çünkü bu dosyada artık başka soru sormaya gerek kalmayacak derecede yeterli açık net deliller var vermişiz. Şimdi biz giderken de yanımızda ilave şeyler götüreceğiz orada tekrar konuşacağız.

YENİ DELİLLER VAR MI?
Şu anda önlerinde bunlar biz koyduk orada bir tereddüt yok. Yani bir defa çok net söylüyorum. Eğer FETÖ’nün geçici tutuklanması dosyasına bizim koyduğumuz delillerden bugüne kadar iade ettiği herhangi bir kişinin dosyasında daha fazla delil varsa o zaman deriz ki tamam iade konusunda siz haklısınız ama bu kadar dolu bir dosyadan bize göre öyle ve pek çok örnekler var.

26 EKİMDEKİ GÖRÜŞME
Amerika Usame Bin Ladin’in 11 Eylül terör saldırılarını gerçekleştiren kişi olduğunu ilan ettiğinde dünyaya hangi kanıtları sundu? Bir Amerikan Devleti’nin değerlendirmelerini,başka yanındaki delilleri sundu. Şimdi Türkiye’nin bu darbeyi Fethullah Gülen’in yaptırdığına, onun sevk ve idare ettirdiğine dair dosyaya koyduğu delillerle 11 Eylül Usame Bin Ladin’in yaptığına dair Amerika’nın ilan ettiğinde onunla ilgili koyduğu delilleri şöyle yan yana koysunlar.Yani Amerika kendine dönük bir terör saldırısı olduğu zaman bu saldırıyı yapanı bütün dünyaya deşifre ediyor. Oradan diyor ki bununla ilgili bize yardımcı olun diyor ama Türkiye bütün somut delilleri ortaya koyarak talep ettiğinde bununla ilgili daha başka sorular sormak o zaman bizi şüpheye sevk ediyor. Yani aramızdaki ittifakın gerekleri tam yapılmıyor diye bir düşünceye sevk ediyor. 
Şimdi şu var bir hukuksal süreç var. Bizim kendi açımızdan da hukuksal süreç var. Bizde de Ağır Ceza Mahkemeleri bu konuda karar veriyor. Orada da yetkili mahkemeler karar veriyor. Bizim esasında hukuksal sürecin işlemesine, işletilmesine bir itirazımız yok. Hukuksal süreçlerin nasıl işlediğini biz biliyoruz. Hukuksal süreçler Amerika’da da başka yerlerde de bu iade konusunda hükümetlere yardımcı olan süreçlerdir. Yani nasıl iade etmek istediğinde mahkeme iade etti biz ne yapalım diyor. İade etmek istemediğinde de biz ne yapalım diyor. Her iki halde de iktidarları iade etme veya etmeme konusunda kendilerine ve ülkelerine dönük eleştirilerden kurtaran bir mekanizma olarak işliyor. Yani bütün dünyada bu kitaplarda hocalar bu konuyu anlatırken bunu özellikle söylüyorlar. Eğer bunun aksi olursa o zaman dış politikaları mahkemeler tayin eder. Ülkelerin çıkarlarını mahkemeler tayin eder. Bu da devletlerin sağlıklı işbirliği ve ilişki geliştirmesine engel olur. 
Tutuklamalarına geçici tutuklama talebimiz var bunun gereğini yerine getirmelerini istiyoruz, tutuklamadılar. İkincisi bizim iade talebimiz var. Aramızdaki sözleşmenin 9. maddesine göre burada Amerika makamların takdir hakkı bile yok. İade talebi karşı tarafa gittiği zaman arayıp bulacak ve onu tutuklayacak iade kararı verene kadar. Reddediyorsa serbest bırakacak. Mesela bu madde de işletilmedi. Geçici tutuklama ile ilgili ilave bilgiler isteyebilir onu istediler ama epey bir zaman oldu bizim geçici tutuklama talebimiz 10 Eylül’de gitti. İlave bilgi talebi daha yeni geldi. 
Geçici tutuklama talebimiz ile ilgili ek bilgi talepleri yeni geldi ama ek bilgi taleplerine baktığınızda oradaki taleplerin ne olduğunu görüyorsunuz ve orada da siz şunu diyorsunuz bende ki hissi söylüyorum. Yani geçici tutuklamamak için bizim delile ihtiyacımız var gibi bir kanaat edindim ben. 

FETÖ ELEBAŞI GÜLEN İADE EDİLMEZSE ?
Bir defa vermezlerse Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkinin seyri bugün ki gibi olmayacağı çok açık yani iki ülke arasında pek çok konuda önümüzdeki süreçte başka tartışmalar da ortaya çıkacak. İkincisi Türk halkının Amerika Birleşik Devletleri’ne bakışında şuanda zirve yapmış bir olumsuzluk var bu daha da körüklenecektir. Üçüncüsü de Türkiye’deki bu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren terör örgütü ele başını Amerika Birleşik Devletleri’nin ta baştan beri himaye ettiği koruduğu kolladığı kanaati çok aşırı bir şekilde şuanda insanlarımızda var bu daha da güçlenecek. Bu da Amerikan karşıtlığını daha olumsuz bir noktaya sevke edecek. İki ülke arasındaki güvene, samimiyete dayalı ilişkilerin bundan sonra güven konusunda çok ciddi sorunları sıkıntıları olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri bunu yaparsa bizim için anlamı şu bir terör örgütünün koruyucusu ve yöneticisi bizim için Türkiye’den daha önemlidir gibi bir mesaj ortaya koyacaktır ki bu mesajı Türkiye’nin kabul etmesi ve Türk halkının kabul etmesi ve içine sindirmesi mümkün değildir. 
Sayın Cumhurbaşkanımız ifade etti. Bundan sonra Türkiye ile ilişkiler eskisi gibi olmayacak derken hangi konularda olmayacak işte onlardan biri de Cumhurbaşkanımız ifade ettiler. Türkiye’den de Amerika Birleşik Devletleri’nin talepleri oluyor. Bizim de onlardan taleplerimiz oluyor. Elbette biz istiyoruz ki bu taleplerin anlayış, iş birliği iki ülke çıkarları, hukuk gereği yerine getirilmesidir. Bir taraf biz Türkiye olarak 10 tane kişiyle ilgili yakalama talep etmiş, tutuklama talep etmişte Türkiye 9’unu tutuklamışsa biz diyelim bir kişinin tutuklanmasını talep ediyoruz onu yapmadığınız zaman bu konudaki yürüyen süreçlerde sizin samimiyetinizi elbette Türkiye sorgular. Onun için de bundan sonraki süreçlerde eğer iade konusunda olumlu bir noktaya gelmezse Türkiye’nin tavrı Amerika’nın bize tavrı bu konularda neyse misliyle mukabele olarak devam edecektir. 

FETE ELEBAŞI BAŞKA ÜLKEYE KAÇMA İHTİMALİ
Bizim onlardan istediğimiz Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesidir. Milletin yargısının huzuruna çıkıp hesap vermesidir. İşlediği ve işlettiği suçların karşılığını adalet önünde görmesidir. Biz onu istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri bunu Türkiye’ye iade ederse ki iade etmesi için yeterinden fazla hem delil var hem de Türkiye – Amerika dostluğu da esasında böyle bir iadeyi zorunlu kılmaktadır. İade ederse doğru olanı yapmış olur. Ha başka bir ülkeye gitmesine izin verir mi vermez mi bilmem ama Amerika’dan çıkarması bile son derece önemlidir. O da başka bir tavır olarak ortaya çıkar ama elinde bir şeyi Türkiye’ye vermeyip kaçmasına veya oradan ayrılmasına göz yumarsa o da tabi iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyecektir çünkü terörist başının Pensilvanya’dan ABD’nin görmeden dışarı çıkabilme şansı kesinlikle yoktur. Kaçış arayışları var mı daha önce de be ifade ettim bazı ülkelerde Fethullah Gülen’in ABD’nin kendisi iade edebilme ihtimalinin varlığına binaen terör örgütü üyelerinde yer arayışı ve bir takım görüşmeler için yollar aradıklarına dair bilgiler var. Bunlar kuvvetli istihbarat bilgileri. 

ADİL ÖKSÜZ YURTDIŞINA MI KAÇTI ?
Ben Adil Öksüz’ün yurtdışına kaçtığına ihtimal vermiyorum. Neden vermiyorum çünkü Adil Öksüz hadisesi ortaya çıktıktan sonra hemen arkadan kısa bir süre geçmeden yakalama kararı çıktı. Her tarafı kontrol altına aldı. Giriş çıkışlar ülkeye tamamen bütün noktalar kontrol altına alındı. Ayrıca milletimiz fotoğrafları gördü. 79 milyon da bence onu takip ediyor. Benim görüşüm Adil Öksüz’ün bir yerde saklanıldığı yani birilerinin sakladığı kanaati. Yani Türkiye içinde çünkü o kadar yetenekli birisi değil. O SAS komandoları bile kaçamadılar. Onun kaçabilme saklanabilme imkânı yok. Onu saklıyorlar ama nerede saklıyorlar ben onun inşallah kısa bir süre sonra inşallah onun saklandığı yere ve onu saklayanlara ona yardım edenlere yataklık edenlere ulaşacaktır. Çünkü her ihtimal en ince detayına kadar değerlendiriliyor ve her şey takip ediliyor. 

YENİDEN DARBE OLMA İHTİMALİ
Yani bu beklentiden çıkıyor. Esasında Michael Rubin beklentisini demek ifade ediyor. Türkiye içerisinde de bu Fethullahçı terör örgütü bunu bu beklentiyi körüklüyor. Özellikle rüyalar üzerinden körüklüyor. Ailelere giderek körüklüyor. Cezaevlerindeki ziyaretçileri vasıtası ile içeri sokarak körüklüyor. Hiç merak etmeyin üçüncü dünya savaşı çıkacak bütün zindanlar boşalacak diyorlar. Hatta bazı görüşmelerde onu söylüyorlar. Aman diyorlar ailelerine siz dışarı çıkmayın ortalık karışacak şöyle olacak böyle olacak. Sürekli bir beklenti bir umudu yukarda tutarak itirafçı olmalarını etkin pişmanlıktan yaralanmalarını önlemek için bunu yapıyor.
14 Ağustos dediler oldu mu? Olmadı. İşte Ekim’in ilk haftasına kadar dediler olmadı şimdi kasım dediler olmayacak. Bak şimdi 10 Kasım geçtikten sonra yeni bir tarih çıkacaktır. Şimdi öyle bir terör örgütü yapısı var ki örgüt elebaşı Fethullah Gülen yüz tane yalan söylese ki 100 değil yüz binlerce yalan söylüyor. Yüzü de yalan çıksa güneş gibi söylediğini yalanları ortada olsa dahi yüz birincisini söylediğinde ona hemen inanan bir yapı var. Şimdi adam konuşuyor diyor ki işte cezaevine peygamberimiz geldi bayram namazını kıldırdı. Böyle oldu böyle oldu. Bunu anlatıyor cezaevinde olanlar ya böyle bir şey olmadı. Senin diyor imanında olgunlaşma yok diyor. Ben gördüm diyor sen niye görmedin diyor. Buna inandırmak istiyor buna da inanan insanlar var. Rüyalarla inandırmaya çalışıyorlar. Üçüncü dünya savaşı çıkacak işte böyle bir şey olacak, biz buradan kurtulacağız. Şu anda daha ayıklamalar bitmesi. Bizim esas onlar var onlar hemen bu işi yapacak. Başka ülkeler bizse yardımcı olacak. Onlar şöyle yapacak böyle yapacak. Akla hayale gelmedik onları inandıracak şeyler söylüyorlar. Hem bunu ailelere dönük el altından bunu söylüyorlar. Hem de cezaevi içerisine bunları aktarmak ve yaymak suretiyle oralardakilerin etkin pişmanlıktan yaralanmasını engellemek istiyorlar. Dışarıda da ailelerin çözülmesini engellemek ve örgütün bütün kirli yüzü ile deşifre olmasını önlemek istiyorlar. Ben buradan sizin aracılığınızla da bir kez daha söylüyorum. Bütün vatandaşlarımıza özellikle bu örgüt ile üyelik irtibat ve iktisap içerisinde olan kişilere söylüyorum. Diyorum ki gelin bu sahte uyduruk rüyalara inanmayın. Rüyaları uyduruyor kendi yaydırıyor. Bunlara inanmayın. Umudu sürekli diri tutuyor bunların hiç birisine inanmayın. Siz aklınızın vicdanınızın erdiği doğruyu yapın ve gerçeği söyleyin, bu örgütü deşifre edin. Etkin pişmanlık imkânlarından yaralanın çünkü yasalar bu noktada etkin pişmanlıktan yaralanmak isteyenlere bir takım imkânlar ortaya koymaktadır. Bunlardan yaralanmalarını ben özellikle tavsiye ediyorum. Çok ağır ceza alacak işte bazılarına öyle diyor. Sen diyor zaten en ağır cezayı alacaksın. En ağır cezayı alabilir birisi. Ama onun bir alt cezaya dönüştürme yetkisi mahkemeye aittir. Mahkeme onun itiraflarını şunları bunları değerlendirdiğinde bunu yapabilir. Örgüt üyeliği ile ilgili ise 221.madde var kişi orada cezasızlığa varana kadar bir imkân söz konusu o yüzden ben bir kez daha çağrı yapıyorum. Lütfen etkin pişmanlıktan istifade edin.”

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr

© 2020 BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ Resmi İnternet Sitesidir. Tüm hakları saklıdır.

Sitemizi Bugün : 7444 - Toplam : 2022711 kişi ziyaret etmiştir.