TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KURULUŞU BİR PROJEDİR

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, CNN Türk Canlı yayınında Hakan Çelik'in sorularını yanıtladı.

Gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Bozdağ’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

Öncelikle Ankaralılara, milletimize ve ülkemize geçmiş olsun diliyorum, gerçekten çok büyük bir felaketin önünden herhangi bir olumsuzluk olmadan kurtulmuş olduk. Güvenlik güçlerimizi, istihbarat örgütlerimizi kutluyorum. Terörle mücadeleye destek veren vatandaşımızı kutluyorum. Çünkü onların verdiği istihbarat netice doğurdu ve büyük bir felaket önlenmiş oldu. Bu bomba Ankarada mı başka bir yerdemi patlayacaktı şu anda kestirme imkanı yok, edinilen bilgilere göre. Terörle mücadelede vatandaşımızın istihbarat örgütlerimize aktardığı bilgiler terör eylemlerini önlemede vatandaşımızın ve ülkemizin aleyhine sonuçlar doğurmasını önlemede çok büyük bir etkiye sahiptir. Bundan sonra herhangi bir şey gördüğünde de vatandaşımızın bunu bildirmesi lazım. Güvenlik güçlerimiz sadece Ankara da etkisiz hale gelen canlı bombalar değil, bunun dışında henüz kamuoyuna mal olmamış pek çok eyleme hazırlanan bombalı araç yakalıyorlar. Ankara'daki hadiseyle ilgili gelen bilgiler, sayın Valimizin açıklamasındada var PKK'yı işaret ediyor. Tabi bütün bilgiler toplandıktan sonra net olarak konuşmak gerekir. Bununla ilgili güvenlik güçlerimiz gerekli soruşturmayı yürütüyor, savcılıkta olaya el koymuş durumda.

 

BAŞKA CANLI BOMBA VARMI?

Böyle bir korku havası oluşturmaya gerek yok. Türkiye bulunduğu bölge itibariyle çok kritik bir noktada çünkü 910 km bir Suriye sınırı var ve Suriye'de yaklaşık beş yıldır süren bir iç çatışma var. Irak'ta 2003'ten beri süren çatışma söz konusu. Buralardan Türkiye'ye dönük terör doğuran kaynaklarda var. Bir yandan bölücü terör örgütü hem Irak'tan hem Suriye'den, hemde ülkemiz içinden Türkiye'ye eylem yaparken öte yandan uluslararası proje terör örgütü olan DEAŞ bu projeyi hayata geçirenlerin bölgemizdeki siyasal hedeflerine hizmet etmek için hem Suriye içinde hem, Irak'ta, hem Türkiye'ye dönük terör eylemleri geçmişte yapıyor ve yapmaya devam ediyor. Bundan sonrada her terör örgütü Türkiye içerisinde eylem hazırlığı içerisinde olabilir. DHKPC terör örgütü diğer aşırı sol terör örgütleri, Fetullahçı terör örgütü hepsi kardeş ve bunların hepsi taşeron örgütler. Uluslarası güçlerin talimatlarıyla Türkiye'nin politikalarını kararlarını yürüyüşünü etkilemek maksadıyla istedikleri zaman eylem yapıyorlar. Türkiye'ye dönük hedefleri bitmediğine göre bu terör örgütlerinin eylemleride onlar beslediği için besledikleri sürece devam edecektir. Bunlar bunu yapıyor diye Türkiye yerinde durmayacak.  Terör örgütlerinin kökünü kazıyana kadar devam edecektir. Bölücü terör örgütü olsun, DAEŞ terör örgütü olsun, DHKPC, FETÖ  olsun başka terör örgütleri olsun bunların tamamıyla eş zamanlı en etkin ve kararlı mücadeleyi verecek güç imkan ve kabiliyete Türkiye devleti sahiptir bundan sonrada devam edecektir. Vatandaşlarımız müsterhi olsunlar güvenlik güçlerimiz gece gündüz görevlerinin başındadır. Engellenen her hadise kamuoyuyla paylaşılmıyor, yakalanan her araç kamuoyuyla paylaşılmıyor çünkü, terör örgütlerinin bir hedefide kamuoyuna korku tehdit yaratacak haberleri yayarak vatandaşı tedirgin etmek. Güvensizlik duygusunu herkese yerleştirmek istiyorlar. Onun için vatandaşlarımızın terör örgütlerinin bu korkutucu propagandalarının karşısında uyanık olmalarını tavsiye ediyorum. Etrafında gördükleri olağan üstü durumlar olduğu zaman kendisi bir duyarlı vatandaş olarak teröre karşı etkin mücadelenin hemen o bilgiyi en yakın güvenlik birimlerine iletmek olduğunu hatırlatıyorum. Ankara'daki olay bunun en güzel göstergesi, güvenlik birimleri gitti belki onlarca vatandaşımızın hayatına mal olacak teröristi kendisini patlatarak kendi sonlarını hazırlamış oldular. Bunun için onlara ayrıca teşekkür ediyorum.

 

 TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KURULUŞU BİR PROJEDİR

DAEŞ diye bir terör örgütü var çok eski bir örgüt değil üç dört sene öncesine kadar böyle bir örgütün adını kimse bilmiyordu. Bu örgütün kullandığı teröristler nereden geliyor. Yaklaşık 125 ayrı ülkeden belki daha fazla ülkeden kültürleri, eğitimleri, dilleri, vatanları ayrı, mezhepleri ayrı, yetişme tarzı ayrı bu kadar farklı ülkeden teröristi ölmek ve öldürmek üzere kim ikna edipte Avusturalya'dan, Amerika'dan, İngiltere'den, Fransa'dan Suriye'ye getiriyor ölmesine öldürmesine neden oluyor.  Bir kaç sene önce kurulmuş bir terör örgütü teröristleri dünyanın bu kadar farklı ülkesinin dilini nasıl bu kadar çabuk öğrendiler. Bu kadar ayrı ülkenin vatandaşını iknayı bu kadar çabuk ne zaman öğrendiler. Bunları nasıl ölmeye öldürmeye ikna ettiler. Çok açık ve net söylüyorum. Bu DAEŞ terör örgütünün becerebileceği bir şey değil, bunun arkasında çok net söylüyorum, bu DAEŞ terör örgütünün becerebileceği bir iş değil bunun arkasında çok güçlü pek çok yerin arkasında katkısı var. Başka istihbarat örgütleri oralardan etkiliyor. Başka ülkelerdeki aşırılıcığa meyilli insanları gaza getiriyorlar, hem ülkeleri o tehditten kurtulmuş oluyor, hemde buralardaki projelerde kullanıyor. Bunu bir ülke değil pek çok ülke bunun arkasında. Musul'u işgal ediyorlar Musul Kerkük petrolleri var, petrol için kıyamet kopuyor yıllardır oralarda bu terör örgütleri, bütün koalisyon güçleri havadan bombalıyor, Rusya bombalıyor, İran askerleriyle orada herkes orada bütün dünya karar veriyorda niye bu DAEŞ terör örgütü bitmiyor. Bombalar doğru adrese gitmiş olsa tek tek adamların hepsini bu bombalar temizlerdi. Bombalar doğru adrese gitmiyor çünkü DAEŞ terör örgütünü kuran güçlerin projeleri tamamlanmadı. Tamamlandığı gün göreceksiniz DAEŞ terör örgütü kaybolup gidecektir.

 

DAEŞ İLE EN KARARLI MÜCADELEYİ YAPAN ÜLKE TÜRKİYE'DİR

Türkiye Cumhuriyeti devletini de DEAŞ terör örgütüne destek veren bir ülke gibi göstermek içim hem FETÖ, yargı içindeki polis içindeki adamları uluslararası çevreler güçler bazı ülkeler el birliği ile ne yapıyorlar, bir kara propaganda yaptılar ve hala da o propagandayı yürütüyorlar. Hâlbuki DEAŞ terör örgütü ile çok net söylüyorum en etkin ve en kararlı mücadeleyi yapan yegâne ülke Türkiye devletidir. Türkiye yapıyor. Bizim güvenlik güçlerimiz yapıyor bundan sonra da yapacak. Darbe teşebbüsüne gelince diğer terör örgütleri onların arkasında da PKK dahil uluslararası güçler olmadığı zaman bu performansı gösterme imkânları yok.

 

ABD'NİN BİLGİSİNİN OLMAMASI MÜMKÜN DEĞİL

Hepimiz biliyoruz ki kim ne yapıyor hepsini biliyoruz. Her devlet başka devletin ne yaptığını biliyor. Yani başka istihbarat örgütlerinin ne yaptığını biliyor. O halde kim kimin ne yaptığını, Suriye’de kim hangi hedefler için neler yaptığını gayet iyi biliyor. Herkes de birbirini tanıyor birbirini görüyor. Belki uluslararası ilişkiler bakımından bu görmelerin tanımaların ifadesi farklı olabilir. Ama şu bir gerçek bütün güçler oradaki güçlerin farkında yapılanların edilenlerin farkında. FETÖ darbe teşebbüsü ile ilgili konuya gelince ben geçmişte şunu söyledim. Dedim ki Türkiye’nin elindeki bilgi ve belgelerden daha fazlası ABD’nin istihbarat örgütlerinin elinde vardır dedim. Niye dedim? Gene de aynı görüşteyim. Şimdi ABD büyük bir devlet. Ekonomisiyle büyük güçlü. Eğitimi ile büyük güçlü. İstihbaratı ile büyük güçlü, ordusu ile büyük güçlü. Pek çok yönüyle teknolojisiyle dünya devletleri içerisinde son derece ağırlığı olan büyük bir güç.

Şimdi benim yaptığım açıklamaların arkasında mıyım değil miyim onu izah için söylüyorum. Büyük bir güç. Amerika’nın istihbaratının hem CIA üzerinden dış istihbarat hem de FBI üzerinden içerideki bilgi akışı ile ABD’de bulunan FETÖ elebaşı terörist Gülen gibi başka ülkelerden olan teröristler dahil orada eğer başka ülkelere Türkiye’ye dönük bir terör örgütünün sevk ve idaresini yapan varsa veya başka ülkelerde de Türkiye’de olduğu gibi terör eylemi yapan varsa onu takip etmemesini kabul etmek düşünmek akla mugayir bir şey. Türkiye’de de başka bir kişi varsa devlet güvenliği için riskse Türkiye’de bunu kendi yasaları çerçevesinde takip ediyor. O yüzden ben dedim ki Türkiye’de elde olan bilgi ve belgelerden daha fazlası ABD’nin elinde vardır. Fethullah Gülen’in bu darbeyi sevk ve idare ettiğine planladığına dair.

Çok net söylüyorum. Neden Pennsylvania’nın etrafında gecenin karanlığında uçan sineklerin cinsiyetlerini bilecek kadar çok net oraları takip ediyor. Herkes biliyor gözetliyor. Yani orada kim ne konuşuyor kim geliyor kim gidiyor. Eğer biz bunları ABD bilmiyor dersek kendimizi aldatırız. ABD gibi güçlü bir devlet bunları bilir. Bunların arkasındadır demiyorum. Ama bunlara dair bir istihbari bilginin ve darbe teşebbüsünden sonraki süreçte buna dair Fethullah Gülen’in bur darbeyi planlayıp sevk ve idaresini yaptığı ve FETÖ örgütüne mensup askerlerce ve onlara eklemlenen diğer bazı askerlerce bu darbe teşebbüsünün gerçekleştiği konusunda bizim elimizdeki delillerden doğrudan onun irtibatını net olarak ortaya koyan istihbari bilgiler olduğuna ben inanıyorum. Çünkü aksi takdirde ABD’nin istihbaratı yok demektir. FBI veya CIA görevlerini tam yapmıyor demektir. Yani ben o açıdan söylüyorum yoksa başka bir nedenle bunu söylemiyorum. Türkiye’de de bu darbe teşebbüsünü FETÖ’nün gerçekleştirdiği konusunda hiç kimsede bir tereddüt yok. Herkes bu konuda aynı. Şu ana kadar elde edilen bilgiler itiraflar pek çok ifadeler de Fethullah Gülen’in darbeyi bizzat sevk ve idare ettiği plana onay verdiği, FETÖ’cü darbeci askerlerin de bu talimatın gereğini yerine getirmek üzere hareket ettiğini her türlü tartışmadan uzak bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

FETÖ ELE BAŞININ İADESİ

Dört dosya gönderdik. Ayrıca darbe teşebbüsü ile ilgili geçici tutuklama talebimizi de ABD yetkili makamlarına gönderdik. Bizim aramızdaki anlaşmanın dokuzuncu maddesi çok açık. Eğer bir ülke iade talebine ilişkin dosyasını karşı tarafa ilettiği takdirde karşı taraf iadesi istenen kişiyi arar bulur ve tutuklar. İade karar verene kadar da tutuklu kalır diyor. Ek bilgi isteyebilir bizden ister. Biz de onlara verebiliriz. Ama bu ek bilgi istemesi dokuzuncu maddenin ikinci fıkrası gereği tutuklama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Burada bir takdir hakkı yok. Şu anda ABD makamları bu maddenin ikinci fıkrasını uygulamıyor. İki, geçici tutuklama talebimizi biz 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ilgili 10 Eylül 2016’da ABD adli makamlarına ilettik. O günden bugüne kadar bize bu konuda olumlu veya olumsuz bir cevap vermediler. Daha önce de geçici tutuklama talebimiz vardı iade taleplerimizle beraber. O zaman bize sordular neden siz hemen tutuklanmasını istiyorsunuz bunu gerektiren gerekçeleriniz nedir diye sordular. Biz kendilerine neden geçici tutuklama yapılması gerektiğini ve gerekçelerimizi çok net bir şekilde ilettik. Ancak şu ana kadar olumlu bir cevap vermedi. Daha ziyade kullanılan kavramalar biz işte hukuk devletiyiz yargı bu konuda karar verecektir. Biz zaten buna itiraz etmiyoruz. Elbette yargı karar verecek. Türkiye de bir hukuk devleti. Türkiye’den birisi istendiği zamanda buna dair kararı nihayetinde yargı veriyor. Ama şunu da hepimiz biliyoruz ki yargı dış politikayı tayin etmiyor. Ülkeler arasındaki ihtilafların yargı eliyle çözülmesi hiçbir ülkenin kabul edeceği bir şey değil. Üniversitelerde bu iadeye ilişkin süreçler anlatılırken hocaların hepsi anlatır. Yani burada yargı kara verir yargı bunu veriyor ama niye hep bu sistem kurulmuş? Hükümetler iade etmek istemedikleri biri olduğu zaman topu oraya atarlar biz yargı buna karar verir yargı böyle bir karar verdiğinde de tamam mı, efendim der ki yargı kararı. İade etmek istediği zaman da topu oraya atar. Çünkü iade etmek istediği kişi de yine ha keza orayla irtibatları olan bir kişi olabilir ona karşı da yani bizim hukuk devletiyiz dosya geldi. Onu yargıya gönderdik yargı buna karar verdi. Yani bu kitaplardaki bu konular anlatırken hocaların söylediği bir şeydir. Onun için yargı sürecine biz de saygı duyuyoruz bu süreç işlemesi lazım ondan şüphe yok. Ama bu kadar dosyasında evrak bilgi belge delil olan birisine dair eğer yargı bir iade kararı vermezse hiç kimse o yargı kararının arkasına sığınmamalı. Çünkü eğer bu kadar bilgi belge delille birisi iade edilmeyecekse hangi dosyada iade yapılır ben bir hukukçu olarak onu anlamakta da zorlanıyorum.

ABD'YE TEK BİR DOSYA GÖNDERİLMEDİ

Gönderilen dosyalara baktığınızda bunların hepsi tek dosya değil. Öyle bir algı veriliyor ki iade için Türkiye tek dosya gönderdi işte yaklaşık 80 alt klasör dosya gönderdi işte bu kadar dosyayı kısa sürede nasıl inceleyecekler şu kadar sayfa. Bir defa bunların hepsi tek dosya değil 4 ayrı dosya her dosyanın klasör sayısı ayrı. Bu dosyaların yarısı o klasörlerin Türkçesi yarısı da İngilizcesi. Amerika’daki yetkili makamlar açıkladı işte şu kadar dedi ama tamamı onun İngilizce metin değil, tamamı da Türkçe metin değil. Klasörlerin yarısı Türkçesi… Hepsinin Türkçesini de gönderiyoruz, İngilizcesi’ni de gönderiyoruz, ikisini beraber gönderiyoruz aramızdaki anlaşma gereği. Onun içi dosyalar o kadar dosya değil onun yarısı kadar var.

Onlar bizden bu dosyaları efendim çok şey var içinde önemli olan konular neler ise onları bize bildirin dediler. Biz onları da ayrıca kendilerine bak somut deliller şunlar şunlar diye bir liste bildirdik. Amerika’dan bir heyet geldi 23 – 24 Ağustos’ta uzman bir heyet Adalet Bakanlığı’ndaki uzman heyetlerle Ankara’da bu dosyaların ikisini geniş kapsamlı ele aldılar. Diğer dosyalarla ilgili de bazı bilgi alışverişinde bulundular. Dolayısıyla biz onlara da buna dair değerlendirme yapıyor. Üçüncüsü Adalet Bakanlarındaki merkezi makamlar yargılama yapmaz. Bu gelen evrakları mahkemesine gönderir, ilgili mahkemeye. O mahkeme bunun kararını verecek ama şuanda öyle bir görüntü var ki yargılamayı mahkeme değil de Adalet Bakanlığı’ndaki bu adli yardım konularını yürüten merkezi makam yapıyormuş gibi bir şey var o da doğru bir görüntü değil. Biz gönderdiğimiz dosyaların tamamını Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki iade anlaşmasının hükümlerine göre koyduk. Ayrıca Amerika’nın iç hukukunu bilen hukukçulardan da onlar neyi arar bu konularda diye onlardan da destek aldık. Bir de Türkiye’nin uzun zamandır 1980 yılından beri bu anlaşma çerçevesinde ABD ile yürüyen bir iade süreci var bunun kazandırdığı bize bir tecrübe var. O tecrübeyi de gözeterek yaptık. Yani yaptığımız iş kitabına tam uygun şekilde yapılmış bir iştir.

İADE ETMEYECEKLER KANAATİ GÜÇLENİYOR

Kesin bir cümle söylemek istemiyorum. Neden istemiyorum çünkü süreç bitmedi. Bu süreç bittikten sonra bunu yüzde yüz anlayacağız ama bu kanaat ne yapıyor her geçen gün daha da güçleniyor.

Yani işin zamana yayılıyor olması orası eksik burası fazla işte yargı tartışmaları şunların sürekli gündemde tutuluyor olması ve işin yarına öbür güne aktarılan yönü bu yöndeki bir kanaati besliyor ama nihayetinde bunun kararını ABD verecek, yetkili makamları verecek. Onlar karar vermeden ABD yerine geçip onlar yüzde yüz böyle yapacak dersek yanlış oluruz ama oradaki tutumlar söylemler sizin dediğiniz kanaati Türkiye açısından güçlendiriyor ama şunu ifade etmem lazım burada Türkiye’de ABD karşıtlığı 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra büyük bir artış gösterdi. Anketlere bakarsanız belki geçmişle mukayese edilmeyecek oranda bir artışın olduğunu da görüyoruz. Neden artıyor derseniz işte bu Fethullah Gülen ile ilgili açıklamalar, yorumlar, değerlendirmeler belki onların kendi iç hukuku bakımından doğru olan şeyler olabilir ama Türk halkının bu değerlendirmeleri algılama biçimi bakımından onların aleyhine bir sonuç ortaya koyuyor. Eğer Beyaz Saray’ı birisi bombalamış olsaydı, Kongre’yi bombalamış olsaydı, Sayın Obama ve Ailesine suikast girişiminde bulunmuş olsaydı bu kişi de Türkiye’de bulunmuş olsaydı ve ABD devleti bizden bu kişinin iadesini talep etmiş olsaydı. Türkiye’nin şuanda takındığı tavır ABD’nin Fethullah Gülen’in iadesi konusunda takındığı tavır gibi olsaydı. Amerikan halkı Türkiye Devleti için ne düşünürdü? Şuanda Türk halkı Amerika Birleşik Devletleri için aynı şeyi düşünüyor. Ben umarım ki ABD bir teröristi Türkiye’ye tercih etmez. Türkiye’nin dostluğunu, ittifakını, stratejik ortaklığını Ortadoğu’da, Avrupa’da Türkiye ile birlikte dayanışma içerisinde olmayı, FETÖ ile dayanışma içinde olmaya tercih eder.

 

PATLAYICI MADDE ÜRETİMİ CEZALARI

Tabi bu canlı otomobil patlatan, bomba yüklü araçlar, kamyonlar, tırlar, taksiler ve benzerlerine çok yoğun miktarda ne yapıyorlar amonyum nitrat koyuyorlar. Başka patlayıcı maddeler koyuyorlar ve daha çok zarar vermesi için böyle bir yolu tercih ediyorlar. Bundan önce hükümetimizin aldığı karar doğrultusunda Tarım Bakanlığı bu amonyum nitratla ilgili önemli düzenlemeler yaptı işin önünü kesmek için adım attı. Şimdi Adalet Bakanlığı olarak biz Türk Ceza Kanunu’nda bir değişiklik yapmak suretiyle amonyum nitrat bulundurmak, sağlamak ve diğer alanlardaki bu konuyla alakalı cezaları daha da arttıran bir adım atıyoruz ve böylelikle bu konuda cezai gerektiren bir boşluk kesinlikle olmayacak ve cezayı da katlayacağız. Böylelikle caydırıcılığını arttıracağız. Denetim yolu zaten arttırıldı ceza hukuku bakımından da bunu daha etkin bir yaptırıma bağlıyoruz. Tasarımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önümüzdeki hafta sevk edilecek.

 

SİYASİ PARTİLER İÇİNDEKİ FETÖ TEMİZLİĞİ

Bu herkesin gündemi şuanda bütün partiler, STK’lar herkes kendi içine dönüp bir tarama yapması lazım. Ak Parti’de buna dâhil. Kamuda biz nasıl bir arındırma politikasını güdüyorsak herkes kendi içinde bir arındırma politikasını gütmesi lazım. Devlet kendisine sadakatinden şüphe duyduğu bir kamu görevlisi ile çalışmama hakkına sahiptir. Eğer çalışırken sadakatinden şüphe duyduğu bir durum ortaya çıkarsa onunla da sözleşmesini fesih etme hakkına sahip. Ne Amerika’da ne Avrupa’da PKK gibi FETÖ gibi terör örgütüyle irtibatlı üyesi olan birinin yargıda, orduda, kamuda olması izin vermez. Yani siyasette de bunu yapmak lazım. Şimdi Ak Parti 2011 seçimlerinde bu konuya çok büyük hassasiyet gösterdi. O zaman ben parti içerisinde milletvekillerini belirlemek için Sayın Başbakanımız şimdiki Cumhurbaşkanımızın başkanlığında kurulan komisyonda üyeydim. Fethullahçı terör örgütüyle irtibatı olan pek çok kişi değişik illerden bizden milletvekili adayı olmak için müracaatta bulundular ve o dönemde Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığındaki heyet bunların neredeyse tamına yakınını çizdi hiçbirini listeye koymadı. Sadece kamuoyunun bildiği iki isim var. Onun dışındakiler o vasfı bilinerek hiç konmadı, onları da zaten partiden ihraç ettik biliyorsunuz daha sonra. Hakan Şükür sporcu kimliği ile girdi o kimliği ile girmedi. Dolayısıyla biz 2011 seçimlerine giderken, milletvekili listelerimizi oluştururken bu konuda ilk titiz davranmaya başlayan ve adım atan parti olduk. Arkasından biliyorsunuz il kongreleri oldu 7 şubat MİT krizinden sonra biz o dönemde il kongrelerimizde de bu hassasiyeti gösterdik. 30 Mart mahalli seçimleri olurken AK Parti belediye başkan adayı ve il genel meclisi üyelerini belirlerken de aynı titizliği gösterdi hatta bazı yerlerde biz ilan ettiğimiz başkan adaylarını sırf bu nedenle değiştirdik.  7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerine giderken de bizim kıstaslarımızdan bir tanesi Fethullahçı terör örgütü üyesi veya bu örgütle irtibatı olmaması oldu.

Yani biz bu konuda titizliğimizi sadece 15 Temmuz’dan sonra koymuş değiliz. Ak Parti olarak ta 2011’den beri 7 Şubat olayı dershane hadisesi, 17,25 Aralık bütün bu süreçlerin hepsinde biz bunu yaptık. Ama bunun aynısını CHP’nin de yapması lazım MHP’nin de yapması lazım diğer partilerin de yapması lazım. Şimdi burada biz eğer birbirimize sen yaptın ben yapmadım diye suçlarsak yanlış olur. Ben buradan söylüyorum diyelim ki seçimlerde 30 Mart seçimlerinde de 1 Kasım ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde de FETÖ kimleri destekledi çok açık. Belediyelerde hangi ilde Ak parti adayının karşısında en güçlü aday varsa partisine bakmaksızın onun etrafında kümelendiler onlara çalıştılar. Milletvekilliği seçiminde de öyle barajı geçtiği için bütün partiler, hangi yerde Ak Parti zarar görecekse o partiye yüklendiler ve oraya odaklandılar. O zaman bu kararı alan yerler belediye meclislerine üye pazarlığı yaptılar mı, belediye başkan adayı yaptılar mı, milletvekili pazarlığı yaptılar mı? Bunlara dair bir şey var mı teşkilatlar var mı ben onu bilmem. Onu kim bilecek? Onu ilgili partiler bilecek. Onun için herkes sen şunu yaptın ben bunu yaptım yerine projeksiyonu kendisine çekmeli he kendi içinde bu konuda bir ayıklamayı mutlaka yapmalıdır. Siyaseti biz buradan arındırmazsak ne olur? Şu anda bir kara propaganda yapılıyor bu partileri teslim alır. Bakın CHP bir operasyon yedi, MHP birden fazla operasyon yedi. Ak Parti’ye operasyon yapmaya kalktılar. Ne oldu? Hepsi ortada onun işçinde partilere karşı bir hareket de var. Bu FETÖ bütün tek bir partiye hakim olmak istemiyor. En iyi ülkücü olmak istiyor. En iyi sosyal demokrat olup CHP’ye. En iyi muhafazakar olup AK Parti’ye. En iyi medya olup bütün medyaya, yani bütün sivil topluma hayatın her alanının belirleyicisi, tayin edicisi takdir ve terfi ettiricisi yegâne kara vericisi olmak istiyor. Bunu Türkiye bu kadar yaşanmışlıktan sonra hayatın her alanında eğer görmemişse o zaman biz büyük bir yanlışlık içindeyiz. Partilerin de bu konuda ben gereken hassasiyeti göstermesi gerektiğine inanıyorum.

Şu anda bizim partimizde bu konuyla çalışan teşkilat başkanımız, mahalli idareden sorumlu başkanımız, siyasi işler başkanımız gibi bir heyet var. Bu konuda parti içerisinde de bir çalışma yapıyor. Bizim şu anda bazı belediye başkanlarımız biliyorsunuz tutuklu. İçeride Erzurum Aşkale belediye başkanı, zannedersem üç tane değişik yerlerde var. Şu anda tutuklu içeride ve partiyle de bunların ilişkileri kesildi. Milletvekilleri listelerine de demin söyledim. Biz çok dikkatli davrandık. Belediye başkan listelerinde de dikkatli davrandık. Hem 2011 hem 2015’in iki seçiminde de hassasiyet gösterdik. Biz bu hassasiyeti her alanda göstermeye devam ediyoruz edeceğiz de. Ama şimdi şunu yapıyorlar. Sanki AK parti FETÖ ile hiç mücadele etmemiş, etmiyormuş, kendi içinde de mücadele etmemiş etmiyormuş gibi bir hava vermeye parti içine dönük bir çalışma yapmaya gayret eden çevreler var. Şimdi 7 Şubat ben tarihleri ileri geriye sarmak istemiyorum ama FETÖ ile 15 Temmuz 2016’dan sonra mücadeleye başlamış bir hareket değil Ak parti. Çok eskiden başlamış. Bir şey daha ifade etmek istiyorum. Herkes FETÖ ile ilgili ben önce farkında vardım sen vardın değerlendirmesini yapıyor. .çok net söylüyorum. Türkiye’de Fethullahçı terör örgütünün hedefleri bu devlet için ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğu konusunda ilk farkına varan lider Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dı. TSK içerisinde FETÖ ile mücadele ettiğini söyleyen genelkurmay başkanı paşalar oldu. Başka siyasi partiler içinde de oldu. Onlar mücadele ettikleri FETÖ değil. Fetö zannettikleri muhafazakâr insanlar. Çünkü FETÖ kendini gizlemek için büyük bir takiye kullandırıyor. İçki içtiriyor namaz kıldırmıyor oruç tutturmuyor. Şimdi onların FETÖ’cü kıstası şekil üzerine kurulmuş. FETÖ’nün öyle bir derdi yok ki. Şekil diye bir derdi yok. Dinin emirlerine uyma diye bir derdi yok. Onun şimdi bir hedefi var o hedefe girmek için her şeyi ayaklarının altına alıp çiğniyor. Öyle olunca sadece onlar muhafazakâr veya mütedeyyin yapısı olduğunu gördükleri FETÖ’cü olarak gördüler. Fetöcülüğü sadece laiklik açısından bir tehlike ve tehdit değerlendirmesi içerisine aldılar. Ama Türkiye için bir ulusal güvenlik, paralel devlet değil devlet olma devletin her yerine bütün kılcal damarlarına hakim olmak, rejim değiştirmek değil pek çok şeyi yapmak gibi bu ülkenin ve millet için bir ulusal güvenlik tehdidi olduğunun Türkiye’de ilk farkına varan lider Sayın Cumhurbaşkanıdır. Bu konuda da en etkili mücadeleyi veren parti AK Parti’dir. Onun için biz bu mücadelede de bundan sonra da devam edeceğiz. Ak Parti’nin içerisinde dışında başka yerlerde onun hep polemiğini yaptılar.

 

OHAL’İ GEREKLİ KILAN ZARURETLER ORTADAN KALKMADI.

 Birinci OHAL kararı alındıktan sonra biz şunu söyledik. Dileriz ki bu karar son karar olur. Hatta biz 3 ayı tamamlamayız 2 ay bir ay içerisinde biz bu işi bitirmeyi hedefliyoruz dedik ama bu süre içerisinde bu iş bitmedi. Onun için yeni bir uzatma kararı aldık. Neden bitmedi? Ohal’i gerekli kılan zaruretler ortadan kalkmadı. Fethullahçı terör örgütü yapısı Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumları ve organları içerisine olan sirayetini ülke ve anayasal düzen için tehlike ve tehdit olmaktan çıkarmayı başardığımız zaman o zaman biz bunun artık gerekli olmadığına karar verip sonlandırmamız gerekiyor. Onun için de Ohal’i hükümet işini hızlı yapsın diye verdik. Halka dönük bir yansıması hiç olmadı dikkat ederseniz diğer alanlarda OHAL’in uygulamaları söz konusu değil. Hükümet hızlı hareket etsin ama hızlı hareket etsin diye gerekli incelemeler araştırmalar tahkikatlar yapılmadan da hareket edilirse o zaman da yanlış olur. Doğru karar vermek ve bu konudaki tehdidi tüm ortadan kaldırmak için bir üç ay daha uzatıldı.

 

İDAM CEZASI HALKIMIZIN BİRİNCİ GÜNDEMİ

Vatandaşın nerede konuşursak idam istiyoruz diye talepleri var. Sayın cumhurbaşkanımız açıklama yaptı. Eğer meclis bu konuda karar verirse ve kanun önüne gelirse anayasa değişikliği ben bunu memnuniyetle imzalarım dedi. Sayın başbakanımız halkın talebine karşı biz sağır kalamayız dedi. Yani bu talebini duymamazlıktan gelemeyiz dedi.

Biliyorsunuz anayasamızda idam cezasının verilemeyeceğine dair bir yasama yasağı var. Önce bu yasak kalkması lazım ki idama ilişkin düzenleme yapılabilsin. Bu yasama yasağının kaldırılmasında ancak 367 ile mümkün. Şu anda Ak Parti’nin 367 çoğunluğu bulunmamakta. Mecliste de böyle bir uzlaşma ihtimali görünmüyor. Böyle bir ihtimal olur mecliste uzlaşma çıkarsa onla ilgili elbette anaysa değişikliği yapılmasına mani bir hal yok. Ama şu anda böyle bir uzlaşma mümkün olmuş gözükmüyor.

 

YARGIDAN MEMNUNİYET RAKAMLARI İYİ

Yargının herkesi memnun etmesi çok zor. Hani memnuniyet anketleri yapılıyor ya hizmetlerden. Ben vatandaş olarak da söylesem Adalet Bakanı olarak anlaşılacak. Ben ikisini beraberinde söyleyeyim. Şimdi 2002’de yargıdan memnuniyet %45,7. Yargı hizmetlerinden. En son 2015 TÜİK verileri %50,4 bu iyi bir rakam. Hizmetlerde memnuniyet güven ayrı. Neden iyi bir rakam? Çünkü yargıda işi olanın %50’si zaten kaybediyor. Davacı davalı bir kaybediyor biri kazanıyor. Kazananda istediği gibi kazanamıyor. İşte şu kadar istedi yarısını veriyor mahkeme. İşte ceza davalarında cezalar zaten rahatsız memnun değil. İşte müdahil olan müşteki olan istediği kadar mahkeme ceza vermedi diye o dava açsın dolayısıyla yargı hizmetlerinden memnuniyeti ölçerken diğer alandaki hizmetlerle aynı şekilde ölçersek onlarla bunu yarıştırmanın imkânı yok. Tabi vatandaşımız istiyor ki en ağır cezayı alsın. Bir suçun mağduru suç işleyen. Ama sonuçta yasalara göre cezalandırılıyor. Yasa onun için bir ceza takdir ediyor ve ona göre bir ceza veriliyor. Bu da yargılama süreci sonunda karar veriliyor. Yani Rüzgar Çetin ile ilgili dosyayı incelemiş değilim. Mahkeme hangi gerekçelerle dosyanın içerisindeki verilerle o kararı verdi bilmiyorum. Ama mahkeme diyelim ki en ağır şekilde bunu cezalandıracak şekilde değerlendirdi mi onu dosyayı görerek karar vermek lazım. Ben dosyayı görmeden konuşmayı doğru bulmuyorum.

 

TÜRKİYE VİZE SERBESTİSİ KONUSUNDA YETMİŞ İKİ BAŞLIĞIN TAMAMINI YERİNE GETİRDİ.

 O dönemde konuşulanlar Adalet Bakanlığı üzerine düşenler vardı başka bakanlıklar. İşte daha sonra dendi ki getirilmedi. Hangi konular? Bizim yerine getirdiğimiz bazı konularda işte şurası kişisel bölgeleri koruma kanunu gibi şöyle eksik oldu burayı düzeltin. Bizim vize serbestîsi kapsamında o kısa dar dönemde 72 maddeyi konuşurken konuşmadığımız çok eski dönemde konuşulmuş bazı konular var. Halbuki o dönemde konuşurken şunlar üzerinde. Sonra onları biz yerine getirdikten sonra çok çok eski dönemde o konuyla ilgili olan diğer kısımları ya bunlar da vardı diye Türkiye’nin önüne getirildi. O açıdan yapılanı ben doğru görmüyorum. Bize karşı ne koymuştuk biz? Şu masanın üstündekiler masanın altında şu da varmış demek doğru değil. O zaman onu da üzerine koyacaksın. Mesela terörün tanımını bizden kesinlikle istemediler. Ama daha önceki dönemlerde onla ilgili bir şey varmış. Fakat bu süre içerisindeki 72 madde için sayarken o yok.

 

TÜRKİYE CEZAEVLERİNDE KÖTÜ MUAMELE YOKTUR

Türkiye cezaevlerinde ve tutuk evlerinde kim kötü muamele ve işkence vardır diyorsa çok net söylüyorum iftira ediyor. Kötü muamele kim söylüyorsa iftira ediyor. Türkiye cezaevlerinde kötü muamele yoktur. İşkence yoktur. Var diyen bize şunu söyleyecek. Falan cezaevinde tutuk evinde falanca tutuklu veya hükümlüye şu vakitte falanca kişiler tarafından şöyle bir kötü muamele ve işkence yapıldı diye söylenmesi lazım. Kimse bunu söylemiyor. Ağzını dolduruyor (…) örgütü başka yapılar, bazı gazeteler şunlar, biz onlara çok net söylüyoruz. Adres verin, isim verin kim yaptı ne zaman yaptı? Şuna yapılmış o zaman yapılan şikayetçi olsun. Bize dilekçe versin savcılığa dilekle versin, meclis insan hakları komisyonuna dilekçe versin. Başka denetim yapan yerler var uluslararası denetim var. Onlara söylesin hep beraber bakalım. Ben CPT geldi onlara da söyledim. Onlar bize bazı aktarımlarda bulundular. İşte şeylerle ilgili bu konularla alakalı. Onlardan da ne zaman nerede kime yapılmış kime yapılmış verin vermediler. Onlar tabi gizli yapıldığı için görüşmeler o açıdan vermeyeceklerini. Ama şikayetçi olsunlar. Ben bu konuda yoktur diyorum. Var diyen de mutlaka bize iletsin yargıya iletsin gereğini biz yapmazsak bizi o zaman itham edip suçlasın.

 

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr

© 2020 BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ Resmi İnternet Sitesidir. Tüm hakları saklıdır.

Sitemizi Bugün : 7545 - Toplam : 2022812 kişi ziyaret etmiştir.