YALANLAR VE İFTİRALAR TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİYMİŞ GİBİ GÖSTERİLİYOR
29.06.2022

BOZDAĞ: TÜRKİYE’NİN İSTEĞİ, ÜLKEMİZE KARŞI TARAFSIZ, OBJEKTİF VE ADİL DAVRANILMASIDIR

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, uluslararası kuruluşların Türkiye’ye karşı adil ve tarafsız davranması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye hakkında uluslararası alanda çok ciddi bir olumsuz algı yaratma çabası ile karşı karşıyayız. Yalanların, iftiraların Türkiye'nin gerçeği gibi bazı uluslararası örgütler tarafından, hatta bazı uluslararası Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi örgütlerin temsilcileri tarafından da kabul gördüğünü üzülerek belirtmek isterim.” dedi.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından düzenlenen İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesinde Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının Güçlenen Rolleri Uluslararası Zirvesi Programına katılan Adalet Bakanı Bozdağ, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve insan hakları alanında Türkiye’de son 20 yılda önemli adımlar atıldığını kaydetti.

Türkiye'nin kadın hakları ve diğer haklar konusunda da önemli adımlar attığını ifade eden Bozdağ, Anayasa'ya kadın haklarıyla ilgili pozitif ayrımcılığın hüküm olarak konulduğunu hatırlattı.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

TÜRKİYE’DE, SON 20 YILDA ÖNEMLİ REFORMLARA İMZA ATILDI

Türkiye, hukukun üstünlüğü, hukuk devletinin güçlendirilmesi, demokrasimizin güçlendirilmesi ve insan hakları alanında son derece önemli reformlara son 20 yıl içerisinde imza atmış bir ülkedir. Türkiye kadın hakları konusunda ve diğer haklar konusunda önemli adımlar atarken, bunlarla ilgili süreçleri yakından takip etmesi için de pek çok adımı biz hayata geçirdik. Örneğin, Anayasa’mıza kadın haklarıyla ilgili pozitif ayrımcılığı bir hüküm olarak koyduk ve bu pozitif ayrımcılık nedeniyle yasalarımızda yapılacak değişikliklerin eşitlik ilkesine aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini, Anayasa’mıza yazdık ve bunun bir göstergesi olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kadın ve erkek fırsat eşitliği komisyonunu kurduk. Bugün Türkiye Büyük Millet meclisinde kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu, kadın hakları konusunda yasama üyelerinin katkısı ile çok önemli çalışmaları yapmakta ve önemli faaliyetleri ortaya koymaktadır.

TARAF OLDUĞUMUZ ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN HER BİRİNİ KENDİ İÇ HUKUKUMUZUN DA BİRER PARÇASI HALİNE GETİRDİK

Tabi Anayasamızın 90. Maddesinin sonuna Türkiye belki pek çok ülkede olmayan önemli bir reformu getirip koydu. Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası insan haklarına ilişkin sözleşmeler ile iç hukukun çatışması halinde uluslararası sözleşme hükümlerine üstünlük tanıyan bir hüküm, Türk Anayasasının bugün 90. Maddesindeki metnidir. Biz kendimize ve ülkemize, uygulamalarımıza güveniyor, yargımızın da çatışma halinde insan hakları ile ilgili bir konu varsa uluslararası hukuka üstünlük tanımasını Anayasal bir emir olarak ortaya koyduğunu buradan ifade etmek isterim. Biz taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin her birini kendi iç hukukumuzun da birer parçası haline getirdiğimizi buradan ifade etmek isterim.

TÜRKİYE’DE İDARENİN BÜTÜN EYLEM VE İŞLEMLERİ YARGI DENETİMİNE TABİDİR

Tabi, Türkiye bu alanda başka kurumlar da oluşturdu. Bilgi edinme hakkı konusunda her Türk vatandaşına, önemli bir imkan sağlandı. Daha önce dilekçe hakkı vardı ama biz bunu bir adım ileri götürdük. Bilgi edinme hakkı, sadece kendisiyle ilgili değil, kamu ile ilgili konularda da Anayasal düzeyde düzenledik ve kanun çıkarmak suretiyle Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nu kurduk. Herhangi bir Türk vatandaşı, bilgi edinme hakkıyla ilgili her sorun yaşadığı takdirde bu kurula müracaat ederek, bu sorunu yaşatanların buradan denetlenmesi ve bilgi edinme hakkının kısıtsız uygulanması hususunda, son derece önemli bir görevi hayata geçirmektedir. Türkiye’de idarenin bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. Ama öte yandan yasamada idareyi yani yürütme organını denetlemektedir. Kamuoyunda, basında ayrıca açık bir şekilde denetim yürütmektedir.

TÜRKİYE’DE OMBUDSMANLIK KURUMUNU HAYATA GEÇİRDİK

Bunun yanında vatandaşlar bilgi edinme hakkı yoluyla da bu denetimi yapmakta doğrudan her vatandaş esasında idareyi denetleme hakkını buradan kullanmakta ve bunun yanında da idarenin işleyişiyle ilgili şikayeti olan her bir vatandaşımızın ombudsmana başvurma hakkını Anayasa’mıza koyduk. Türkiye’de ombudsmanlık kurumu yoktu, ombudsmanlık kurumunu da Anayasa’ya koyarak daha sonrada yasasını düzenleyerek hayata geçirdik. Şu anda idarenin işleyişiyle ilgili şikayeti olan her vatandaşımız ayrıca ombudsmana başvurabilmekte, ombudsman konuyu inceledikten sonra verdiği tavsiye kararlarını, ilgili kurum ve kuruluşlara göndererek o tavsiye kararı doğrultusunda işleyişin insan haklarını ve hukuka uygun hale getirilmesini tavsiye etmektedir. Türkiye, bu anlamda da ayrı bir denetim mekanizmasını ortaya koymuştur.

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU HAKKI GETİRİLDİ

Tabi en önemlisi Anayasa Mahkememize bireysel başvuru hakkının, Anayasa’mıza konması ve yasal düzenlemesiyle beraber hayata geçirilmesidir. Türkiye, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanınmasından sonra adeta bir İnsan Hakları Mahkemesi görünümüne de bireysel başvurular açısından bürünmüş durumdadır. Çünkü bireysel başvuruya konu olan hususlarda hak ihlali olup, olmadığını değerlendirmekte ve bu anlamda kararlar ortaya koymaktadır. Netice itibariyle Türkiye, insan hakları kurumlarını, hak arama yollarını çoğaltarak, vatandaşlarımızın ve yabancıların da kanunlarda konulan şartlar çerçevesinde hak ve hukuklarının korunması hususunda son derece önemli adımlar attığını buradan bir kez daha ifade etmek isterim.

YARGIDA İKİLİĞİ KALDIRDIK, BİRLİĞİ SAĞLADIK

Hukuk devletini güçlendirme adına çok önemli reformlar yaptık. Örneğin yargımızda bir yandan askeri yargı, bir yandan adli yargı vardı, askeri yargı–adli yargı ayrımını kaldırarak yargıda birliği sağladık. Askerlere ayrı hukuk, sivillere ayrı hukuk uygulamasına, askerlerin hakkında verilen kararların ayrı yüksek mahkemeler tarafından, sivillere aleyhinde veya lehinde verilen kararların ayrı bir yüksek mahkeme tarafından incelemesi uygulamasına son verdik. Yargı alanında ikiliği kaldırdık, hem hukuk uygulamaları bakımından hem verilen kararların denetimi bakımından hepsini aynı hukuka tabi kılan son derece önemli tarihi bir adıma da imza attığımızı buradan ifade etmek isterim. Geçmişte bu konuda Türkiye pek çok eleştiri almıştı ama şu anda bunların tamamının ortadan kalktığını buradan bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum.

İHEP, FAALİYETLERİMİZİN YÜZDE 58’İNİ TAMAMLADIK

Sayın Cumhurbaşkanımız, 2019 yılında Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni Türkiye kamuoyuyla paylaştı. Bu belge hayata geçirilmek üzere, ciddi adımlar atıldı. Adalet Bakanlığı olarak biz de İnsan Hakları Eylem Planı’nı (İHEP) faaliyete koyduk. Her faaliyetin sorumlu olduğu kurumu belirledik, ne kadar süre içerisinde bunların tamamlanacağını da takvime bağladık, bunların denetimi içinde bir mekanizma oluşturuldu ve bu eylem planı içerisinde 393 faaliyet öngörüldü. Şu ana kadar bu faaliyetlerin yüzde 57,8’i yani yaklaşık yüzde 58’ini tamamlamış durumdayız. Diğerlerini de süratle tamamlamak için çalıştığımızı ifade etmek isterim. Bir kısmı kanun değişikliği olduğu için onların zaman aldığını ama diğer idari tasarruflarla yapılacak konuların süratle tamamlandığını, tamamlanmaya çalışıldığını buradan ifade etmek isterim.

TÜRKİYE’NİN İSTEĞİ, ÜLKEMİZE KARŞI TARAFSIZ, OBJEKTİF VE ADİL DAVRANILMASIDIR

Türkiye’nin İnsan Hakları konusunda attığı adımların doğru değerlendirilmesi ve Türkiye’nin bu yöndeki gelişmelerinin takdir edilmesi, bizim uluslararası aktörlerden beklediğimiz bir husustur bunun altını özellikle çizmek isterim. Çünkü Türkiye gerçekten dünün Türkiye’si değil. 2002’den beri yaptığımız reformlarla çok büyük değişiklikleri hayata geçirdik bundan sonra da geçirmek konusunda kararlı olduğumuzu buradan ifade etmek isterim. Türkiye bir yandan hukuk devletini güçlendirmek, öte yandan insan haklarını daha güvenceli hale getirmek için adımlar atarken bir yandan da ülkemizin diğer sorunlarını çözmek için adımlarını kararlı bir şekilde atmaya devam etmektedir. Türkiye hakkında uluslararası alanda çok ciddi bir olumsuz algı yaratma çabasıyla karşı karşıyayız. Yalanlar, iftiralar Türkiye’nin gerçeği gibi bazı uluslararası örgütler tarafından hatta bazı uluslararası Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi örgütlerin temsilcileri tarafından da kabul gördüğünü üzülerek buradan belirtmek isterim. Biz hep şunu söylüyoruz, buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum; Türkiye’nin istediği tek şey var, Türkiye’ye karşı hangi konu olursa olsun tarafsız, objektif ve adil davranılmasıdır.

BİZ, KİMSEDEN BİR İMTİYAZ VE AYRICALIK İSTEMİYORUZ

Biz, kimseden bir imtiyaz ve ayrıcalık istemedik istemiyoruz da. Türkiye’nin yaşadıklarını uluslararası alandaki bütün aktörlerin doğru değerlendirilmesi bizim onlardan talep etme hakkımızdır. Birkaç örnekle bunu izah etmek isterim. Türkiye, 1960’lardan beri Avrupa Birliğine üye olmak için müracaat etmiş bir ülke, kaç yıl geçmiş baktığımızda, 60 yıl bir süre geçmiş. Düşünün biz Avrupa Birliği’nin kapısına gitmişiz randevu almışız, kapıda 60 yıldır oturuyoruz. 70’de randevu alan gelip geçmiş, 80’de randevu alan gelip geçmiş, 90’da randevu alan gelip geçmiş, 2000’de randevu alan gelip geçmiş, 2010’lardan sonra randevu alanların hepsi o kapıdan içeri girmiş. Avrupa Birliği bize diyor ki, Avrupa Birliği'ne üye olmak için Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmek lazım. Biz getirdik, onayladılar, yerine getirdiniz diye. Maastricht kriterlerini yerine getirmek lazım. Biz bunları bir bir yerine getirdik. Yetkili organları onayladı, Türkiye yerine getirdi diye. Biz bütün şartları yerine getirdiğimiz halde kapıda hala oturuyoruz. Kopenhag kriterleri Maastricht kriterlerini yerine getirmeyen nice ülke şu anda üye.

bize adil davranın, haksızlık yapmayın DEME HAKKINA SAHİBİZ

Şimdi sizi Türkiye'nin yerine koyup düşünmeye davet ediyorum. Siz ne düşünürsünüz? Avrupa Birliği'ne üyelik süreci adil, tarafsız, objektif işliyor mu işlemiyor mu? Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Türkiye'ye karşı ayrımcılık, haksızlık yapıyor mu, yapmıyor mu? Bir de bizim taraftan düşünmenizi istiyorum. Bizimle hiçbir konuda boy ölçüşemeyecek Avrupa Birliği’nin benimsediği kriterlerin çoğunu yerine getirmemiş ülkelerin neredeyse tamamı alındı. Kuzey Kıbrıs konusunda Annan Planı referanduma sunuldu. Referandumda Türk kesimi “Evet” dedi, Rum Kesimi “Hayır” dedi. Avrupa Birliği Türkiye'ye biz Rum kesimini almayacağız diye en üst düzeyde söz verdi. Ama referandumda taahhütlerini yerine getirmediği halde Güney Kıbrıs’ı Avrupa Birliği'ne tam üye yaptılar. Bizim yerimize kendinizi koyun, bir de buradan düşünün. Bizim halkımızın yerine koyun, buradan düşünün. Vize, serbestisi konusunda Türkiye'ye koydukları şartları tamamını yerine getirdik biz. Ama daha sonra 6 şart daha var dediler. Başka şartlar getirdiler. Ama olmaz ki siz bize diyorsunuz ki şartlar şu, biz de tamam diyoruz. Şartların hepsini yerine getirdikten sonra 6 şart daha var. Belki altısını da yapsak, eminim 6 şart daha önümüze koyacaklar gibi duruyor. Biz Türkiye olarak bize adil davranın, haksızlık yapmayın, objektif olun deme hakkına sahip değil miyiz? Sahibiz ve bunu sonuna kadar da söylemeye devam edeceğiz.

İSMİNDE Türk kelimesi GEÇEN DERNEKLERİ Yunan hükümeti kapatıyor

En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye ile ilgili verdikleri kararlar üzerinde de durmakta fayda görüyorum. Avrupa insan Hakları Mahkemesi, adı üstünde insan Hakları Mahkemesi’dir. Öyle de olması lazım. Biz öyle de görüyor, öyle değerlendiriyoruz. Bakın Yunanistan’da yaşayan soydaşlarımız var, Türkler var. Orada gençlik dernekleri kuruyorlar, spor dernekleri kuruyorlar. Bu derneklerin isminde Türk kelimesi geçiyor. Yunan hükümeti bu dernekleri kapatıyor. Kapatma kararı Yunan yargısına taşınıyor, Yunan yargısı dernekleri haksız görüyor. Yunan hükümetini haklı görüyor, davaları reddediyor ve kesinleşiyor kararlar. Sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne konu taşınıyor. Avrupa insan Hakları Mahkemesi diyor ki, “Burada hak ihlali var, Yunan hükümeti haksızdır” diyor. Yıl 2008. Şimdi kaç? 2022. 14 yıl olmuş.  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplanıp da Yunanistan bu hak ihlali kararını yerine getirmedi, bu noktada bir karar alıp ya da AİHM’e bu kararı götürüp görüş sorup nihayetinde bir karar bugüne kadar henüz vermedi. Sürekli bir takım şeylerle atıyor. Bakın, Türkiye'nin uyguladığı ve uyguladığını da açıkça ifade ettiği kararla ilgili hemen anında toplanıyor,  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi karar alıyor. Onların uygulamadığı karar hakkında almıyor. Bizim uyguladığımız karar hakkında alıyor. Aynısı Almanya da var,  aynısı Fransa da var, aynısı İngiltere’de var, bir sürü kararlar var uygulanmayan, Türkiye'nin uyguladığı karar hakkında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye aleyhine bir görüş ortaya koyuyor, ama diğer ülkelerin uygulamadığı kararları gündemde görüşme sırasını beklemeye devam ediyor. Yıllar olmuş.

bana yaptığı muameleyi başkasına da yapsınlar

Şimdi ben de bakıyorum, gözümüz var, okumayı yazmayı da biliyoruz. Ne olup gittiğinde görüyoruz. Benim burada Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye'ye karşı tarafsız, adil, dürüst değil deme hakkım yok mu? Ben bunu dediğimde niye alınacaklar? Alınmasınlar bana yaptığı muameleyi başkasına da yapsınlar. Beni hak etmediğim halde Türkiye'ye böylesi bir uygulama yapıyor, hak edenlere yapmıyor. Bunu yüksek sesle her yerde her biçimde söylemeye devam edeceğiz. Bir başka husus, Türkiye ile ilgili pek çok rapor hazırlanıyor. Biz raportörler geliyor. Türkiye’deki yetkili kurumlarla da görüşüyorlar. Ama bu kurumlarla görüşmeleri raporlarına meşruiyet kazandırmak için yapıyorlar. Kurumların görüşlerini raporlarında bir satırla falan kurumla görüşüldü, görüşleri alındı ya da iki paragrafla geçiyorlar ama onun dışında ortaya konulan görüşlerin büyük bir kısmı Türkiye hakkında yanlış.

DOĞRU OLAN HER ŞEYİN SONUNA KADAR TAKİPÇİSİYİZ

Terör örgütlerinin iddiaları komisyonların raporları olarak Türkiye'nin önüne konulamaz. Konulursa Türkiye bu raporlara kıymet vermez. Kimse bizi bu noktada eleştirmesin. Biz şimdi resmi rakamları koyuyoruz önüne. Ben kendim bizzat yaptım vaktiyle. Resmi rakamları koyuyorum, raportör resmi rakama itibar etmiyor. Bazı yayın organlarında çıkan iddiaları doğruluğu teyit edilmeden gerçekmiş gibi kabul edilip ortaya konuyor. Biz bundan fevkalade rahatsızız. Doğru olan her şeyin sonuna kadar takipçisiyiz, gereğini yapmakta kararlıyız ama Türkiye’ye atılan iftiraların ve yanlışların uluslararası bir örgütün raporunda Türkiye’nin önüne konularak Türkiye’den bunun gereğini yapılmasını isteyenler daha çok beklerler. Biz bunların gereklerini yapmayız. Bize haklı olan şeylerle gelmeleri lazım.

TÜRKİYE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELEYE KARŞI SIFIR TOLERANSI UZUN ZAMANDIR UYGULAYAN BİR ÜLKEDİR

Bakın işkence ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Türk Ceza Kanunu'nda biz çok net değişiklik yaptık, işkence suçlarında zaman aşımını kaldırdık. Bizim cezaevlerimiz ulusal, uluslararası her türlü meşru denetime sonuna kadar açıktır. Şimdi bize şunu söylüyorlar, “işkence var, cezaevinde”. Ben de soruyorum, gelen yetkiliye soruyorum, “hangi cezaevinde bana söyleyin?” söylemiyor. “Şöyle bir işkence yapmış”, “kim yapmış, söyleyin” diyorum, söylemiyor. Şimdi düşünün işkence iddiasında bulunuyor. Ben Adalet Bakanıyım, bunu incelemek değerlendirmek eğer iddia doğruysa failleri hakkında gereğini yapmak üzere savcılığa suç duyurusunda bulunmak, idare bakımından da idarenin tasarrufları neyse onu yapmak konusunda adım atmak bizim vazifemiz. Ama şimdi bize diyor ki “var” yerini söylemiyor, adresini söylemiyor, kim yaptığını söylemiyor, kim ettiğini söylemiyor. Bize savunma hakkı bile dahi tanınmıyor ve “var” diyor. Biz bu iftirayı nasıl temizleyeceğiz? Doğruysa faillerini cezasız kalıyor, ismini bize verseler failleri, biz, eğer doğruysa adli sürecin işletilmesinin önünü açar, faillere, disiplin hukuku neyi gerektiriyorsa, idari açıdan da onu tatbik ederiz. Ama bunlar kesinlikle söylenmiyor ama öte yandan da diyor ki “var”. Biz de diyoruz ki “getirin bizim önümüze kime karşı yapıldıysa koyun biz gereğini sonuna kadar tereddütsüz yapmaya hazırız”. Şeffaf bir biçimde kamuoyuna da açık biçimde, çünkü yargılama süreçleri aleni herkes takip edebilir, idari açıdan da aleni. Buradan bir kez daha ifade ediyorum. Türkiye cezaevlerinde kim ki böyle bir yola tevessül ederse o Türkiye’nin hukukunu karşısında bulur. Türkiye işkence ve kötü muameleye karşı sıfır toleransı uzun zamandır uygulayan bir ülkedir. Bundan asla taviz vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz. Yeter ki bizim elimizde iddialar somut bir şekilde gelsin, çıksın.  Şunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Basın yayın organlarında yer alan her iddianın Adalet Bakanlığı tarafından bizzat araştırıldığını, gerektiğinde müfettiş görevlendirildiğini, araştırılmayan ya da gerektiği halde müfettiş görevlendirilmeyen ve eğer adli sürece girmesi gereken bir konu varsa, adli sürecin önüne açılmayan tek bir örnek yoktur. Biz bu konuda çok rahatız ve kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Çünkü cezaevlerinde bulunanlar işledikleri suçlardan bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti devletine emanettir. Onların yaşam haklarını korumak ve onların her türlü ihtiyaçlarını gidermek, insan onuruna yakışır bir şekilde oradaki hayatlarını sürdürmelerini sağlamak bizim vazifemizdir. Eğer burada bir eksiklik varsa bizim de eksikliğimiz demektir. Biz o nedenle eksiklik ifade edenlerin bize bildirmelerini ve biz de bu işin üzerine kararlı bir şekilde gideceğimizi her yerde ifade ediyoruz ama hiçbir eksiklik bildirmeden, adres de göstermeden “şu yapılmış” dediği zaman kusura bakmayın. Adresi ver, dediğim gibi, ismi ver, yeri ver bir bak bakayım ne yapıyoruz. İşkenceciyi koruyor muyuz, yoksa alıp onu Türk yargısına teslim mi ediyoruz. Türkiye'de işkenceyi savunan kimse yok, işkenceciyi koruyan kimse yok, olması da mümkün değildir. Türk hukuku bu konuda nettir ve bizde bu netliğin gereğini yapma konusunda kararlıyız. Kararlı olmaya da devam edeceğiz. Ama Türkiye ile ilgili bu alanda yapılan kirli operasyonlara karşı da elbette ortada bir haksızlık varsa, yanlışsa buna da yanlış diyeceğiz. Belgeleriyle biz yanlış diyoruz yanlış dediklerimize de.

İNSAN HAKLARININ GELİŞTİRİLMESİ, KORUNMASI VE BU ALANDAKİ KURUMLARIN GÜÇLENDİRİLMESİ DAİMA PEŞİNDE OLDUĞUMUZ BİR KONUDUR

Türkiye de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğümüzün internet biriminde bunlarla ilgili sürekli biz çıkan iddialara dair araştırma sonuçlarını yayınlıyoruz. O da kamuoyuna açık. Biz bu konuda çok netiz ve net olmaya devam edeceğimizi buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Türkiye'de insan haklarının geliştirilmesi, korunması ve bu alandaki kurumların güçlendirilmesi bizim daima peşinde olduğumuz ve gereğini yapmada tereddüt etmediğimiz bir konudur. Bundan sonra da hükümet olarak insan hakları konusunda her türlü desteği sonsuz vereceğimizi buradan ifade etmek isterim. Çünkü biz vazifemizi insan haklarına ve insanların üstün yararına dikkat ederek yapıyor, yapmaya devam ediyoruz. İnsanlarımızın hakkını, hukukunu korumak, yargının, ihlal varsa elbette gereği onların işi ama ondan önce yürütme olarak bu bizim işimiz. Biz de yürütme olarak bu noktada insan haklarına riayet ederek, hukuk devletinin ortaya koyduğu ilkeleri esas alarak, yolumuzda yürümeye devam edeceğiz, devam etme konusunda kararlıyız.

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr