BAKAN BOZDAĞ: FİNLANDİYA VE İSVEÇ FETÖ'CÜ VE PKK'LI TERÖRİSTLERİ İADE ETMİYOR
17.05.2022

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, "Son günlerde Türkiye'nin, NATO üyeliğine müracaat eden İsveç ve Finlandiya'ya ilişkin tutumu tartışılmaktadır. Türkiye'nin tutumunda herhangi bir sorun ve sıkıntı yoktur. Doğru bir tutumu Türkiye takınmıştır." dedi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclis Toplantısı’na katılan Bakan Bozdağ, yargı reformlarıyla ilgili bilgiler aktardı. Askeri yargının, Askeri Yargıtayın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, özel yetkili ağır ceza mahkemelerin kaldırıldığını anımsatan Bozdağ, yargıda birliği sağlayan adımların atıldığını söyledi.

7 İLDE YENİ MAHKEMELER KURULUYOR

Yeni kurulacak mahkemelerle ilgili alınan kararı açıklayan Bozdağ, "Yeni dönemde de yeni mahkemeler kurma konusunda adımlar atacağız. Dün imzaladım, Ağrı, Kars, Bingöl, Kırklareli'nde yeni idare mahkemeleri kuruyoruz. Ayrıca Tekirdağ, Malatya ve Denizli'de bölge adliye mahkemeleri kuruyoruz." bilgisini paylaştı.

Belediyelerin denetim görevinin de bulunduğunu anımsatan Bakan Bozdağ, bu görevin de ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Stokçuluk ve fiyatları etkilemeyle ilgili yeni bir yasal değişiklik üzerinde çalışıldığını ifade eden Bozdağ, stokçuluk ve fiyatları etkilemede cezaların alt ve üst sınırlarının artırılacağını da kaydetti.

Son zamanlarda sahipli sahipsiz köpeklerin insanlara saldırdığı, bazı çocukların, gençlerin, yaşlıların yaralanmasına neden olduğuna yönelik haberleri hatırlatan Bakan Bozdağ, hayvan haklarını koruma konusunda ciddi yasal düzenlemeler yapıldığını, bu noktada belediyelere de ciddi görevler yüklendiğini bildirdi.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

DEMOKRASİ YERELDE BAŞLAR

Demokrasi yerelde başlar, hep öyle söylüyoruz. Ama yerelde başlayan demokrasiyi güçlendirmenin bir yolu da yerel yönetimlere güvenmek, onlara inanmak, onlara yetki ve görevler tevdi etmek ve bu konuda da onların arkasında dağ gibi durmayı gerektirir.

Türkiye’de 1930 yılından beri uygulanan eski Belediye Kanunu, 1580 yanılmıyorsam, tam 74 yıl, uygulandı. Hükümetler, parlamento zaman zaman bu kanunun bazı maddelerini değiştirme yoluna gitti ama bu kanunu demokratikleştirme yerelde halkın milli iradesi ile seçtiği belediye başkanlarımızın ve belediye meclislerimizi güçlendirme, onlara inanma ve onların arkasında durma anlamında kanunda önemli değişiklikler maalesef yapılmadı. Belediyeler korkulan, başkanlar çekinilen, belediye meclisleri yanlışları varsa, hemen düzeltecek bir vali, kaymakam oluru imzası aranan, doğrudan kamu kurumu ve kuruluşları ile yazışma yetkisi olmayan belediyeler vardı.

Ben şimdi soruyorum. Belediye başkanımız kendi bütçesini Meclis hazırlıyor değil mi? Kesin hesap bütçesini ilçede kaymakam, ilde vali onaylamazsa bir kıymeti harbiyesi yok.  Kendi bütçesini onaylamayan ve onaylayamayan kanunun buna izin vermediği bir başkan ne kadar güçlü olabilir. Belediye meclisi kararlar alıyor, ilçede kaymakam, ilde vali onayına tabi. O belediye meclisinin demokratik, güçlü, halkın iradesini yansıtan ve dediği dedik olan bir yapısı var mı, var. Vali ile çatıştın, kaymakamla çatıştın sıfır belediye meclisi kararı. Ve belediye başkanlarımız, belediyelerimiz herhangi bir kamu kurum ve kuruluşu ile yazışmak istediği zaman kaymakam aracılığıyla ilçelerde, ilde ise vali aracılığıyla yazışabiliyordu. Yani devlet o zaman ki kanunlarımız, o zaman ki iktidarlarımız belediye başkanlarına doğrudan yazışma hakkı dahi tanımıyorlar, güvenmiyorlar. "Acaba valinin kontrolünden geçmeyen, kaymakamın kontrolünden geçmeyen bir yazışma yaparlarsa ne gibi işler başımıza açılır", kanun bu konuda kapıları kapatmış, yetkileri belediye başkanlarına vermemiştir. Tüm bunları değiştiren, belediye meclislerini güçlendiren, Büyükşehir Yasasını hayata geçirerek adeta büyükşehir olan yerlerde belediyeleri daha güçlü ve kudretli bir yapıya kavuşturan, diğer il ve ilçe, belde belediye başkanlarımızın hem hukuki anlamda görev ve yetkilerini arttıran hem demokratikleşme ve hukuk devleti yönünde onlara güvenen ve onlara inanan bir anlayışı 2005’te yeni yürürlüğe koyduğumuz Belediye Kanunu ile biz devreye soktuk.

Tabi belediyelerimizin imkanları da iyi değildi. Neden derseniz, 2002’de biz iktidara geldik. Hiç unutmuyorum. O zaman ki rakamlar nedir ne değildir diye şöyle bir baktığımızda; Türkiye’nin bütün belediyelerine o yıl aktarılan rakam sayısı 4,7 milyar TL. Aradan işte yirmi yıl geçti, 2020 yılı kesin rakamı 95 milyar TL, sadece genel vergi bütçesinden gelen paralardan aktarılan pay bu da. 4,7 milyar TL nere 95 milyar TL nere? Yaklaşık yirmi kattan fazla belediye gelirlerinde artışlar sağladık.

GÖNÜLLERE TAHT KURANIN TAHTI YIKILMAZ

Siyaset, hayat hepimiz için çok şey öğretiyor. Yaşadığımız tecrübeleri eğer bir öğretmen gibi kabul eder onun öğrettiklerini hayatımızın rehberi edinirsek o zaman başarılarımız eminim ki daha da çok artacaktır. Siyasette gördüğüm özellikle yerel yönetimlerdeki tecrübelerin bize öğrettiği önemli bir şey var. Başarılı olmak için hizmet şarttır ama yeterli değildir. Çünkü nice örneklerini biliyoruz ki nice büyük projeleri hayata geçirmiş, ilinin ilçesinin bunlar çözülmez sorunlar dediği sorunları çözmüş, pek çok adım atmış başkanlarımız daha girdikleri ilk seçimde seçimi maalesef kazanamadılar. Demek ki çok büyük projeler hayata geçirmek tek başına seçim kazanmayı bize gerektirmiyor. Onun yanında bizim yeterli olan o başarıyı taçlandıracak diğer adımlara da büyük ihtiyaç olduğunu ifade etmek isterim.

En büyük proje bir belediye başkanı için, bir siyasetçi için kendini seçen insanların gönlünü kazanabilme projesidir, onların gönlüne girebilme projesidir. Eğer siz görev süreniz içerisinde sizi seçenlerin, size dua destek veren veya oy vermeyen kişilerin gönüllerine girmeyi başarmışsanız, orada hiçbir güç sizin seçim kazanmanıza mani olamaz. Gönüllere taht kuranın tahtı yıkılmaz. Türkiye’de 20 yıldır Cumhurbaşkanımızın, milletimizin gönlünde yer ettiği tahtın yıkılmayışının ana sebebi de milletin gönlünde yer etmiş olmasıdır. Belediye başkanları için de bu böyle, seçilen herkes için bu böyle. Eğer biz bunu başarırsak kazanamayacağımız seçim, hayata geçiremeyeceğimiz proje olmaz. Ben bütün belediye başkanlarımızı gönül kazanma konusunda büyük seferberliği altyapı, üstyapıyı yapma konusunda yaptıkları gibi yapmalarını temenni ediyorum. Çünkü yol oradan gidiyor, Başarı oradan geliyor, kazanmak oradan geliyor. Yunus Emre “Bin kez hacca vardın ise, bin kez kaza kıldın ise bir kez gönül kırdın ise gerekse var yollar doku” istediğin kadar git gel. Gönül kıranlar belediye başkanlığını ikinci defa kolay kolay kazanamazlar. Gönül yapanlar kolay kolay kaybetmezler.

İNSANIMIZIN YAŞAM HAKKINI KORUMANIN YOLU SOKAK HAYVANLARININ DA YAŞAM HAKKINI KORUMAKTAN GEÇİYOR

Son zamanlarda medyadan takip ettiğimiz kadarıyla sokak köpeklerinin sahipli sahipsiz, insanlarımıza saldırması bazı çocuklarımızın, gençlerimizin, yaşlılarımızın yaralanması bazısının sakat kalması çok az da olsa bazılarının vefat etmesi sonuçlarını ortaya koyduğunu görüyoruz. Hayvan haklarını koruma konusunda ciddi yasal düzenlemeler yaptık. Belediyelerimize de ciddi görevler yükledik burada. İnsanımızın yaşam hakkını korumanın yolu sokak hayvanlarının da yaşam hakkını korumaktan geçiyor. Eğer sokak hayvanlarını koruma altına almaz, onlara güvenli bir yaşam ortamı sağlamaz, sokakta gezdiklerine göz yumar, tedbirler almaz ve onların güvenli ortamda yaşamasını temin etmezsek, yaralanan her çocuktan veya gençten insanımızdan dolayı bizim her birerimizin manevi sorumluluğu vardır. O nedenle bu meseleyi hükümetin belediyelere yüklediği bir angarya gibi görmek yerine insanımızın huzur, mutluluk, yaşam hakkını korumak için bu hayvanların güvenli bir ortamda yaşamını sağlamak olduğu bilinciyle hepimizin hareket etmesinde büyük bir fayda vardır. Öyle görünüyor ki 8 milyondan fazla sokak hayvanı var Türkiye’de. O zaman bunları zapturapt altına alacak, kontrol edecek, tedavilerini yapacak, besleyecek güvenli bir ortam oluşturacak belediyelerimizdir. Bu noktadaki gayretlerinizi tebrik ediyorum. Ama bu gayretlerin yeterli olmadığı da çok aşikar bir şekilde gözüküyor. Onun için burada daha fazla gayrete daha fazla çabaya buraya ciddi yatırımlar yapmaya ihtiyacımız var. Buraya yapılan yatırımları diğer yatırımlar gibi çok önemli yatırımlar olarak görmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

STOKÇULUĞU DÜZENLEYEN MADDEDE CEZALARIN ALT VE ÜST SINIRLARINI ARTTIRAN YENİ BİR DÜZENLEME GETİRİYORUZ

Biz denetim görevlerimizi eksiksiz ve zamanında yaptığımız zaman yerelde başkan olduğumuz yöre halkının her türlü işten daha güvenli bir şekilde, her türlü gıdadan imkandan daha güvenli bir şekilde istifade etmesinin yolunu açarız. Denetim görevimizi ihmal ettiğimiz takdirde de onların güvensiz gıdalardan, güvensiz bir takım yerlerden istifade etmesine yol açmış oluruz ki bunun doğurduğu sonuçların da hepimiz üzerinde bir mesuliyeti olduğunda şüphe yoktur. Yeni dönemde şuan da Türkiye Büyük Millet Meclisinde AK Parti Grubunda çalışılan bir çalışma var. Bakanlığımızın da destek verdiği bir çalışma vesilesiyle buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türk Ceza Kanunun 237. maddesinde fiyatları etkileme suçu ile 240. maddesinde stokçuluğu düzenleyen maddede cezaların alt ve üst sınırlarını arttıran yeni bir düzenleme getiriyoruz. Buna göre; işçi ücretlerinin veya besin veya malların değerinin artmasını sağlamak için asılsız haber yayan, havadis çıkaran, hileli yollara başvuranlarla ilgili ceza 3 aydan 3 yıla kadar çıkartılır. Eskiden 3 aydan 2 yıla kadardı şimdi alt sınır 1 yıla, üst sınır 3 yıla çıkarılıyor. Eğer bu propaganda, manipülasyon hileli yollara başvurmak suretiyle işçi ücretleri, besin veya malların ücretlerinde bir artış olursa bu ceza yarı oranında artacak. Eğer simsarlar ve tellallar, resmi olarak, resmi görev yapanlar bunu yaparsa bu yarı oranında arttırılan ceza ikinci bir defa yarı oranın daha arttırılacak.

KÖTÜ NİYETLE YAPILAN ÇALIŞMALARLA HAKSIZ KAZANÇ ELDE EDENLERLE İLGİLİ MÜCADELEDE SON DERECE ÖNEMLİ ROL OYNAYACAK

Sokakta, gıdada ve diğer kamuya sunulan mal ve hizmetlerde “Yoksunluk ortaya çıksın ve daha fazla fiyata da satalım” diye düşünen stokçular olduğunda mal satmamak ve hesabını ona göre yaparak hem ülkede pahalılığı arttırmak için hem de stok yapmak için gayret edenlere de aynı şekilde cezaları arttırıyoruz. Ne getiriyor bu derseniz? Bu şunu getiriyor. Bir defa alt sınır ve üst sınırın artması şu anda tutuklama yasağı kapsamında olan stokçuluk ve fiyatları etkileme suçlarını bir defa tutuklama yapılabilir suçlar kapsamına almaktadır. Dolayısıyla böylesi bir soruşturma ve kovuşturma sırasında hakim veya mahkeme, şartlarının varlığını görür ve takdir ederse bu suçu işleyenler hakkında yargılama süresince tutuklama tedbirine de hükmedebilecektir. Cezaların artması tutuklama tedbirine hükmedilme imkanının getirilmesi haksız yoldan kötü niyetle yapılan çalışmalarla haksız kazanç elde edenlerle ilgili mücadelede son derece önemli rol oynayacaktır. Elbette ki bu konuda hükümetimizin mücadelesi var, olacaktır. Devam da ediyor. Daha etkin daha verimli bir şekilde vatandaşımızı koruyacak neler yapılacak bunun tedbirleri adım adım hayata geçiriliyor. Bu düzenleme bu tedbirlerden bir tanesidir. Devamı da bunun geleceğini buradan bir kez daha ifade etmek isterim.

KARARI ELEŞTİRMEK AYRI ŞEY, HAKİMİ VE MAHKEMEYİ ELEŞTİRMEK AYRI ŞEY

Hukuk devleti alanında ülkemizi güçlendirmek bütün alanlarda ülkemizi güçlendirmek anlamına gelir. Eğer bu ülkede yargıya güven, adalete güven üst noktalarda olursa o zaman yatırım ortamı da her işimizde daha iyi olur. Bunda bütün dünya müttefiktir. Ama bu konuda sadece mahkeme kararlarına ya da savcılık kararlarına işi bırakırsak o zaman biz bu güveni tesis bir türlü etmeyi başaramayız. Burada belediye başkanlarımıza yönetimlerinde adil, idareye yönetimde adil her idarecinin hatta her aile ferdinin, aile reisinin ailesinde adalet oradan başlayın okulda adalet, belediyede adalet, kamunun kurum ve kuruluşlarında hepsinde adalet… Bütün bunları bir bütün olarak görmek ve bu çerçevede halkımızın adalete olan güvenini arttırmakta da elbette belediyelerimize de düşen önemli görevler vardır. Maalesef bugün Türkiye’mizde herhangi bir yargı kararı verildiği takdirde taraftarlığa göre yargı kararları değerlendiriyor, eğer benim taraftarlığıma uygun bir kararsa hakimi göklere çıkarıyoruz. Eğer benim taraftarlığıma uygun bir karar değilse hakimi yerin dibine sokuyoruz. Yapılmadık hakareti, yapılmadık eleştiriyi bırakmıyoruz. Bu doğru değil. Kararı eleştirmek ayrı şey, hakimi ve mahkemeyi eleştirmek ayrı şey. Kararlar eleştirilmez kutsal metinler değildir. Eleştirilebilir, haklı haksız yönleri müzakere edilebilir tartışılabilir, her şey yapılabilir. Bu doğaldır, demokrasinin de, hukuk devletinin de gereğidir. Ama karar verenlere aşağılayan, hakaret eden adeta sinkaflı küfürlerle de bezenen konuşmalar yaptığımızda biz kime güveneceğiz? Adalet nedir? A partisinin dediği midir, B partisinin dediği midir, C partisinin dediği midir? Onun için mahkemelere ihtiyaç var. Herkes ihtilaf ettiğinde ihtilaf mahkemede toplanır, hakimler Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun vicdani kanaatleri ile o ihtilaf konusunda adaleti hakkı tespit eder sahibine teslim eder. Bu ihtilaf anında devreye girer bunu yapar. O zaman senin dediğin kenarda benim dediğim öbür kenarda öbürünün diğer kenarda kalır. Çıkan karar ne ise biz o kararı beğenmedik eleştireceğiz. Ama kararlara hep uyduk, uymaya da devam edeceğiz. Bu güne kadar Türkiye’de mahkemelerin verdiği kararlara uyulmaması hükümet açısından söz konusu değildir. Zaten uymamanın müeyyideleri de bizim hukukumuzda vardır. Uyulan kararların hepsi sanki Türkiye’de uyulmuyormuş gibi, kararlar tatbik edilmiyormuş gibi kirli bir algı operasyonuyla da karşı karşıyayız.

Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda çok büyük adımlar attık. Anayasamızda büyük değişiklikler yaptık. Örneğin; Türkiye’de hak arama yolları kapalı olan durumlar vardı. Nasıl? YAŞ’ın kararlarına karşı, Yüksek Askeri Şuranın kararlarına karşı yargı yoluna gidilemiyor. ‘Ya bana haksızlık yapıldı’ diyecek ama Anayasa diyor ki sen bana haksızlık yapıldı diyemezsin. Yargıya müracaat edemiyordun. Anayasamıza göre yine uyarma ve kınama cezası alan memurların bu cezaları mahkemeye taşımalarını ortadan kaldıracak kanuni düzenleme imkanı yapabilir diyordu Meclis ve yapılmıştı “Ceza alan bana haksızlık yapıldı, bu ceza haksız” deme hakkı dahi yoktu. 12 Eylül darbesini yapanların yargılanmasının önünü kapayan geçici madde 15 vardı, memleketin başına şunlar geldi, yargıya taşıyacaksın Anayasa “Sen bu konuyu yargıya taşıyamazsın” diyordu. Onun için biz öncelikle hak aramanın önündeki engelleri tek tek kaldırdık. Uyarma, kınama cezaları, YAŞ kararları, HSK’nın kararları, darbeyi yapanlarla ilgili yargılama engellerini bir bir Anayasamızdan çıkardık ve o konularda hak aramanın yollarını yargılamanın yollarını sonuna kadar açtık. Bu büyük bir demokratikleşmedir. Türkiye’de büyük bir gelişmedir. Bizden önce geçici 15. maddeyi kaldıracağım lafını kimse kolay kolay ağzına alamazdı ama biz kaldırdık ve düzelttik.

YARGIDA BİRLİĞİ SAĞLAYAN ADIMLAR ATTIK

İki, hak arama yollarını çoğaltan yeni demokratik adımları hukuk devletinin gereği olan adımları da hukukumuza kazandırdık. Bilgi edinme hakkını Anayasamıza koyarak her bir vatandaşımızın kendisiyle ve kamuyla ilgili konularda bilgi edinme hakkını verdik. Şimdi vatandaşlarımız müracaat ettiğinde bilgi edinme hakkında istifade ile her türlü bilgiye erişim hakkını getirdik. Kişisel verilerimiz nerede belli değil? Kimin elinde ne kadar nasıl yapılıyor bir koruması var mı yok mu bilen yoktu. Anayasaya kişisel verileri korumayı bir hak olarak koyduk. Her bir vatandaşın, kendine ait devlette ne veri varsa ona ulaşma, ulaştığı veri eksikse tamamlama, yanlışsa sildirtme amacına uygun kullanılmış mı kullanılmamış mı bu verileri bir bir denetleme hakkını verdik. Maalesef bu verdiğimiz hakları vatandaşlarımıza tam anlatamadık ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu diye bir bağımsız kurul kurduk. Bu verileri korumada hukuka aykırılıklar varsa onları takip eden sistemi kuran uygulayan ve vatandaşımızın her türlü verisini hukuk devletine uygun bir şekilde koruyan önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdik. İdarenin işleyişi ile ilgili şikayetleri incelemek üzere Kamu Denetçiliği Kurumunu kurduk, diğer bir ifadeyle Ombudsmanlığı kurduk. Bu da ayrı bir denetim yolu. Bilgi edinme bir denetim yolu, ombudsmanlık bir denetim yolu, kişisel verilere erişim hakkı bir başka denetim yoludur. En önemlisi de Anayasa Mahkememize bireysel başvuru yolunu getirerek bütün bu idareyi denetleme yollarını taçlandırdık adeta. Anayasa Mahkememize bireysel başvuru yolu imkanının tanınması ile adeta Türkiye’nin yerel insan hakları mahkemesi haline dönüştürdük biz. Onun için de önemli adımları attık diyoruz. Böyle sessiz devrimler diyeceğimiz devrimler değil, geçmişte öyle dedik ama bunların uygulaması var artık sesli ortada. Herkes de sahip çıkıyor.

Anayasamızın 90. maddesine Türkiye’nin taraf olduğu insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerle kanunumuzun çatışması halinde uluslararası hukuka üstünlük verdik, doğrudan uygulanmasını sağlayan adımı hayata geçirdik. Bunlar bizden önce yoktu. Yaptılar da ellerini tutan mı oldu? Bırak getirmeyi konuşmaya yürekleri yetmiyordu kimsenin.

Yargıda birliği sağlayan adımlar attık. Bir devlet tekdir hani diyor ya Cumhurbaşkanımız ‘tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak.’ Bu teklikte yargı da tek olur ama Türkiye’de bir askeri yargı vardı, iki askeri Yargıtay vardı, üç askeri yüksek idare mahkemesi vardı bir de Danıştay’ımız var şimdi askeri yüksek idare mahkemesine tekabül ediyor. Yargıtay’ımız var bir de sivil yargımız var. Biz iki devlet miyiz? Tek devletiz. Yargı da tek olacak kanunlarda tek olacak özel kanunlar olabilir ama yargıda birliği sağlayan adımları attık ve askeri yüksek idare mahkemesi, askeri yargı, Askeri Yargıtay’ı tamamen kaldırdık. Çok büyük bir reform. Devlet güvenlik mahkemelerini, özel yetkili ağır ceza mahkemelerini, terörle mücadele kanunu 10. maddesine göre kurulmuş yine özel yetkili mahkemeleri ayrıcalıklı usullerle yargılama yapmasına son vererek kaldırdık ve büyük bir normalleşmeyi hayata geçirdik.

HERKES İÇİN HUKUK EŞİT, KANUN EŞİT, YARGILAMA EŞİT

Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırmayı hemen dile getirin bir savcılık hemen sizinle ilgili bir işlem başlatıyordu. Ama şimdi hamdolsun Türkiye’de ne devlet güvenlik mahkemesi var, ne özel yetkili mahkemeler, savcılıklar var, ne de terörle mücadele kanununun 10. maddesine göre kurulmuş mahkemeler var ne de ayrıcalıklı yargılama usulü var. Herkes için hukuk eşit, kanun eşit, yargılama eşit. Bunu hayata geçiren adımları da bir bir attık. Tabi öte yandan yargıda çok ciddi sorunlar vardı. Bir yandan hakim savcı sayımızın azlığı, bir yandan adli personelin azlığı, toner yok, şerit yok, kağıt yok ben avukatım kağıdı ben veriyordum mahkemeye. Kağıt yok çünkü devlet mahkemelerine maalesef o dönemde kağıt temin edemiyordu, toner temin edemiyordu ve avukatlar veriyordu, taraflar veriyordu, mahkemeler, adliyeler hükümet binalarının altında kimi alışveriş merkezinden bozulmuş yerde, kimi evden bozulmuş yerlerdeydi.

ADLİYELERE 6 MİLYON METREKARE KAPALI ALAN İLAVE ETTİK

Türkiye’nin 18 Kasım 2002 tarihinde 569 bin 59 metrekare kapalı alana sahip adliyeleri vardı ve şu anda Türkiye’nin biz buna 6 milyon metrekare kapalı alan ilave ettik. 79 senede 569 bin 059 metrekare alan, biz 20 sene de 6 milyon metrekare alan ilave ettik. Büyük bir değişimi yaptık, hakim ve savcı sayımızı 8 binlerden 23 binlere çıkardık, personelimizi güçlendirdik, her hakim ve savcımıza şimdi 5 yılda bir bilgisayar veriyoruz,  UYAP sistemini kurarak yargılamanın hızlanmasına büyük katkı sağladık. Eskiden tapudan bir evrak istenir, mahkeme ya da savcı yazar, tapuya gider tapudan gelene kadar aylar geçerdi. Ama şimdi düğmeye basıyor, herhangi bir yazıya gerek yok. Bir yandan mali tasarruf öte yandan da zamanda hızlanmayla büyük bir adımı hayata geçirdiğimizi buradan ifade etmek isterim. Mahkeme sayılarımızı da arttırdık ve istinaf mahkemelerini hukukumuza kazandırdık. Yeni dönemde de yeni mahkemeler kurma konusunda da adımlar atacağımızı buradan ifade etmek isterim. Burada bazı belediye başkanlarımız var onlar için herhalde daha iyi bir haber olacak diye düşünüyorum.

7 İLDE YENİ MAHKEMELER KURUYORUZ

Dün imzaladım inşallah, Ağrı ilimize, Kars ilimize, Bingöl ilimize ve Kırklareli ilimize yeni idare mahkemeleri kuruyoruz, bu illerimize ve buradaki vatandaşlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ayrıca Tekirdağ, Malatya ve Denizli illerimize de Bölge Adliye Mahkemelerini kuruyor ve böylelikle İstinaf süreçlerinin hızlanmasına, yargılama süreçlerinde adaletin zamanında tecellisine önemli katkılar vereceğini buradan ifade etmek isterim. Sözlerimi bitirirken şu hususa da değinip huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum.

TÜRKİYE DOĞRU TUTUM TAKINMIŞTIR

Son günlerde Türkiye’nin NATO üyeliğine müracaat eden İsveç ve Finlandiya’ya ilişkin tutumu tartışılmaktadır, esasında Türkiye’nin tutumunda herhangi bir sorun ve sıkıntı yoktur, doğru bir tutumu Türkiye takınmıştır, hatırlarsanız Kıbrıs harbini yaşadık, biz NATO üyesiydik o zaman Yunanistan NATO üyesi değildi, bir dünya bize NATO dahil ambargo uyguladı. Yine hatırlayın Suriye’de oradaki yaşanan olaylarda, Türkiye’nin topraklarına her gün bombalar düşerken ve Suriye sınırından ülkemize insanlar ölümle yaşama tercihi noktasında bırakılırken “Yasak bölge ilan edin” dedik, etmediler, “NATO üyesiyiz destek verin” vermediler, ne Avrupa Birliği verdi, ne NATO verdi. Şimdi bakın Ukrayna’ya, her şeyi veriyorlar. Biz NATO üyesiydik, şimdi Ukrayna NATO üyesi değil. Her şeyi veriyorlar ama NATO üyesi olan Türkiye’ye hiçbir şey vermiyorlar. Bizim bunu görmemiz, geçmişte Yunanistan’ın, Cumhurbaşkanımızın ifadesi ile alınma sürecini de hatırlayarak, önümüze ona göre bakmamız lazım. Bize verilen sözlerin tutulması, sözden daha kıymetlidir. Çünkü Türkiye kendisine verilen sözler tutulmamada adeta şampiyon bir durumda. 1960’lardan beri Avrupa Birliğinin kapısında olan ülkemizi kaç defa Türkiye’ye verilen sözleri, daha doğrusu “Türkiye’nin verdiği taahhütleri Türkiye yerine getirirse, Türkiye’yi alacağız” dedikleri halde almadılar. Her defasında oyun içerisinde kural değiştirdiler. “Kopenhag” dediler yaptık, “Maasricht Kriterleri” dediler yaptık. Daha sonra 28 tane ilave kriter, 2016 Haziran’ında “Size serbest dolaşım hakkı vereceğiz” dediler yaptık. Sonra 5 tane daha bizim huzurumuza madde getirdiler. “Kıbrıs Rum Yönetimini almayacağız” dediler, Annan Planı’nı onayladık, biz onayladık Türkler onayladı, Rumlar onaylamadı, gittiler Kıbrıs Rum Yönetimini aldılar. Her defasında Türkiye’ye karşı verilen sözü tutmayanlar, Türkiye bütün yükümlülüklerini yerine getirdiği halde adil davranmayanlar ortada. Burada bizi, hükümetimizi, ülkemizi suçlayacak bir şey yok. Türkiye’ye karşı ikiyüzlü siyaseti görüyoruz, şuanda terör örgütlerine de maalesef pek çok Avrupa Birliği ülkesi ve ABD ciddi, aleni destek veriyor. İşte bunların başında da Finlandiya geliyor, İsveç geliyor ve Türkiye’nin iadesini talep ettiği FETÖ’cü teröristler, PKK’lı teröristleri daha bir tanesini bize iade etmediler. İşi düşünce Türkiye’ye herkes geliyor, sözlerin en güzelini söylüyorlar, işini gördükten sonra ne söz var, ne güzel söz var, hepsi kaybolup gidiyor. Onun için buradan şunu da ifade etmek isterim; Türkiye’yi değerlendirenler artık Türkiye’nin sıçrayıp geldiği noktayı görerek değerlendirsinler. Terör örgütlerini Türkiye’ye tercih edenler, Türkiye’nin tercihlerinin yanlışlığını değil, kendi tercihlerinin yanlışlığının kendilerine kaybettirdiğini görsünler. Görmezlerse ne olur? Zaman kaybederler. Ama eninde sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti öğretme kapasitesi ile gördürme kapasitesi ile duydurma kapasitesi ile onlara bunları öğretecek, göremediklerini gördürecek, duyamadıklarını duyduracaktır. Allah’ın izniyle yolumuza güçlü bir şekilde birlik içinde devam edeceğiz, Allah bu millete bu devlete zeval vermesin.

 

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr