BAKAN BOZDAĞ HABER GLOBAL CANLI YAYININDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU
06.07.2022

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İsveç ve Finlandiya'ya PKK ve FETÖ mensubu teröristlerin iadesine ilişkin taleplerle ilgili bugün yazı gönderildiğini kaydetti. İadesi reddedilenleri yeniden isteme, cevap gelmeyenleri de hatırlatan yazıların bugün gönderildiğini vurgulayan Bakan Bozdağ, “Bakanlık olarak hazırlıklarımızı yaptık. Taleplerimizi İsveç ve Finlandiya’ya gönderen yazıları, ilgili ülkelere gönderilmek üzere, Dışişleri Bakanlığımıza bugün, şu anda gönderdik” dedi.  

Adalet Bakanı Bozdağ, Haber Global canlı yayınında soruları yanıtlayarak, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Adalet Bakanı Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

CUMHURBAŞKANIMIZ TERÖRLE MÜCADELENİN ÖNEMİNİ VURGULADI

NATO, üyelik için Finlandiya ve İsveç'in müracaatı üzerine Finlandiya ve İsveç’teki teröristlerin iadesi ve bu iki ülkenin terör örgütlerine verdiği destek, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından gündeme getirildi, Türkiye'nin terörle mücadelesine desteğin önemli olduğu ifade edildi. Bir yandan İsveç ve Finlandiya “Güvenlik kaygılarım var, o yüzden NATO'ya üye olmak istiyorum” derken, öte yandan kaygının ötesinde terörle etkin bir mücadele eden Türkiye var. Somut, net bir şekilde yapılan mücadele var ve bu mücadelede terör örgütlerine aleni destek veren İsveç var ve aynı şekilde Finlandiya var. Türkiye bugüne kadar Finlandiya’dan ve İsveç'ten hem PKK, hem FETÖ, hem DHKP-C ve başkaca terör örgütleri ile ilgili mahkemelerimizin verdiği kararlar çerçevesinde iade taleplerinde bulunmuş. Ancak bugüne kadar bizim bu taleplerimizin hiçbirisine olumlu bir cevap verilmemişti.

REDDEDİLENLERİ TEKRAR İSTEME VE HATIRLATMA YAZILARI GÖNDERİLDİ

Bizim iade taleplerimizin hepsi hem bu iadeye ilişkin uluslararası anlaşmalara hem de ülkelerimiz arasındaki anlaşmalara uygun taleplerdir. Dosya içerisindeki delil durumu ve diğer hususlar hem kendi iç mevzuatımıza hem ikili ülkeler arasındaki anlaşmalara hem de uluslararası hukuka uygun olduğu halde ve iade için yeterli delili içerdiği halde maalesef İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin bu iade taleplerine olumlu yanıt vermemişlerdir. Son NATO zirvesinde Türkiye ile İsveç, Finlandiya arasında imzalanan mutabakat metni çerçevesinde bildiğiniz gibi adalet, güvenlik ve istihbarattan oluşan izleme komitesi de oluşturuldu. Orada hem FETÖ, hem PYD, hem YPG terör olarak değerlendirildi ve bunlara destek verilmeyeceği çok açık bir şekilde kayıt altına alındı. Bunun üzerine de biz, daha önce ilettiğimiz taleplerden reddedilenler var, onları yeniden hazırlayarak, taleplerimizi reddedilenler üzerinden tekrar yenileme, henüz bize cevap vermedikleri talepler var, onlarla ilgili de cevaplarını beklediğimizi ve talebimizi hatırlatan bir talepnameyi gönderme kararı aldık. Bakanlık olarak hazırlıklarımızı yaptık. Buraya gelmeden önce de Bakanlık olarak bu taleplerimizi İsveç ve Finlandiya’ya gönderilen yazıları Dışişleri Bakanlığımıza ve oradan da ilgili ülkelere gönderilmek üzere yola çıktı. Bugün gönderdik.

Tabi şu anda onların içinde şöyle ifade edeyim, bir kısmı ile ilgili Türk mahkemeleri zaman içerisinde yakalama kararı kaldırdıkları var. Bir tanesi de İsveç’te vefat etmiş, vefat ettiği için düşen dosyalar var ve bunları çıkardığımızda, geri kalanlarla ilgili biz taleplerimizi yenilemiş olduk. Şimdi bu talepler ilgili ülkelere gidecek tekrar. Ve oradaki yetkililer bizim taleplerimizi NATO çerçevesinde yaptığımız mutabakatı da dikkate alarak, bu sefer ayrıca değerlendirecekler. İsveç Adalet Bakanı, “Bizim aramızdaki konular, ikili anlaşmalara göre yürüyor” diyor, doğru ikili anlaşmalara göre yürüyor zaten biz taleplerimizi de aramızdaki anlaşmalara göre hazırladık. Kendi ve İsveç'in kabul ettiği hukuka göre biz bunları hazırladık, gönderdik. Bizim istediğimiz, İsveç'in, aramızdaki akde uygun davranmasıdır, anlaşmaya uygun davranmasıdır. Daha önce verdikleri ret kararları açıkça, aramızdaki anlaşmalara aykırı olarak verilmiş ret kararlardır. Biz şimdi taleplerimizi yenileyerek “Aramızdaki anlaşmaya uygun davranın ve ona uygun karar verin ve son NATO çerçevesinde ‘Biz artık bu terör örgütlerine destek olmayacağız ve Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetlerini dikkate alacağız’ diye açıklama yaptınız, bir dünyaya ilan ettiniz, öyleyse bunun da gereğini yapın, söz verdiniz. Hem anlaşmaya uyun, hem de son verdiğiniz sözün gereğini yerine getirin” diye gönderdik. Bakalım ne cevap verecekler?

TERÖR SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA TERÖRİSTİ KORUYAN BİR ANLAYIŞLA KARŞILAŞIYORUZ

Türk Mahkemeleri, herhangi birisinin iadesine veya istinabe yoluyla, adli yardım yoluyla, başka bir ülkeyle işbirliği yapılmasına karar verdiği takdirde, bu kararları Adalet Bakanlığı’na gönderiyorlar. Adalet Bakanlığı olarak da biz gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra ilgili bütün evrakı gönderdiğimiz ülkenin diline ve aramızdaki sözleşmeye göre hangi dile çevireceksek, ona çevirdikten sonra bütün hazırlıkları yapıyor, ondan sonra da ilgili ülkeye bunu gönderiyoruz ve bunu bizzat takip ediyoruz. Hem oradaki büyükelçiliğimiz bizzat takip eder, hem Dışişleri Bakanlığı’mız takip eder, hem de bizim bazı ülkelerde adalet müşavirlerimiz var. Onlar üzerinden de bu süreçlerin hızlandırılması, cevapların verilmesi konusunda, biz bunu gönderdikten sonra da takibini yaparız. Adalet Bakanlığı olarak bizim genel müdürlüğümüz bu konularla ilgilenen, orada da karşı bir muhatap var onlarda sürekli iletişim halinde olur ve dinamik bir süreçtir. Biz bu süreci takip ediyoruz. Her ülke ile ilgili pek çok bizden de istenen iadeler var, bizim de başka ülkelerden istediğimiz iadeler var. Bazen istinabe taleplerimiz, yardımlaşma taleplerimiz oluyor. Karşılıklı bir anlayış içerisinde biz bunları yürütüyoruz. Adi suçlarla ilgili konularda işbirliğinde çok az sorun yaşıyoruz. Neredeyse yok denecek kadar az. Ama terör örgütü üyeliği söz konusu olduğu zaman, bu konuda sadece İsveç ve Finlandiya’da değil, Avrupa'nın her ülkesinde, ABD’de onları koruyan bir siyasi irade ile Türkiye karşı karşıyadır. Hukuk onları korumadığı halde ellerindeki yasalar, Türkiye'nin haklı taleplerine olumlu cevap vermesini, o ülke uygulayıcılarına da emrettiği halde maalesef bunları bize vermiyorlar. Hukuka uyduklarından düşünmüyorum ben çünkü hukuka uysalar, o anlaşmalar bizim de elimizde var, onların da elinde var. Bizim gönderdiğimiz dosya çok net dosyalar, içinde somut deliller var. Bu dosyalardan biri iade yapılmazsa çok net söylüyorum, başka hiç bir dosyadan da iade yapılmaz. O kadar bizim dosyalarımız sağlam dosyalar. Anlaşmalara da uygun. Ama tabii hukuk değil de siyasal anlamda ülkelerin, Türkiye'ye karşı tutumu ortaya çıkınca bu terör örgütlerinin hem kendi ülkelerinde alenen destekleyen yaklaşımları var, para topluyorlar, eğitim yapıyorlar. Oradan dağa pek çok şekilde gidişler var, silah veriyorlar. Pek çok destek aleni bir şekilde yapılıyor ve bunları Türkiye'nin istihbaratı da takip ediyor. Zaten açık kaynaklarda da buna dair yeterinden fazla delil ortada. Ama Türkiye'nin elinde daha fazla bilgiler var.

HARFLERİN YERİNİ DEĞİŞTİREREK 'TERÖR ÖRGÜTÜ OLMA VASFI' ORTADAN KALKMAZ

Bizim istediğimiz şey, Türkiye ile samimi işbirliği ve dayanışma içinde oluyorsak, olmamız gerekiyorsa ki öyle olması lazım, sadece “Güvenlik kaygılarımız Rusya nedeniyle arttı. O yüzden NATO'ya girmek istiyoruz” diyorsanız, bizimki kaygıdan öte bir şey. Biz terörle 40 yıldır mücadele ediyoruz ve bir sürü insanımızı terörle mücadele sırasında şehit vermiş bir ülkeyiz. Bizim bu noktadaki taleplerimizi sizin ona göre daha net görüp bize net cevaplar vermeniz lazım. Biz o açıdan da bu NATO sürecini, Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetini sadece İsveç ve Finlandiya’ya değil, bu vesileyle ABD dahil, bütün NATO üyelerinin de dikkatine getirdik. Biz Suriye ile Suriye'de yaşanan olaylar sırasında Türkiye'nin güvenlik kaygıları çok ihlal edildi. Bir yandan DEAŞ terör örgütü, bir yandan PKK ve PKK'nın aynısı, daha doğrusu PKK'nın kurduğu PKK'ya ait terör örgütü PYD, YPG adını değiştiriyorlar, SDG adlarını değiştirerek, harflerin yerini değiştirerek, bir terör örgütünün terör örgütü olma vasfı ortadan kalkmaz. Bizim Suriye'den ülkemize gelen mülteciler, öte yandan Suriye'den, Türkiye'ye yapılan saldırılar ve ülkemizin içinde pek çok DEAŞ'ın ve başkaca terör örgütlerinin saldırısı oldu. Ama kimse Türkiye'nin kaygılarını paylaşmadı. Bize desteklerini de ortaya koymadılar. Biz bu nedenle bir kez de şunu hatırlattık, NATO, sadece Türkiye dışındaki ülkelerin güvenlik kaygılarını gidermek, güvenlik riski olduğu zaman onlara destek vermek için kurulmuş bir ülke değil. Türkiye’nin de bu konuda hassasiyetlerini gözetmesi, NATO'nun kendi kabullerinin, kendi kurallarının gereği. Bu açıdan önem arz ediyor.

TÜRKİYE'YE KARŞI ADİL OLMAYAN BİR TUTUM SERGİLENİYOR

Şu anda Amerika, NATO’nun üyesi. Ama bizim iade taleplerimize terör örgütü söz konusu terör örgütü üyeleri olduğu zaman bugüne kadar hiç olumlu cevap vermedi. Almanya öyle, Fransa öyle, İngiltere öyle, Yunanistan öyle. Pek çok NATO üyesi ülke, Türkiye'ye düşmanlık eden, Türkiye'nin aleyhine silahlı eylem koyan, terör eylemi yapan, pek çok teröristi maalesef aramızdaki onca ilişkiye, sözleşmeye rağmen, iade etmemeyi tercih ediyorlar ve bizde bunları görüyoruz. Onların yaptıklarını da biliyoruz. Onun için de bir kez daha dünya kamuoyunun önüne bu çifte standardı, Türkiye'ye karşı adil olmayan tutumu biz buradan gündeme taşımıştık.

BİZE VERİLEN SÖZLER TUTULMAZSA SON ADIMI ATMAYIZ

Orada mutabakat altına alındıktan sonra bunlar her iki ülkede de oluşturuldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın orada yaptığı açıklamada açıkladığı andan itibaren de Türkiye'de bu mekanizma, güvenlik, istihbarat ve adalet kurumları üzerinden oluşmuş durumda. Şimdi bu süreci biz izleyeceğiz, takip edeceğiz. Çünkü bu üyelik süreci belli bir zaman alıyor ve tamamlayıcı başkaca işlemleri de var bunun, bunlar bitmeden üyelik süreci tamamlanmış olmayacaktır. Biz bu izleme şeyi ile mutabakat metninde yer alan taahhütlerin hayata geçirilmiş olup olmadığını da biz denetleyeceğiz. Onlar da tabi kendi ülkelerinde kurdukları bir şeyle de bunların neyini yaptı, ne kadar yaptı, niye yapmadı, niye yaptı? Karşılıklı da görüşmeler bundan sonra muhtemelen olacaktır, birlikte takip edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız açıkladı, bize verilen sözler tutulmazsa biz son adımı atmayız.

ADİL OLUN, TARAFSIZ OLUN, EŞİT DAVRANIN

Bizim Avrupa Birliği sürecimizde Türkiye'nin yaşadığı gerçekleri her Türk vatandaşının iyi değerlendirmesinde fayda var. Biz Avrupa Birliği üyeliği için 60'lı yıllardan beri Avrupa'nın kapısında bekliyoruz. Şimdi düşünün biz gitmişiz, oturmuşuz kapıya, 10 yıl geçmiş arkadan gelen geçmiş 70'li yıllarda kapıda bekliyoruz sıra almışız. Önce bizim girmemiz lazım, arkadan gelenler geçmiş, 80'li yıllar geçmiş, 90'lı yıllarda geçmiş, 2000’li yıllarda geçmiş ve hem Kopenhag Siyasi Kriterlerini hem Maasricht Kriterlerini yerine getirmediği sabit olan ülkeler, Türkiye ile hukuk devleti standardı, insan hakları standardı kıyas götürmeyecek ülkelerin tamamı oraya üye olmuş. Şimdi bizim şunu deme hakkımız yok mu? Yahu ne oluyor? Siz eğer adil bir Avrupa Birliği üyelik süreci işletiyorsanız ve eğer kurallarınızı herkese eşit uyguluyorsanız tarafsız değilseniz, biz 60 yıldır bu kapıda oturuyoruz. Daha dün müracaat edenleri hemen alıyorsunuz ve sizin koyduğunuz kurallara, standartlara uymadığı halde alıyorsunuz. Türkiye, sizin koyduğunuz kurallara standartlara uyduğunu halde siz Türkiye'yi hala bekletmeye devam ediyorsunuz. Bir defa bizim Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi organlarından beklediğimiz şeylerin tamamı bize karşı, bir;  adil olun. İki;  tarafsız olun. Üç; eşit davranın. Maalesef bu 3 ülkede de adil değiller, tarafsız değiller, eşit davranmıyorlar.

AİHM YUNANİSTAN ALEYHİNE HAK İHLALİ KARARI VERDİ

Tabi hepsi için yani bunun aksini Türkiye'de iddia edecek kimse olduğunu da düşünmüyorum. O kadar da emin söylüyorum. Bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Yunanistan'daki soydaşlarımız gitti. Orada isminde Türk kelimesi geçiyor diye Yunan hükümeti oradaki bazı dernekleri, vakıfları kapatan kararlar aldı. Bunlar bu kararları Yunan yargısına götürdüler. Yunan yargısı davalarını reddetti. AİHM'e bu kararları taşıdılar. Mahkeme de Yunanistan aleyhine hak ihlali kararları verdi. Yıl 2008 ve 2008’den 2022’ye kadar tam 14 yıl geçti. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 14 yıldır Yunan hükümetinin AİHM’in ihlal kararını uygulayıp uygulamadığını denetlemekle yetkili yer. Burada bir karar alması lazım. Türkiye'ye yaptığı gibi AİHM’e taşıması lazım. Hiçbirini yapmadı.

Biz şimdi soruyoruz, Türkiye’nin uyguladığı Kavala kararını “uygulamadın” diye sen işlem yapıyorsun Türkiye aleyhine ama öte yandan Yunanistan’ın hak ihlali verdiği konuda Yunanistan’ın hak ihlali verdiği konuda uygulamadığı kararı tam 14 yıldır gündemde tutuyorsun,  o zaman ben şunu sorma hakkına sahip değil miyim, “Neden Yunanistan'a ayrı uygulamayı yapıyorsun? Bize ayrı uygulama yapıyorsun?” Türkiye, Kavala kararını infaz etmiştir, hak ihlali kararına uymuştur. Ondan sonraki tutuklama ve diğer işlemler farklı bir adli sürecin sonucudur.

AİHM'İN VERDİĞİ KARARLARI TÜRKİYE'NİN UYGULANMADIĞI YÖNÜNDE BİR ALGI OLUŞTURULUYOR

AİHM’in buradaki denetimi şekil denetimidir, niyet okuyan bir denetim yapamaz. “Ben ihlal verdim, Türkiye’ye gönderdim, Türkiye bu ihlalin gereğini yaptı mı?” Yaptı, bitti. Ondan sonra başka bir takım konular varsa o ayrı bir dava konusu olur, ona bakar, oradan değerlendirme yapar ama şimdi AİMH ile ilgili bir şey daha söyleyeceğim. Türkiye'nin AİHM’nin verdiği kararlarla ilgili bugüne kadar uygulamadığı karar yok. Biz bütün kararlara uyduk ve uyguluyoruz ve şu ana kadar Türkiye ile ilgili oradan verilen kararlarda 4 bin 269 civarında karar var. Türkiye ile ilgili ve bunlar Bakanlar Komitesi tarafından da denetleniyor. Biz bunun yüzde 87,3’ünü infaz etmişiz. Avrupa Birliği'nin ortalaması 80’lerde. Yani AİHM kararlarını uygulayan uyan ülkelerin ortalaması. Biz ortalamanın üstünde uyuyoruz. Ama maalesef burada bütün bunlara rağmen Türkiye sanki uymuyormuş, uygulamıyormuş gibi bir algı Türkiye’de de oluşturmayı başardılar. Buradan çok net söylüyorum, bizim yerine getirmediğimiz kararlar yok ama “O karar öyle oldu, şöyle oldu” ayrı değerlendirme yapanlar olabilir, ama biz verilen ihlal kararlarına uyduk, uyguladık, bundan sonra da uyumaya, uygulamaya devam edeceğiz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ve diğer birimlerin Türkiye'ye karşı adil olmayan tutumlarına rağmen biz sözümüzü hep tuttuk, bundan sonra da tutmaya devam edeceğiz.

İMAMOĞLU ADAYLIKTAN ÇEKİLMİŞ GÖZÜKMÜYOR

Sayın İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adaylığı niyetini fazlaca gizlemek istese de gizleyemeyen biri, bunu bir şekilde ifade ediyor. Henüz adaylıktan da vazgeçmiş gözükmüyor, belli ki Sayın Cumhurbaşkanımızın karşısında o karşıtlıkta bir yer almak istiyor olabilir ve oradan kendine bir prim edinecek bir şey yapmak isteyebilir. Yani Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde bunların nasıl olacağını Cumhurbaşkanı tayin etmez, hukuk tayin eder.  Şu anda Cumhurbaşkanı, yani eğer öyle bir şey olsa seçimi niye beklesin? Böyle bir şey yok ama sadece bir mağduriyet algısı. "Benim üstüme oynuyorlar, beni dara, zora sokuyorlar, beni zorlaştırıyor" diye yani klasik bir siyaset yapma tarzı.  Bunu doğrusu, İstanbul gibi büyük bir şehrimizin belediye başkanına yakıştıramıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı böyle bir değerlendirme yapmasını da doğru görmem. Üç senedir belediye başkanımız orada, yani yaptıkları ortada, Cumhurbaşkanımızın ona bakışı, onun bakışı ortada. Parti içi rekabete Sayın Cumhurbaşkanımızı alet etmezse kendisi için daha iyi olur, parti içi rekabeti, kendi partisinin tüzüğü, kuralları, programı neyse ona göre yapsınlar ama öyle gözüküyor ki herhalde Cumhurbaşkanımızın ismini kullanmaya ihtiyaç duydu. Onun için şu anda bir can simidi gibi bu kullanmayı gerçekleştiriyor. Ama sağlıklı bir şey değil bu.

YABANCI MİSYON ŞEFLERİ İLE GÖRÜŞMENİN İZNE BAĞLANMASI İMAMOĞLU'NA YÖNELİK BİR UYGULAMA DEĞİL

Türkiye dış politikası Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanlığı üzerinden sevk ve idare edilir. Ben Adalet Bakanıyım. Herhangi bir büyükelçi yahut da dış yetkili ile görüşeceğim zaman benden randevu istediği zaman veya ben herhangi bir ülkeye Bakanlığımızın ihtiyaçları çerçevesinde bir ziyaret planladığım zaman, bunları Dışişlerimizle önce görüşüyoruz. Yani “Böyle bir düşüncemiz var ne dersiniz?”  diye sorarız. Bu, devletin yazısız bir anayasası gibidir ve kuralları da hep öyledir, bir geleneği vardır bunun. Cumhurbaşkanımızla da paylaşırız. Oralardan onay aldıktan sonra biz o süreçleri işletiriz. Çünkü aksi takdirde ne olur, dış politikada herkesin söylediği sözler farklı anlamlara gelir ve ülkenin dış politikasındaki kararlılık, istikamet, birlik, düzen, intizam ortadan kalkar. Bu konuda ben de tabi duyunca baktım, “Nedir bu konu?” diye. Esasında Sayın Cumhurbaşkanımızın 3 Haziran'da yazdığı bir yazı var. Bütün bakanlıklara ve bütün devlet birimlerine. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına mahsus bir yazı değil. Her birim de bunu kendi alt birimlerine gönderiyor. İçişleri Bakanlığı da gelen yazıyı kendi alt birimleri olan valilikleri gönderiyor, valilikler de bunları kendi ile ilgili birimlere aktarıyor. Bu, Türkiye'nin bütün valilerine bütün bakanlıklarına, Adalet Bakanı olarak bize, herkese giden bir yazı ama buradan siz kalkıp bütün Türkiye'nin her yerine giden bir yazıyı “Bu bana geldi, benim için kondu, benim görüşme engellemek için yaptı” derseniz doğru bir şey olmaz. Bu fevkalade yanlış bir şey. Şimdi yazıya baktığınızda valiliğin yazısında “Sayın bakanlarımız ve valilerimiz dahil” diyor. Onların da haber vererek yapılacağı şeyler ifade ediyor. Belediye Başkanı değil, valiye de diyor. “Sen de yapacaksan böyle yapacaksın, öbürleri de böyle yapıyor” ve bu yazı bütün Türkiye’de idaride görev alan herkese iletilen genel bir yazıdır, kimseye özel yapılmış bir düzenleme değildir. Bu genel düzenlemeden kendisine yapılmış özel bir düzenleme gibi sonuç çıkarmak fevkalade yanlıştır. O zaman ben Adalet Bakanı olarak ne diyeceğim? Ben daha öncede Bakanlık yaptım. Hiçbir büyükelçi görüşmesini Dışişleri Bakanlığına haber vermeden yapmadık, bazısına da oradan temsilci aldık. Bizde dış politik şeylerle ilgili Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğümüz var. Bu konuda çok yetkin arkadaşlar var. Buna rağmen biz oradan yetkilileri alır, dışarı giderken de hakeza Bakanlık olarak onu yaparız, işin doğrusunu, Cumhurbaşkanlığı yazısı ortaya koyuyor ve bu da illere tebliğ ediliyor. Bütün yöneticilere dönük bir yazı.  Buradan özel sonuç çıkarmak büyük bir gayret ister. Maşallah, Ekrem bey de iyi bir gayret göstermiş. Kendine buradan bile bir mağduriyet devşirdiğini görüyorum. Hayırlı olsun mağduriyeti.

ALTILI MASA, KENDİ YÖNETİMİNE RIZA GÖSTERECEK ADAY ARIYOR

Altılı masa, Türkiye’yi yönetecek bir cumhurbaşkanı adayı aramıyor. Altılı masadakilerin yönetimini kabul edecek, masanın yöneteceği bir cumhurbaşkanı aday arıyor. Esasında işin özü burada. Çünkü cumhurbaşkanı adayı, daha adaylığı kabul etmeden önce onlarla bir vesayet ilişkisi protokolü imzalaması gerekiyor. Açık açık söylüyorlar. Ne diyorlar? “Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanmayacağını, işte falanlara devredeceğini, parlamenter sisteme döneceğine” vesaire birtakım şartlar koyuyor ve bu şartları kabul edecek dolayısıyla onların da yönetimine rıza gösterecek bir cumhurbaşkanı adayı arıyor. Türkiye’yi yönetecek birini aramıyorlar, bir tanesi bu. Bu kim, yani bunu kim kabul eder? Çünkü bu hakikaten cumhurbaşkanı adayı olacak kişi için de çok kabul edilemez bir durum. Onu istiskal eden bir durum ve konuşmalarda onu ortaya koyuyor. Yani bir nevi bu 6 kişinin yönetimini kabul etmek, onların kuklalığına rıza göstermektir. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, Türk milletinden sandıkta aldığı irade ve Anayasanın ve yasaların ortaya koyduğu irade dışında başka bir iradeye tabi olmaz. Türk halkı da bunu seçmez. Bir tanesi burada bir sıkıntıları var. “Bu kim olabilir? Falan olur.” Ekrem Beyle ilgili muhtemelen ‘yönetemeyiz’ diye düşünüyor olabilirler. Çünkü Genel Başkanını takmıyor, altılı masayı takmıyor, herkes “dur” dediği halde durmuyor. Şimdi “Yarın aday yaparsak o zaman bizi hiç mi takmaz?” diye düşünüyorlar, öyle düşünebilir. Öte yandan ikincisi, liderlerin psikolojisine de iyi bakmak lazım. Hiçbiri masada bile otururken birine üstünlük sağlayacak bir oturma düzeni istemiyor. Yürürken de bir santim birinin gerisinden, bir santim ilerisinden yürümek istemiyor. Benim anladığım kadarıyla yani sadece yorum bu bilgiye dayalı değil; masadakiler masadan birinin adaylığına razı değil. Çünkü birinin aday olması demek masadan birinin öne çıkması demek. Halbuki diyor ki, “Biz eşitiz, birisi öne çıkmayacak, biz birisini öne çıkaracağız sonra beraber onu yöneteceğiz. Kimi öne çıkaracağız?” bunu konuşmaktan çekiniyorlar. Bugüne kadar bir sürü açıklama görüyoruz. “Biz daha isim üzerinde hiç konuşmadık.” diyorlar. Yani bu ne demek? İsim üzerinde konuşmak, demek somut bazı önerilere muhatap olmayı gerektirir. Evet veya hayır cevaplarını doğurur. “Bu da masanın geleceği bakımından iyi mi olur, kötü mü olur, şimdi konuşmayalım” diyorlar. “Erteleyelim erteleyelim, bir vakti gelince konuşalım.” diyorlar. Benim anladığım kadarıyla konuşmaktan bir çekingenlik var, yoksa seçime bir yıldan az bir süre kalmış. Cumhurbaşkanı adayı kim olacaksa topluma kendini tanıtacak, projelerini anlatacak, milletin huzuruna çıkacak. Bir sürü yapacağı işi var.

ADAYINIZ BİR SENEDE YIPRANACAKSA O ADAYLA YOLA ÇIKMAYIN

Geçmişte biliyorsunuz Ekmeleddin İhsanoğlu Bey tek aday oldu. Tayyip Bey'in karşısında, 2014’te kaybetti. 2018’de de hatırlarsanız Sayın İnce dahil pek çok aday çıktı. Çoklu aday oldu ve orada da kaybedildi. Hem tek aday denendi, başarılı olamadı. Hem çoklu aday denendi, yine başarılı olamadı. Şimdi çoklu aday da çıkarırlar, tekli aday çıkarırlar, onların bileceği iş. Bizim istediğimiz çoklu veya tekli aday meselesi değil. Nasıl olacaksa bunu kamuoyuna deklare edip… Artık Türkiye yoruldu. 4 senedir adayın vasıflarını tartışmaktan herkes yoruldu usandı. Televizyonlar her gün adayı tartışıyor. Türkiye'nin bu kadar gündemi var. O gündemlerin hepsi adayın gündeminin arkasında kaldı. Artık yeter. Millet bunaldı. Kimi istiyorlarsa açıklasınlar. Arkasına düşüp, sahip çıksınlar. Niye korkuyorlar? “Aday yıpranırmış.” O zaman yıpranacak birini niye aday yapacaksınız? Yani madem öyle düşünüyorsunuz, yıpranmayacak birini getirin. Yani Tayyip Bey 20 yıldır milletin huzurunda yıpranmıyor da sizin adayınız bir senede yıpranacaksa o zaman öyle bir adayla yola çıkmayın. Zaten sizi başarıya taşımaz. Sağlam, milletin takdirini alacak birisini bulamıyorsanız bu kadar parti altılı masa ama yedili masa esasında o.  Öbürü masanın altında mı, pencereden mi, takip ediyor?

Ama hazır kıta HDP. Askerler de böyle hazır kıtalar vardır. HDP bunların hazır kıtası. Belediye seçiminde imdada koşacak, efendim başka ihtiyaç olduğunda imdada koşacak ama kimse onun imdada koştuğunu bilmeyecek. Yan yana fotoğraf vermek istemiyorlar, aynı masada oturmak istemiyorlar ama 85 milyon Türk halkı HDP’nin bu masanın gayri resmi ortağı olduğunu herkes biliyor.

HAKSIZ TAHRİK KONUSUNU BAKANLIK OLARAK TARTIŞMAYA AÇTIK

Bizim yasalarımız bir zihniyet değişimini emrediyor. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) ve daha sonra yaptığımız düzenlemeler bu konuda hem yargının hem de üst yargı temyiz mercii Yargıtay’ın burada yol açıcı içtihatlarına zemin hazırlıyor. Burada zihniyeti değiştirecek Yüksek Yargıtay’ımızın vereceği bir içtihattır. Bu konunun daha önceki içtihatlar çerçevesinde değerlendirilmeye devam etmesi, 2005’te yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunumuzun ortaya koyduğu anlayışa, daha sonra bu konuda yapılan değişikliklerle pek uyumlu değil. Ben geçen Yargıtay’da da bir toplantıda Yargıtay Başkanımızın ve oradaki kıymetli üyelerinin huzurunda söyledim; "Bu konudaki yolu siz açarsınız." Mahkemeler, Yargıtay’ın verdiği kararlara sürekli bakarlar ve ona uygun hareket ederler. Bir defa biz yasal düzenleme yapalım, yapmayalım, Yargıtay’ın böyle bir kararına ihtiyaç var. Tahrik meselesini yeniden ele alan, değerlendiren ve bu çerçevede bir çerçeveyi yeniden çizen bir içtihada ihtiyaç olduğunu ben her yerde ifade ediyorum. Ama öte yandan haksız tahrikle ilgili yapılan uygulamalar kamuoyunda çok fazla tepkilere yol açınca görülen davalardan bağımsız olarak söylüyorum. Acaba bu haksız tahrik konusunda bir yasal düzenleme ihtiyacı var mı? Dünyada bu haksız tahrik meselesi nasıl uygulanıyor? Her ülkede var, acaba bir düzenleme yapılırsa nasıl olabilir? Biz bunu Bakanlık olarak tartışmaya açtık. Şu anda arkadaşlarımız çalışıyor mukayeseli hukuku inceliyor, Türk cezacıları ile görüşüyor öte yandan Yargıtay’ımızla pek çok yerle bu konunun değerlendirmesi yapıyor. Onun çıktısına göre biz bakacağız. Eğer yasal düzenleme konusunda bir ihtiyaç varsa, onun formülünü de yine bütün taraflarla istişare etmemiz lazım. Çünkü tahrik konusu binlerce yıldır var olan bir hukuk müessesesi. Bu müessesenin sağlıklı işlemesine yardımcı olacak bir adam yoksa müesseseyi yok edecek bir adım söz konusu değil.

KADİR ŞEKER DAVASI'NIN YARGISAL SÜRECİ DEVAM EDİYOR

Ben yürüyen davalarla ilgili Adalet Bakanı olarak konuşmam. Konuşmam da doğru değil. Çünkü Kadir Şeker ile ilgili verilen karar şu anda ilk derece mahkemesi kararı ve bunun daha devam eden yargısal süreçleri var. Bu konularda değerlendirme yaparsam, hukuka, kanuna, Anayasa’ya aykırı davranmış olurum. Onun için hukukun sağlıklı işlemesi ve Anayasa ve yasalarımıza göre bu işin sonuçlanması temennisinde ancak bulunabilirim.

YARGI, STOKÇULUK SUÇUNA İLİŞKİN İHBAR VEYA ŞİKAYETLERİN ÜZERİNE GİDECEK

Yapılan her yasal düzenlemenin birde uygulaması var, uygulamayı denetleyecek veyahut da uygulamayı bizzat yapacak idari ya da adli kurumlar var. TCK'da fiyatların fahiş olarak artmasını sağlamak için yalan haber yayan ve havadisleri çoğaltarak fiyatların artışını fahiş artışını sağlayanlar ile ilgili bir düzenleme var. Biz onun cezasını artırdığımız gibi öte yandan kamuya sunulan malların, hizmetlerin vesairenin satımını yavaşlatarak ya da yok dedirterek kamuda bu talebi çoğaltmak ve bu suretle de fiyatın artmasını sağlamak, bu da tam stokçuluğa uyan bir durum bunlarla ilgili yaptırımlar bizim hukukumuzda alt sınırları 6 yıl 2 yıl olunca tutuklama tedbirinin kapsamı dışında kalıyor. Çünkü 2 yılın altında bazı istisnalar hariç bizim mevzuatımızda tutuklama yasağı var. Böyle bir konuda böyle bir tedbire ihtiyaç duyulduğunda mahkeme takdir etmek istediğinde takdir edememesi, bu alanda faaliyet gösteren kişileri cesaretlendiren bir şeydi. Ceza miktarının azlığı da caydırıcılığı maalesef ortadan kaldırıyor. O yüzden biz hem tutuklama tedbirine mahkeme ya da hakim gerek duyduğunda uygulayabilmesi ve cezanın da caydırıcılığını artırmak için bir adım attık. Bunları hem kolluk kuvvetleri bu tür şeyleri takip edecek hem de Cumhuriyet savcıları bunları takip edecek. Vatandaşlarımızın ihbar veya şikâyetleri olduğunda da savcılıklar bu konularda harekete geçebilecektir ve bu süreç artık güçlü bir adli denetiminde altında olduğunu buradan ifade etmek isteriz. Tabi idari bakımdan da yapılan denetimler var. Onu ilgili bakanlıklar yapıyorlar ama bizim Adalet Bakanlığının ilgili olduğu kısım, yargı süreci. Bir suçun oluşumundan sonra devreye giren bir süreç. Suç işlenmeden önce bizim hukukumuzda adliye devreye girmiyor. Bir stokçuluk suçu işlendiğine dair ihbar gelir şikayet gelir, koltuktan bildirim olur ya da yapılan bir tahkikat çerçevesinde ortaya çıkarsa bunun üzerine adli yargı gidecektir.

BU KONU TÜRKİYE'NİN TARTIŞACAĞI BİR KONUDUR

Türkiye kamuoyu bunu tartışıyor. Özellikle kamuoyunu infiale sevk eden olaylar olduğunda suçlar işlendiğinde hemen hemen kamuoyunda her kesimden insanımız buna dair görüşler ifade ediyor, bu tartışılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda hassas. Hatırlarsanız daha önce de "Bu Parlamentonun işi ama önüme gelirse ben idam cezasını öngören değişiklikleri imzalarım" diye açıklama yaptı. Sayın Bahçeli de bu konudaki görüşünü ifade etti. Bazı suçlar için idam cezasının gelmesini ifade etti. Tabii bu Parlamentonun karar vereceği bir konu. Çünkü idam cezasının yeniden gündeme gelmesi için Anayasa’mızda 38’inci maddede bir değişikliğe ihtiyaç var idam cezasının yeniden gündeme gelmesi için. O da Parlamentonun takdirinde olan bir konu. Şu anda Cumhur İttifakının Meclis Grubu öyle bir sayıya sahip değil. Diğer partilerin de öyle bir sayısı yok ancak bir uzlaşma olursa, orada bir değişiklik yapılabilir. Ondan sonra ceza mevzuatımıza bunun yansıması söz konusu olabilir. Bir Anayasa değişikliği milletin temsilcileri ulaşırsa, ondan sonra gündeme gelebilir. Sayın Cumhurbaşkanımız da “Bunun parlamentonun işi olduğunu” İsveç dönüşü uçakta da tekrar açıkladı, "Önüme gelirse ben bunu imzalarım" dedi. Bu konudaki görüşü Sayın Cumhurbaşkanımızın dün de böyleydi, şimdi de böyle. Sayın Bahçeli'nin de bu konuda görüşü çok net. Esasında Parlamentoya bir çağrıdır bu. "Bu konuyu ele alın, bu konuyu değerlendirin" çağrısıdır. Geri kısmı Parlamentomuzun takdirindedir. Yani şu anda parlamentoda böyle bir çoğunluk yok. 2023 seçiminden sonra Anayasa değişiklikleri konusunda Parlamentoda uzlaşmalar olabilir. Uzlaşmalar çerçevesinde değerlendirilebilir, ele alınabilir. Şimdi tekrar diyelim CHP, böyle bir şeye yaklaştı veya başkaca partiler Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluk çerçevesinde “ele alırız” dendiği zaman, tartışılabilir konulardan bir tanesi. Bu Türkiye'nin tartışacağı bir konu.

SINAVIN İLANINI VAKTİ GELİNCE YAPACAĞIZ

Hakim ve savcı yardımcılığı müessesini hayata geçirdik, 1 Ocak’ta yürürlüğe girecek. Her yıl hakim, savcı alımı yapıyoruz. Bundan sonra da yapacağız. Ama yardımcılık süresini 3 yıla çıkardığımız için bir yıl atama yapamayacağız. O geçiş döneminde bir sıkıntı yaşamayalım diye 26-27 Kasım tarihinde hakim ve savcı adaylığı sınavı açıyoruz. Mevcut sisteme göre son alımı yapacağız, sayıyı da yüksek tuttuk, sebebi bu. Geçiş dönemini rahat atlatalım diye. 1200 tane hukuk fakültesi mezunlarımızdan adli yargıya, 150 tane hem hukuk hem diğer siyasal mezunları da belli bir kontejan çerçevesine giriyor, idari yargıya alım yapacağız, 150 tane de avukatlıktan 3 yıl kıdemi olanların girdiği bir sınav var, avukatlar arasından adli yargıya alım yapacağız. Toplam 1500 hakim ve savcı adayının sınavı, 26-27 Kasım tarihinde yapılacak. Sınavın ilanını vakti gelince yapacağız, bu konuda niyeti olanlar müracaat edecek. Ben, gençlerimize şimdiden tarih vererek hazırlanmalarını, çalışmalarını tavsiye ediyorum.

İCRA MÜDÜRLÜĞÜ MÜLAKAT SONUÇLARINI YAKINDA AÇIKLAYACAĞIZ

Şimdi yazılısı yapıldı, mülakatı da bitti. Yakında açıklayacağız. Ben en erken, arkadaşlara çok hızlıca açıklayın, hatta bayramdan önce yetiştirebilirsek, bayramdan önce açıklayın diye talimat verdim. Eğer bayramdan önce açıklanmazsa bayramdan sonraki ilk hafta bizzat vaziyet edeceğim arkadaşlara hızlandıracağım. Belki yetişirse yarın da açıklanabilir ama yetişmezse bayramdan sonraki ilk hafta içinde açıklanacağını buradan ben ilan etmiş olayım.

ANAYASA'MIZIN 83’ÜNCÜ MADDESİ VEKİLE SUÇ İŞLEME HAKKI VEREN BİR DÜZENLEME DEĞİLDİR

Bizim Anayasa’mız, milletvekillerine bir dokunulmazlık veriyor. Esasında bu dokunulmazlığın felsefesi, vekillerin herhangi bir korku, baskı, endişe içinde olmaksızın, milletten aldığı temsil yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) faaliyetlerinde özgürce yerine getirmesini sağlamak içindir. Yani bu bir nevi yasama faaliyetlerinde, her türlü düşüncenin özgürce ifade edilmesi, yürütme organının denetiminde her türlü düşüncenin ifade edilmesi, sorunların dile getirilmesinde özgürce düşüncenin ifade edilmesidir. Ama bunu tabii farklı değerlendiriyor bazıları. Bu, bir suç işleme için bir özgürlük veren, bir dokunulmazlık maddesi değil. Yani esasında Anayasa koyucu milletvekilinin, suç işlemesini ve yahut da herhangi bir suç sayılan eylemde bulunmasını işin doğasında olmayacağını da kabul ediyor. Onun için diyor ki ama ola ki vekillere karşı herhangi bir şey olursa, adli süreçler olursa ona karşı da bunu koruyan bir düzenleme ortaya koymuş. 83’üncü madde son derece doğru bir düzenleme. Hem demokrasimizi, hem milletin sesini koruma bakımından, hukuk devleti bakımından, yerinde bir düzenleme ama bu, vekile suç işleme hakkı veren bir düzenleme değildir. Onun için de istisnaları koymuş. Eğer herhangi bir milletvekili TCK veya diğer kanunlarda suç sayılan bir fiili işlediği takdirde, böyle bir iddia varsa fezleke Meclis’e gelir, Meclis bunları değerlendirir ve bunun takdirini yapar. Şu anda yanılmıyorsam Meclis’te 1500’den fazla fezleke var. Meclis de bunların hepsini gündeme de almıyor. Zaman zaman alıyor, orada da vekillerin vazifesini rahat yapması anlayışını koruyor. Ama bazen toplumu infiale sevk eden, toplumun her kesiminin “olmaz bu” dedirten, “bunun gereğini neden yapmıyor” dedirten, sesi de Parlamentonun duyması lazım. Bu konuda da, Türk halkında bu dokunulmazlığın kaldırılması konusunda, çok net bir irade var. Onların temsilcileri de Anayasa’nın ortaya koyduğu, hukuka uygun bir adım atıyor. Tabi Meclis Genel Kurul’u ne karar verecek, onu göreceğiz.

TÜRKİYE'NİN TERÖRLE MÜCADELESİ BİTMİŞ DEĞİL

Türkiye, FETÖ/PDY ile etkin, kararlı, sürekli ve istikrarlı bir mücadeleyi diğer terör örgütleriyle yaptığı gibi yapıyor. FETÖ/PDY terör örgütünün devlet içinde tespit edilen, her alanda kişi veya kim varsa bunlarla ilgili gerekli adımlar atıldı, başka adımlar da atıldı. Bu konuda önemli mesafe kaydedildi. Ama şunu ifade etmekte fayda görüyorum, FETÖ ile mücadele henüz bitmiş değil. PKK ile mücadele, DHKP-C ile mücadelede bitmiş değil. Bu mücadele süreklilik arz eden bir mücadeledir. Bu terör örgütlerinin en son temsilcisi etkisiz hale getirilinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bunlarla mücadelesi devam edecektir. FETÖ’nün önemli ölçüde gücü kırılmıştır, devlet içinde organize hareket etme kabiliyeti yok edilmiştir. Zaman zaman diyelim böyle kamikazeler çıkabilir. Onlarla ilgili de zaten tespitler yapıldığında gereği yapılmaktadır. Ama bu şu demek değildir, bir daha söylüyorum, bu mücadele bitmiş değildir. Bu mücadele devam edecek. Bu mücadelenin uzun yıllar alacağını da düşünüyorum.

 

 

 

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr