“ABD GÜLEN’İ VERMEZSE TÜRKİYE'Yİ BİR TERÖRİSTE FEDA EDER”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk oldu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Açıklamalarında  15 Temmuz Darbe girişiminin sevk ve idaresinin Fetö lideri Fetullah Gülen Tarafından gerçekleştirildiğini vurgulayan Bozdağ,  “Abd Gülen’i Vermezse Türkiye'yi Bir Teröriste Feda Eder” dedi.

Bozdağ’ın açıklamaları şöyle:

“Bu, aziz milletimizin birlikte hareket etmesiyle Cumhurbaşkanımızın, hükümetimizin, Meclisimizin, siyasi partilerimizin, sivil toplumumuzun, en önemlisi halkımızın görüş farklılıklarını bir tarafa bırakıp birlikte duruşu ve polisimizin mücadelesi, yargının dik duruşu ve darbe karşıtı askerlerimizin mücadelesiyle başarısız kılınmıştır. 15 Temmuz esasında bir yandan darbeciler için önemli bir derstir öte yandan da demokrasimiz için de önemli bir sigortadır. Türkiye'de bundan sonra artık TRT'yi ele geçirerek, iki üç yere bomba atarak, tankla sokağa çıkarak, helikopterlerle, jetlerle etrafı bombalayıp insanları acımasızca şehit ederek darbe yapılamayacağının en somut göstergesinin yaşandı.

"Millet, siyaset, iktidar, parlamento demokrasiye sahip çıkmıştır. Bundan önce her darbe teşebbüsünde şapkasını alan giden siyasi liderler vardı. 12 Mart 1971 muhtırası parlamentoda okundu. Muhtırayı dönemin meclis başkanlık divanı okudu, Meclis'te okudu, senatoda okudu ve milletvekilleri, o dönemde parlamentoda olan herkes kafasını eğdi, muhtırayı parlamentoda dinledi. Doğru dürüst öze dahil hiçbir itiraz yok. Usul tartışması var ama darbeye, muhtıraya herhangi bir itiraz yok. Düşünün böyle bir parlamentodan bombaların altında açık duran bir parlamentoya, şapkasını alıp kaçan siyasetten ölüme uçan bir Cumhurbaşkanına ve herkes meydanda. O nedenle çok büyük bir değişim oldu, 15 Temmuz bu açıdan baktığınızda Türkiye'de bundan sonra darbe rüyası görmenin yasaklandığı bir tarihtir."

"TÜRKİYE İLK DEFA ŞAHİT OLDU"

"Yeni Türkiye için gerçekten bir yeni kapı. Bütün siyasi partilerin bir araya geldiği bir an. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana hatta biraz daha geriye giderseniz, 7 Ağustos mitingi gibi bir miting yok. Türkiye'nin 81 ilinde belki 10 milyonun üzerinde insan meydanlarda, 5 milyon insan Yenikapı'da Cumhurbaşkanının başkanlığında, anamuhalefet partisi, diğer muhalefet partisi, iktidar partisi genel başkanları Meclis Başkanı halka hitap ediyor, herkes yek vücut, bütün meydanlarda da parti farkı gözetmeksizin insanlar var, il başkanları konuşuyor farklı partilerin, vekiller konuşuyor, böylesi bir birlikteliğe Türkiye ilk defa şahit oldu. Yüzlerce yıldır verilemeyen bir fotoğrafı 7 Ağustos'ta Türk siyaseti, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Türk halkı bütün Türkiye'ye ve dünyaya vermiştir.

"Türkiye tehlikeye girdiği zaman siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun bir oluruz. Demokrasi, milli irade ve hukuk devletine sahip çıkma konusunda bir ortaklaşmayı da gösteriyor. Türkiye'de vatan, millet, ezan, bayrak gibi değerlerimiz var. Bunlar tehlikeye girdiği zaman millet ne yapıyor? Ölümüne, o tehlikeyi bertaraf için mücadele ediyor. Şimdi bu ortak değerlerin yanına demokrasi, hukukun üstünlüğü ve milli irade de eklenmiştir. Artık Türkiye'de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve milli irade tehlikeye girdiği zaman içeriden veya dışarıdan tehdit altına sokulduğu zaman, milletin bütün farklılıklarını bir tarafa bırakıp demokrasi, hukukun üstünlüğü ve milli iradeye sahip çıkacağının dosta ve düşmana ilan edilmesidir hem 15 Temmuz hem de 7 Ağustos. Birlikte böyle okunursa son derece anlamlı olur.

Bütün siyasi partiler, birbirimizle rekabet edebiliriz, tartışabiliriz, ağır eleştiri yöneltebiliriz, bunu ne sayesinde yapıyoruz? Demokrasi, hürriyet, cumhuriyet sayesinde yapıyoruz. Öyleyse bizim bu demokratik özgürlükleri kullanmamıza imkan veren sistem tehlikeye girdiğinde bizim hepimizin birlik olması gerekir. Bu, onu gösterdi. Onun için ben '7 Ağustos, 15 Temmuz mesajı nedir' derseniz, bundan böyle darbelerin Türkiye'de yapılamayacağının, yapmak isteyenler olursa milletin buna asla izin vermeyeceğinin dosta ve düşmana ilanıdır. 'İstikbalimi de istiklalimi de ben tayin ederim' diyor millet. 'İktidara kimi getireceğime, kimi götüreceğime ben karar veririm'. Ne dışarıdaki güçlerin talimatıyla hareket eden maşalar ne de içimizdeki hainler asla Türkiye'de kader tayini yapamazlar, gelecek tahlili yapamazlar, onun için bu maşaları kullananlara da kendilerini maşa olarak kullandırmayı şeref zanneden alçaklara da bir cevap veriyor bu meydan ve 15 Temmuz. Ama Türkiye'nin düşmanları perişan oldular. İçimizde hainlik yapanlar perişan oldular, dışarıda zayıf Türkiye olsun diye çok paralar harcayan, çok destek veren, her imkanı verenler de çok perişan oldular. Bundan sonra da bu millet dostlarını sevindirmeye, bu millete ve devlete düşmanlık edenleri de üzmeye devam edecektir.

GÜLEN'İN İADESİ

ABD yetkili makamları bizden giden yazıları aldıktan sonra yakalama ve tutuklama talebimizin neden acil olduğuna dair sorular sordular. Biz aciliyetin neden olduğunu ifade eden cevaplarımızı da ABD yetkililerine gönderdik.

Bunun ardından Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ABD'li uzmanların Türkiye'ye gelip, bu konuda inceleme yapacağı gibi Türkiye'den bir uzman heyetin ABD'ye giderek mutahaplarıyla görüşmesinin önemlidir.

Bunun üzerine biz de kendilerine bir cevap gönderdik. Dedik ki; 'Bu teklifi önemsiyoruz. Öyleyse sizden bir uzman heyet öncelikle Türkiye'ye gelsin, muhataplarıyla görüşsünler, daha sonra Türkiye'den bir uzman heyet ABD'ye gelsin, orada da yine değerlendirme ve görüşmeler yapılsın'. Bilahare de Dışişleri Bakanımızla birlikte bizzat geleceğimi de mektupta ifade ettim. Bu mektubu da hem elektronik hem de diğer usulden yetkili makamlara gönderdik. Henüz buna olumlu veya olumsuz cevap vermediler. Ancak ABD yetkililerinin bugüne kadar yaptığı açıklamalara baktığımızda şu mesaj çıkıyor; Fetullah Gülen'in iadesi konusunu tartıştıkları, görüştükleri bu konudaki talepleri önemsedikleri çıkıyor. Zira bugüne kadar bir iade talebi hakkında ABD makamları bu kadar bir değerlendirme şimdiye kadar yapmadılar. Biz tabii bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye'deki 15 Temmuz başarısız silahlı darbe teşebbüsünün Fetullah Gülen'in emir komutası altında TSK içerisinde yuvalanmış FETÖ'cü teröristler tarafından ve onlara eklemlenen diğer bazı gruplarca gerçekleştirildiği konusunda ne Türkiye'de ne ABD'de ne de başka bir ülkede tereddüt yok. Bu darbenin Fetullah Gülen'in emir komutası altında gerçekleştirildiğini ve ona bağlı asker içindeki FETÖ'cüler tarafından başlatıldığını ve icra edildiğini bütün dünyanın istihbarat örgütleri biliyor.

ABD istihbarat örgütü bunu gayet iyi bildiği gibi ABD yönetimi de gerçekleşen ve başarısız olan bu darbe teşebbüsünün, arkasında değil tam içinde ve bizzat Fetullah Gülen'in yönetiminde gerçekleştiğini bildiğine ben adım gibi eminim. Avrupa ülkeleri de biliyor, herkes biliyor, öyleyse bu kadar açık ve net olan bir konuda herkesin net olmasını bizim beklemek hakkımızdır. Empati yapmayı biz hep öneriyoruz, ABD yetkililerine de biz öneriyoruz.

Düşünün, Sayın Obama'ya suikast girişiminde bulunulmuş olsa, eşi ve çocuklarıyla tatilde bulunduğu bir yerde üç helikopterle onlarca asker gelip infaz için teşebbüste bulunsa, Beyaz Saray, Kongre Binası, Pentagon bombalanmış olsa, Genelkurmay Başkanı rehin alınmış olsa, F-16 jetleriyle insanlara bomba atılmış olsa, askeri helikopterlerle insanlar taranmış olsa... 240 ABD vatandaşı ölse, 2 bin 180 Amerikan vatandaşı da yaralanmış olsa bu eylemi gerçekleştiren teröristlerin bağlı olduğu baş terörist de Türkiye'de olsa ve bu eylemi de onun talimatları doğrultusunda bizzat ABD'de gerçekleştirmiş olsalar, Türkiye 'Biz bir düşünelim bakalım, elinizde ne tür deliller var, onlara bir bakalım, şuna bakalım' diye birtakım değerlendirmeler yapsa ABD halkı, ABD yönetimi bundan memnun olur mu olmaz mı?"

Güneşin varlığını ispat için delile hacet var mı? Türkiye'de bu darbe teşebbüsünün Fetullah Gülen tarafından gerçekleştirildiğini herkes gibi ABD yönetimi de biliyor. Bunun, hukuksal açıdan iade prosedürünün işlemesi rutin bir iş, olacak. Ama biz bu meseleyi sadece dosyadaki deliller açısından değerlendirirsek, o zaman iadenin anlamı da ortadan kalkar. ABD iade etse de etmese de bu siyasi bir karar olacaktır.

ABD yönetimi iade ederse bu siyasi karardır. Ama iade etmek istemezse de pek çok bahane bulabilir. O bahaneler onun kararının hukukiliğini göstermez. İade etmeme kararı da siyasi karardır. Türkiye'de bu kadar insanın ölümüne, bu kadar insanın yaralanmasına, Türk ordusunun, Türk demokrasisinin böylesine büyük bir itibar kaybına yol açan büyük bir tehlike ve tehdidin içerisine ülkemizi sokan bu kişiyi himaye etmeyip, Türkiye'ye iade etmesini beklemek bizim hakkımızdır. ABD'nin de bunun Türkiye ile olan ilişkileri nedeniyle vermesi doğal olandır, doğru olandır. Ama eğer vermezse o zaman ABD bir teröriste Türkiye'yi feda etmiş olacaktır. Biz diyoruz ki Türkiye ve Türk halkının dostluğu mu ABD için önemli yoksa Fetullah Gülen'in dostluğu mu ABD için önemli? Bu kararda bunu da göreceğiz. Artık Fetullah Gülen ABD içinde başka bir ülke içinde kullanışlı bir maşa olma vasfını yitirmiştir. Bundan sonra Türkiye'de Fetullah Gülen üzerinden Türkiye'nin içine ve dışına doğru bir operasyon yapma ihtimali yok. Çünkü millet FETÖ'cü olan herkesle arasına mesafe koymuştur. Toplum artık bu canavarlaşmış terör örgütüne karşı bütün imkan ve kabiliyetleriyle teyakkuz haline geçmiştir. Herkes kapılarını kapatmıştır. Başka ülkeler için de öyle."

"BU ÖRGÜTÜN ELE BAŞI BU BİLGİLERİ KİME AKTARIYOR?"

"İşte Türkiye'de Genelkurmay Başkanının özel kalemi, emir subayı, yakın koruması, uzak koruması, Cumhurbaşkanının yaveri, bütün bunlar devletin en mahrem yerleri. O kadar incelenen yerlere bu okullardan ve bunların yetiştirdiği insanlar giriyor. Sınavlarda soru çalarak veya çalmayarak, orada görev alıyor. Kozmik odaya herkes girebilir mi? Ama düşünün o insan orada görevli, orada bilgileri alıyor ağabeyine aktarıyor, o alıyor daha öbürüne, o kime aktarıyor. Şimdi Kazakistan'da veya Pakistan'da, Etiyopya'da okuyanlar, yetişenler devlet içinde önemli yerlere gelince...İnsanlar bakıyor, din eğitimi veriyor modern eğitim veriyor o zaman güveniyorlar buraya. Devlette nüfuzlu yere gelince oradaki bilgiler toplanıyor 'abiler' vasıtasıyla bütün devletin en mahrem bilgileri bu örgütün ele başına gidiyor. Bu örgütün ele başı bu bilgileri kime aktarıyor. Cemaatin menfaati için mi kullanıyor?"

"İSTİHBARAT OKULLARI ZİNCİRİ ARTIK FAŞ OLMUŞTUR"

"Terör örgütünün lideri 'eğitimle uğraşıyorum' diyor ya... Elde ettikleri bu istihbari bilgiler, matematiği, fiziği daha iyi anlatmak için mi yarıyor? 'Yok biz din eğitimi ile uğraşıyoruz.' O zaman tefsir, hadis kitapları yazmak, yoksa peygamberi daha iyi anlamak için yazılan kitapların daha iyi olmasını mı sağlıyor? Bu istihbarat bilgileri, askeri kabiliyetler ve devletin teknolojik gelişmesi ne işine yarar?"

"Dinlemelerde görüyoruz. Bütün siyasileri dinliyorlar. Niye dinliyorsunuz, ne işinize yarar sizin? Hangi yapının işine yarar bu? Bunlar sadece başka devletlerin işine yarar. O zaman ne oluyor? İşte Türkiye'nin içinde yetiştirdiği, bu örgüte üye yaptığı ve 'gözünü kırpmadan vur' dediğinde vuran bu yapılar o bilgiyi topluyorlar bir hiyerarşi içinde üstlerine aktarıyorlar, onlar da Pensilvanya'daki zata aktarıyorlar. Pensilvanya'daki zat bu bilgileri ne yapıyor, orada stoklayıp orada mı tutuyor, yoksa ona bakanlara aktarıyor mu, onu da ben bu milletin takdirine bırakıyorum. Ben diyorum ki, bu örgüt sadece Türkiye açısından değil başka ülkeler açısından da kullanışlı bir maşa olma vasfını kaybetmiştir. Deşifre oldu artık, istihbarat okulları zinciri artık faş olmuştur, Türkiye'de artık bu iş bitmiştir, başka ülkelerde de bitmiştir. Onun için buna yatırım yapmak akıllı bir ülkenin yapacağı bir iş kesinlikle değil."

Özellikle ABD'li yetkililerin Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin daha ileriye gitmesi için ve iki ülke hukukunun daha üst noktada muhafazası için Gülen'i Türkiye'ye, "amasız, fakatsız" iade etmesi gerek.

- "ABD KARŞITLIĞI ZİRVE YAPMIŞ DURUMDA"

"Devletler arası ilişkiler etkilenir, bunun bir şekilde tamiri olur ama tamir edilemeyecek bir şey var. Türkiye'de ABD'ye karşı halkta çok ciddi rahatsızlıklar var. ABD karşıtlığı zirve yapmış durumda. Şu anda bu nefret boyutuna gidiyor. Şimdi sadece FETÖ'den ibaret Türkiye'yi görüyorsa yanılıyor. ABD'de senatörleri para ile satın alan, İngiltere'de milletvekillerine parayla Türkiye aleyhine yatırım yaptıran, pek çok seçimde senatörlere destek veren bir yapı değil artık. Onu görüyor insanlar. Türkiye'de onun bir karşılığı yok. Şimdi, modern giyimli, dil bilen, iyi eğitimli... Onlara baktığında sanki Türkiye'de herkesi onlar gibi algılıyorlarsa o zaman CIA işini yapmıyor demektir. Türkiye'de FETÖ'nün gücünü doğru aktarmıyorlar demektir ABD'li yetkililere. Doğru aktarmış olsalar eminim ki FETÖ ile ABD yönetimi ilişkilerini şimdiye kadar çoktan keserdi çünkü FETÖ'nün Türkiye'de ve başka yerlerde itibarını sıfırladığını, başkalarını sıfırlamaya çalışırken kendi itibarını sıfırladığını ve artık ne ABD'ye ne de başka bir ülkenin lehine herhangi bir artı değer getirmeyeceğini şimdiye çoktan görürdü. Ortadaki bilgi akışında da sağlıklı şeyler olmadığına inanıyorum. Umarız ki bundan sonraki süreçte ABD yönetimi bu konuyu yeniden ele alır ve Türkiye'nin ve Türk halkının dostluğunu daha çok önemser."

"TAKDİR ETMELERİ ŞART DEĞİL"

"Eğer bu değerleri yok etmek isteyen birisi var ve öte yandan insanlar canı pahasına bu değerleri koruyorsa, yok edene karşı tavrımız ortak olmalı, koruyanlara karşı desteğimiz ortak olmalı. Maalesef Türkiye bu anlamda halkıyla beraber demokrasi destanı yazmasına rağmen ne ABD'den ne de başka ülkelerden yeteri kadar bir takdirlik almamıştır ama takdir etmeleri şart değil bizim için. Biz inandığımız için, devletimiz, milletimiz için bunu yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz ama Türk halkının ABD'ye karşı bakışının olumsuzlaşması Amerika karşıtlığının Türkiye'de artması bunun nefrete doğru ilerlemesini durdurmak ABD'nin elindedir. Bunu yaparsa bunu frenleyecektir. İki ülke halkı arasında olumsuzluğa yol açan, halkları olumsuz etkileyen bu tutumu ABD'nin bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. ABD yetkililerinin de ben gözden geçireceğine inandığımı ifade etmek isterim çünkü ABD büyük bir devlettir. Sonunda bu büyük devlet, o büyüklüğünün gereğini yapacaktır. Bu Fetullah Gülen teröristini Türkiye'ye iade edeceğine inanıyorum."

"Darbe girişiminde bulunanların ordu içerisinde bir örgüt şeması var mı? Buradaki bir numara ortaya çıkartıldı mı? Darbe girişimi başarıya ulaşsaydı cumhurbaşkanı, başbakan kim olacaktı?"

"Biz de bu soruların cevabının ortaya çıkmasını istiyoruz. Benim, şimdiye kadar ortaya çıkan delillerden gördüğüm şu; bu işin bir numarası Fetullah Gülen ve onu kullananlar. Fetullah Gülen'in sevk ve idaresinde bu işin yürüdüğü açık ve net. Ama Fetullah Gülen'i vekaleten bu işi Türkiye'de icra eden bir numara kim? Askerler içerisinde mi, sivil mi veya başka birisi mi? Buna dair netleşmiş bir şey yok. Birtakım delillerin gösterdiği 'Şu olabilir, bu olabilir' şeklinde ağırlıklı değerlendirmeler var ama o kesinliğe ulaşmış değil. Yurtta Sulh Konseyi diye bir konsey var. Bu konseydeki üyeler kim? Bu darbe başarılı olsaydı devlet başkanı kim olacaktı, başbakan kim olacaktı, bakanlar kim olacaktı. Mesela adalet bakanı için kimi planlıyorlardı. Bizim müsteşar belli de bakan kim olacaktı? Bunlara dair de henüz kesinleşmiş veriler yok. Bunlar bu soruşturma sürecinde ortaya çıkacaktır."

"HERKESE DİYORUM Kİ LÜTFEN BİLDİKLERİNİZ ANLATIN"

"Firari olanlar yakalanırsa onların üzerinden pek çok şey söyleme imkanı olacaktır. İstihbaratımızın elde ettiği verilere göre, Fetullah Gülen nasıl ifade vermeleri gerektiğine dair de bir talimat yayınlamış. 'Görmedik, duymadık, bilmiyoruz" deyin. 'Somut bilgiler verilirse herkes kendi durumuna göre onu nasıl çarpıtacaksa öyle çarpıtması' şeklinde. O talimata uygun ifadeler, örgütü zaten kendiliğinden deşifre etmiş oluyor. Geçenki konuşmalarından birinde de yakalananlara gaz veriyor. 'Aman dik durun. Tarih sizi yazacak' diye. Çözülmemeleri için onları motive etmeye çalışıyor.

Buradan, terör örgütüyle bugüne kadar irtibatlı olan, örgütün içinde olan, şu anda bu darbe teşebbüsü nedeniyle gözaltında, tutuklu olan veya kaçan herkese söylüyorum, ülkelerini, milletini, Allah'ını, kitabını seviyorlarsa ne biliyorlarsa onları doğruca anlatmalıdır. Çünkü Fetullah Gülen'in ortaya koyduğu bu sapık anlayışlar, onların dünyasını, ailelerini perişan etti. Kaç bin insan bu kişi üzerinden perişan oldu. Beddua ediyor, 'Ocaklarına ateş düşsün' diye, bak kaç ocağa ateş düştü. Pek çok insan hürriyetinden mahrum oldu, pek çok insan katil oldu, pek çok insan suçla tanışmış oldu. İleride bu sapık anlayışa ve bu terörist yapıya dur demezlerse bu gazla ileride daha başka hangi vahşi suçlar işlenecek onu kestirmek de zor. Bunların başka başka suçları işlemesi konusunda da gaz verebilir. Şimdi ben onun için de herkese diyorum ki lütfen bildiklerinizi anlatın."

"DAEŞ VE PKK DA MİLİTANLARINI BÖYLE MOTİVE EDİYOR"

"İki vatandaşımızı şehit eden terörist su istiyor, getiriyorlar. Çömeliyor, Besmele çekiyor ve üç yudumda suyu içiyor. O arada rehin olanlar 'Bak siz biraz önce gözünüzü kırpmadan iki kişiyi öldürdünüz ama bir de çömelip Besmele ile üç yudumda su içiyorsun, olacak iş mi bu?' deyince 'Ben ona iyilik yaptım' diyor. 'O şehit, şimdi cennette. Ben de şehadet şerbetini içtim geldim' diyor. Motivasyona bakın. Kimi öldürürseniz öldürün o şehit olacak, cennete gidecek, siz ona iyilik yapmış olacaksınız. Günah işlemiş, suç işlemiş olmuyorsunuz. Siz ölürseniz, siz zaten şehitsiniz. DAEŞ ve PKK da militanlarını böyle motive ediyor. Cami bombalayıp, masum insanları öldürür. Ölenler şehit zaten, ölürsen sen de şehitsin, cennettesin, Peygamber'e komşusun, oh ne ala. Böyle bir şey olabilir mi? Masum insanları öldürüyor, iyilik yaptığını düşünüyor."

"AKLINIZI, KALBİNİZİ REHİN ETMEYİN"

"Herkese diyorum ki gelin konuşun, gerçekleri paylaşın. Türkiye'miz için, evlatlarınız için paylaşın, devletimiz için paylaşın. Bu paylaşımlarla gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunun. Türkiye'ye çok büyük zararlar verdiniz, hiç olmazsa bu saatten sonra Türkiye'nin hayrına, gerçekleri söyleyerek daha fazla insanın zihnini uyuşturan sapık anlayışın peşinden gitmeye prim vermeyerek bir adım atalım. Ben eminim ki bu adımı atanlar olacaktır, atmayanlar da olacaktır. Tekrar tekrar çağrıda bulunuyorum. Aklınızı, kalbinizi rehin etmeyin. Koca koca generaller, hakim ve savcılar, eğitimli insanlar aklını özgürce kullanamadığında ortaya nasıl bir fotoğraf çıktığını da bu hadise gösteriyor. Ben herkesi bildiklerini anlatmaya, adalete yardımcı olmaya, gerçeğin ortaya çıkmasına katkı vermeye çağırıyorum."

İŞKENCE İDDİALARI

- "Uluslararası kuruluşların işkence yapıldığı iddiaları, subjektif iddialar. Özellikle paralel yapının Avrupa ve Amerika'da lobi gücü çok yüksek. Sadece bunlar değil, Türkiye'nin aleyhine diğer terör örgütleri de çok ciddi lobiler yapıyorlar ve uluslararası örgütler, Türkiye ile görüşmeden, Türkiye'den herhangi bir bilgi, belge edinmeden, kendilerine gelen iddiaların, iftiraların gerçek olup olmadığına dair Türk makamlarına soru sormadan, cevap almadan rapor yayınlıyorlar"

- "Burada gözaltına alınmadan önceki çatışma sırasında meydana gelmiş eserleri, 'gözaltından sonraki işkencenin emaresi' olarak göstermek çok büyük bir çarpıtmadır. Dosyalar açıktır. Türkiye işkenceye karşı sıfır tolerans uygulayan bir ülkedir"

- "AİHS'nin geçici 15. maddesini askıya aldık ama her şeyi askıya almadık. Askıya almadığımız şeylerin birisi de işkencedir. İşkence konusunu askıya almadık, ikincisi işkenceye zaman aşımını ortadan kaldırdık, sıfır toleransı biz hayata geçirdik. Bu konudaki haberler, yorumlar, Türkiye'nin haklı mücadelesini, haklı pozisyonunu gölgelemek için bu FETÖ örgütünün mensupları tarafından bilinçli şekilde, dışarıda yaptırılan, yapılan haberler, yorumlardır. Bir kısmının da parayla yaptırıldığını buradan ifade etmek isterim"

ALTIN NESİL DEDİLER MİLLETİN ALTINI OYDULAR

“Bu tür yapılarda devekuşu misali 'Ben kafamı yere gömdüm, kimse beni görmüyor.' anlayışının geçerli.Halbuki hepimiz gördük seni. 'Beni görmüyorlar, bilmiyorlar.' demelerine gerek yok. Hepimiz gördük, hepimiz duyduk, hepimiz bildik. Suçüstü hal ve 79 milyonun şahitliği var ortada. Bu yapıda takiye çok önemli bir şey. Yani itikat gibi bir noktaya gelmiş. Annesine, babasına, eşine, kardeşine karşı dahi kendini gizleyen tedbir, temkin, takiye yapan bir anlayıştan bahsediyor. Şeffaf olmayan her yapı her zaman için, herkes için tehlike ve tehdit oluşturur."

"Bir yerde insanlara kod adı veriliyorsa hiç tereddütsüz orası gayrimeşru, gayri hukuki, gayri ahlaki, gayri dini bir yerdir. Bir nesli mahvettiler,  'altın nesil' dediler, bir neslin altını oydular. Az kalsın devletimizin de altını oyacaklardı. Hamdolsun Allahımız ve milletimiz izin vermedi.

TUTUKLU VE GÖZALTI RAKAMLARI

Tutuklu ve gözaltı sayısına ilişkin güncel rakamları veren Bozdağ, "Şu an itibariyle tutuklama rakamları 16 bin civarında, gözaltılar da, şu anda işlemi devam edenler de yaklaşık 6 bin civarında. 7 bin 668 civarında da adli kontrol kararı verilen kişi var. Bunlar değişiyor.

"TÜRKİYE'DE DARBE RÜYASI GÖRENLER BİTTİ Mİ BİTMEDİ Mİ?

Bundan sonra da bu iş için rüyaya yatan, hayal kuranlar mutlaka olacaktır. Ama ben bir darbe teşebbüsünün Türkiye'de bundan sonra başarılı olacağına ihtimal vermiyorum. Hem 15 Temmuz hem de 7 Ağustos, darbeler döneminin kapatıldığının dosta ve düşmana ilanıdır. Yeniden teşebbüs ederlerse ne olur? Daha büyük bir ders alırlar." 

BU YAPI 40 YILI AŞKINDIR VAR

FETÖ yapılanmasına ilişkin, "17-25 Aralık sürecinden önce bizi uyardılar, 17-25 Aralık’tan sonra da biz uyardık muhalefet inanmadı." "Esaslı bir özeleştiridir bu. Zira 'Paralel Devlet Yapılanması bugün nasıl buraya geldi' sorularına cevap verirken herkesin bir kusuru var. Bu yapı 40 yılı aşkındır var. AK Parti 2002'de iktidar oldu. Demek ki 2002'den önceki dönemde bir taksirat varsa orada AK Parti'nin taksiratı yok. Rahmetli Özal, Demirel, Ecevit döneminde de bu yapının devletten destek gördüğünü ve pek çok yerde, yurt dışında, yurt içinde güç bulduğunu görüyoruz. Bizim dönemimizde de keza oldu. Sebep çok açık. Biz bunların iyi bir eğitim ve dinle ilgisi olduğunu görüyorduk. Kriminal bir işle uğraşmadığını ve o açıdan da olumlu bakıyoruz. 2010 yılına kadar gelen sürece baktığımızda da bunu görüyoruz. Kendi açımızdan söylüyorum. 'Bunlar iyi işler yapıyorlar' öyle bakılıyor, kriminal bir gözle hiç bakılmadı. 'Bunların söyledikleri doğrudur, eğridir' böyle de hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmadı. "

ERGENEKON VE BALYOZ DAVALARI

Bozdağ, "AK Parti ne zaman ki bu yapının bir kriminal yapı olduğunu fark etmiş, o zaman buna dair kanaatlerini değiştirmiştir. İnsanları dinlediği, kumpas kurduğu, yargının, polisin, kamunun içinde olan elemanlarını kullanarak devlete ve millete zarar vermekten çekinmediğini fark ettiği an AK Parti buna karşı tutumunu değiştirmiştir." 

17 ARALIK'TAN SONRA BUNLARLA ALENİ ŞEKİLDE MÜCADELEYE BAŞLADIK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde dershanelerle ilgili atmaya çalıştığımız adımın son derece önemli olduğunu düşünüyorum, "Çünkü bu beyin yıkama ilkokuldan itibaren alıyor, dershaneler vasıtasıyla zeki, çalışkan çocukları tespit ediyorlar. Ailelerine, çevreye, çocuklara ilgi gösteriyorlar, sonra dershaneye aktarıyorlar, sonra özel kendi okullarına aktarıyorlar. Oradan sonra üniversiteye aktarıyorlar ve çocuklar onların elinde şekilleniyor. Bakıyorsunuz örgüte nasıl insan kazandırıyorlar ve kazandırdıklarını ölümüne nasıl değiştirip dönüştürüyorlar görüyorsunuz. Orada en önemli işlerden biri dershane. O yüzden biz kararlı bir biçimde bunun üzerine gittik.

17 ARALIK'IN, BU YAPININ BİR TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞUNU, BÜTÜN DÜNYAYA GÖSTERDİ

"Muhalefet partileri dediler ki, 'AK Parti 17-25 Aralık operasyonuna muhatap oldu, bunlar onların ayıplarını, kusurlarını ortaya koydular, zarar görüyorlar, o yüzden de onlara karşı tavır koyuyorlar, abartıyorlar'. 'Aslında bunlar kötü de değiller, iyiler' falan diye bir pozisyon değişikliğine gittiler. 17 Aralık'tan önce de onlar anlatıyorlardı. Biz bu sefer onlara diyorduk ki, 'Bunlar, eğitimle dinle alakalı şeyler yapıyor, siz de dini konularda yapılanlardan rahatsızsınız, o yüzden de siz abartıyorsunuz, bunlar sizin bildiğiniz gibi değil.' Biz, 17 Aralık'tan önce bize bunları anlatanlara karşı çıktık. Ama bir şeyi ifade etmekte fayda var. 17 Aralık'tan önce FETÖ örgütüne karşı çıkanlar, bunların devleti ele geçirip paralel bir devlet yapısı kurup sonra da paralel devlet olmaktan yetinmeyip devlet olma yönüne doğru gittiğini fark etmişler mi? Yok, hiçbiri fark etmemiş. Onlar konuşuyorlar, hepsine bakıyorsunuz. Sadece dini konulardaki farklılıktan dolayı onlara tavır koyulmuş. Ama bizim tavır koyuşumuza baktığınızda, biz 17 Aralık'tan sonra hem dini konularda, milleti farklı yöne, İslam'la, Kur'an-ı Kerim'le, sünnetle bağdaşmayan bir anlayışa sevk etmeleri hem de kriminal bir örgüt olmaları nedeniyle biz karşı çıktık."

"Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor. 17 Aralık'tan sonra partilere dönük bu yapının neler yaptığı ortada. MHP'ye, CHP'ye nasıl operasyonlar yapıldı. Sadece asker, yargı, polis, kamudaki paralel yapılanma değil, siyasette de kendi istikametlerinde bir yapılanmayı CHP'den, MHP'den, AK Parti üzerinden nasıl yapmaya çalıştığına şahit olduk. Onun için de bu yapıya karşı hepimizin birlikte mücadele etme vaktidir. Birbirimizin 'şöyle dedik, böyle yaptık' laflarını gündeme getirerek biz bu işle mücadele edemeyiz. Artık kusurları konuşma vakti değil, birlikte bu meselenin üstüne gitme vaktidir."

YARGININ BAĞIMSIZ, TARAFSIZ OLMASI HEPİMİZİN SİGORTASIDIR

Yargının bağımsız, tarafsız olması hepimizin sigortasıdır. Yargı görevi yapanlara karşı insanların güven duyması da gerekir. Eğer hukuki bir ihtilaf nedeniyle veya ceza davası soruşturması nedeniyle yargıda işi olan birisi, hakimin, savcının bir terör örgütüne mensup olduğunu bilirse onun tarafsızlığından şüphe eder, ona güvenmez. Verilen karar doğru olsa bile o karara inanmaz." Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşüren ne varsa onunla hep beraber mücadele edilmesi gerekmektedir.  Anayasa'nın 138. maddesiyle "Hakimlerin, anayasa, kanun ve hukuka bağlı bir vicdanla görev yapacaklarının" ifade ediyorum. 

"Bağımsızlığın en güzel tarifi bu. Anayasa, kanun ve hukuka bağlı olacak, FETÖ'ye bağlı olmayacak veya başka bir terör örgütüne bağlı olmayacak. Hareket tarzı bunlar esas alınarak yapılacak. Eğer insanlarda, yargıç veya savcılarla ilgili bir terör örgütüne mensubiyetle kararlar verdiği, iş ve işlemler yaptığına yönelik şüphe varsa yargı bu şüpheyi taşıyamaz. Yargıyı korumak, yargıya güveni korumak, insanların adalete olan inancını muhafaza etmek son derece önemli. Ortaya çıkan bu terör hadisesi sonrasında yargıya güveni, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını muhafaza etmek için HSYK gereken incelemeleri ve soruşturmaları yapıyor, gereken adımları atıyor." 

SİNCAN'DA BÜYÜK BİR DURUŞMA SALONU İNŞA EDİLECEK

Türkiye'de uzunca zamandır bu kadar şüphelisi olan bir soruşturmanın gerçekleşmedi, bu davaya dönüştüğünde de sanık sayısının çok yüksek olacak. Yargılamaların tek bir mahkemede sürdürülmesinin adil yargılanma ilkesinin gerekleri ve yargılama sürecinin sağlıklı işlemesi bakımından çok zor.

"PKK terör örgütü biliyorsunuz, Türkiye'yi bölme hedefine dönük Türkiye'nin her yerinde eylem yapıyor ama bu eylemler eylemin olduğu yerdeki mahkemelerce yargılanıyor. FETÖ de ülkemizde darbe yapmak maksadıyla Türkiye'nin bütün illerinde bir eylem yaptı. Eylemin hedefi bir ama eylemlerin işlendiği yerler ayrı, failleri ayrı. O nedenle bunların ayrı ayrı yerlerde yargılanması sanki daha usul hukukumuz bakımından da Anayasa'mız bakımından da daha uygun gibi duruyor.

Buna tabii mahkemeler karar verecektir ama Ankara ve İstanbul'da çok büyük dava salonlarına ihtiyacımız var. Diğer illerde belki bu kadar büyük salonlara ihtiyacımız olmayabilir ama Ankara'da şu anda mevcut salonda bu yargılamaları sağlıklı yapma imkanımız gözükmüyor. O nedenle bakanlık olarak Sincan'da bir büyük duruşma salonu yapılması kararını aldık, ihaleyi yaptık. Şu anda müteahhit firma çalışmalarını sürdürüyor. Duruşmalar başlayana kadar bu salonu bitirmeyi planlıyoruz. İstanbul'da Silivri'de böyle bir yargılama yapmak için büyük salonumuz var. Başka yerlerde de ihtiyaç olursa onun tedbirlerini alacağız."

YARGI İÇİNDE VE DIŞINDA BU DARBE TEŞEBBÜSÜNÜ BİLEN FETÖCÜLER VAR

"Fetullahçı Terör Örgütü lideri Fetullah Gülen'in emir komutası altında başlayan bu darbe teşebbüsünü 'sadece TSK içindeki FETÖ mensuplarının fiilen kalkışması' olarak görüp değerlendirsek yanlış yapmış oluruz. Hem silahlı kuvvetler içindeki yapıyla icra ettiler ama pek çok kişi de bu darbe teşebbüsünün o gün olacağını biliyordu. Yargı içinde bilenler olduğu gibi, yargı dışında kamuda olan veya olmayan pek çok kişinin de darbeye teşebbüsün o gece olduğunu bildiklerine inanıyorum." 

"Daha önce televizyonlarında, başka yerlerde yapılan konuşmalarına baktım, işte (Ben siyaset bilimciyim) diye konuşan bir alçak var, yani bir şey bilmediği çok açık ama işte 'bilimci' diye geçiyor, millete de yutturuyor. 'Televizyonlarda bir alt yazı geçse 'sokağa çıkma yasağı ilan edildi' diye, 'kimse sokağa çıkmaz' diyor. Hatta 'imamların evi cami avlusundadır, camiye bile gitmez' diyor. Şimdi 'bu millet korkaktır' diyor. 'AK Parti üyelerinin mal varlıklarına el koyacağız, ekonomi şöyle olacak' diyor, konuşuyor. Ne yapıyor? Darbe teşebbüsü hazırlıkları yapanlara moral, motivasyon veriyor. 'Siz, hızlı hareket edin, halk sokağa çıkarsa falan filan diye endişe etmeyin, bu halk korkaktır, öyle sokağa, mokağa asla çıkmaz' diye tahrik ve teşvik ediyor."

"Şimdi pek çok kişi o gün bu darbe teşebbüsünün olacağını biliyor. Hatta emniyet istihbaratla ilgili pek çok şey aktarıldı. Bunlar her yeri bombaladılar, emniyet istihbarata dair şeye dokunmadılar. Neden dokunmadılar? Çok açık, emniyet istihbaratta çok önemli teknolojik alt yapı var. Orada da kendi elemanları çok yetkin ve onlar malzeme zarar görmeden orayı teslim alabilirlerse işte, kimleri nerede yakalayacaklar, takip edecekler, telefon veya başka kayıtlarla onları ele geçirmek için kullanacaklardı. Darbe teşebbüsünün olduğu gece bazı eski emniyet mensupları emniyet istihbaratı teslim almaya geliyorlar ve 40 civarında da onlardan bazılarının cep telefonları emniyet istihbarat etrafındaki baz istasyonlarından gösteriliyor.

Herkes talimatlandırılmış, eğer darbe teşebbüsü başarıya gitmiş olsaydı, bütün illerdeki FETÖ'cülerin emin olun nasıl bir muhabbetle meydana çıkacaklarını, darbe lehine gösteri yapacaklarını, kamu içerisindekilerin de kamu binalarına girip orada nasıl bir yapı oluşturacaklarını görecektik. Ama milletimiz bunların beklentilerini boşa çıkarmıştır. Bunların sevinçlerini kursaklarında bırakmıştır."

 

Adres

06659 KIZILAY / ANKARA

Telefon

90 (0312) 417 77 70

E-Posta

basinisaretadalet.gov.tr

© 2020 BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ Resmi İnternet Sitesidir. Tüm hakları saklıdır.

Sitemizi Bugün : 2198 - Toplam : 2515597 kişi ziyaret etmiştir.