BAKAN BOZDAĞ, NEVŞEHİR'DE BASIN MENSUPLARININ SORULARINI YANITLADI A+ A-
31.03.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Nevşehir’de basın mensuplarının sorularını yanıtladı. ABD’nin samimi işbirliğinin somut bir göstergesi olması için FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile ilgili geçici tutuklama talebinin gerçekleştirilmesi ve iadesinin Türkiye’ye bir an önce yapılması gerektiğini kaydetti. ABD’nin diğer örgüt üyeleriyle ilgili de iade taleplerine de henüz bir cevap verilmediği gibi adli makamlara taleplerin iletilmediğini belirten Bakan Bozdağ, Gülen’in herhangi bir kısıtlamaya tabi kalmaksızın özgür şekilde terör faaliyetlerini yürütmeye devam ettiğini söyledi. ABD Büyükelçiliği’nin Türk polisi ile işbirliği çerçevesinde darbe teşebbüsünün kilit aktörlerinden Adil Öksüz’ün vizesinin iptal edildiği ve kendisinin aranarak bu bilginin aktarıldığı açıklamasını da samimi bulmadığını ve bu aramanın rutin bir uygulama olmadığını vurgulayan Bakan Bozdağ, “ABD Büyükelçiliği bu güne kadar pek çok Türk vatandaşının vizesini iptal etti. Ben merak ediyorum, şu ana kadar ABD Büyükelçiliği vizesini iptal ettiği Türk vatandaşlarından kaç kişiyi aramıştır. Sakıncası ve gizliliği yoksa aradığı isimlerden bazılarını açıklayabilir mi? Adil Öksüz ortaya çıktı, bir sakıncası da yok. Hatta ben buradan Türk vatandaşlarına da çağrı da bulunuyorum. ABD vizesi iptal edilip de ABD Büyükelçiliği tarafından ‘Vizeniz iptal edilmiştir’ diye bilgi verilen, aranan vizesi iptal edilmiş tek bir Türk vatandaşı var mı, yok mu? Bu da çok önemli, bunun tek bir örneği yok.” dedi.

Bakan Bozdağ’ın açıklamalarından bazı bölümler şu şekilde:

BÜYÜKELÇİLİK ARADIĞINI KABUL ETTİ

Bildiğiniz gibi Adil Öksüz 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün en önemli ve kilit aktörlerinden bir tanesi. Bütün Türkiye, Türk halkı, devletimizin güvenlik birimleri, istihbarat birimleri Adil Öksüz’ü her tarafta arıyor. Yakalanması, yargıya çıkartılması, Türk yargısına hesap verilmesinin sağlanması ve adaletin tecellisi için herkes uğraşıyor. İddianame henüz mahkemeye sunulmadı, ancak medyada yer alan bilgilere göre ki o bilgiler de doğru bilgiler, çünkü ABD Büyükelçiliği tarafından da teyit edildi, Adil Öksüz’ün ABD Büyükelçiliği’nden bir telefon vasıtasıyla arandığı çok net, çok açık bir durum. Büyükelçilik de bunu kabul etti.

İŞBİRLİĞİ GÖSTERGESİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Tabi izahı önemli, biz bunu Türk polisi ile işbirliğinin somut bir göstergesi olarak yaptık diye bir ifadesi var. Tabi bu işbirliğinin somut bir göstergesi ifadesi tek başına yeterli bir ifade değil, olayı tam da izah etmiyor, sebebi şu: ABD Büyükelçiliği bugüne kadar pek çok Türk vatandaşının vizesini iptal etti, olan vizesini. Ben merak ediyorum, şu ana kadar ABD Büyükelçiliği vizesini iptal ettiği Türk vatandaşlarından kaç kişiyi aramıştır. Aradığı isimlerden bazılarını açıklayabilir mi? Sakıncası ve gizliliği yoksa. Adil Öksüz ortaya çıktı, bir sakıncası da yok.

VİZE İPTALİ İLE İLGİLİ ARAMA ÖRNEĞİ YOK

Hatta ben buradan Türk vatandaşlarına da çağrı da bulunuyorum. ABD vizesi iptal edilip de ABD Büyükelçiliği tarafından vizeniz iptal edilmiştir diye bilgi verilen, aranan vizesi iptal edilmiş tek bir Türk vatandaşı var mı, yok mu? Bu da çok önemli, bunun tek bir örneği yok. Ayrıca şu anda FETÖ terör örgütü kurucusu, yöneticisi, elebaşı ve Türkiye’deki pek çok terör eyleminin faili ve darbe teşebbüsünün bir numaralı faili ve açılan davalarda da sanığı Fetullah Gülen ABD’nin Pelsinvanya eyaletinde hayatını devam ettiriyor.

İADE TALEPLERİ YERİNE GETİRİLİRSE SAMİMİYET ANLAŞILIR

Eğer Türk devletiyle ABD arasında samimi işbirliğinin somut bir göstergesi olacaksa o zaman Türkiye’nin Fetullah Gülen’in geçici tutuklanmasına ilişkin talebi var. Bu talebin gereğinin yerine getirilmesi ve Gülen’in tutuklanması gerekir. Tutuklandı mı? Yok. Geçici iade dosyalarımız var, iade taleplerimiz var, bugüne kadar bu taleplere cevap verildi mi? Verilmedi. Adli makamlara dahi bu talepler gönderilmedi ve öte yandan FETÖ elebaşı Gülen, Pelsinvanya’da terör örgütünü herhangi bir kısıtlamaya tabi kalmaksızın rahat ve özgür bir şekilde yönetmeye, Türkiye devleti ve Türk milleti aleyhine terör faaliyetlerinde bulunmaya devam etmektedir. Eğer biz, dost, müttefik, stratejik ortak, model ortak, hangi tanımlama ile ele alırsak alalım, aramızda samimi bir işbirliği varsa, o zaman Türkiye’nin aleyhine ABD’de terör faaliyetinde Gülen’in bulunmasına ABD’nin izin vermemesi lazım. Ona dair yaptırımlara uygulaması ve Türkiye’nin taleplerine olumlu cevap vermesi gerekir. Biz geçici tutuklamanın yapılmasını hala bekliyoruz, faaliyetlerinin durdurulmasını hala bekliyoruz, Türkiye’ye iadesini hala bekliyoruz. Burada en ufacık bir ilerleme kaydedilmedi.

SAMİMİ VE DOST İLİŞKİLERİN GÖSTERGESİ İÇİN ÇAĞRIDA BULUNUYORUM

Ayrıca darbe teşebbüsüne bulunanlardan veya örgüt üyelerinden darbe teşebbüsüne katılmayan diğer örgüt üyelerinden neredeyse büyük bir kısmı ABD’de. ABD vizesi ile orada bulunuyorlar ve oradan da Türkiye’ye dönük terör faaliyetlerini sürdürüyorlar. O zaman ABD samimi ve dost ilişkilerin bir göstergesi diyorsa, bakın buradan bir çağrıda bulunuyoruz, Adalet Bakanı olarak söylüyorum: İlk önce Fetullah Gülen’in vizesini, oturma iznini iptal edin, Türkiye’nin geçici tutuklama talebinin gereğini yapın, geçici tutuklayın ve iadesini sağlayın. Terör faaliyetlerini yapmasına engel olun. İkincisi şu anda ABD’de bulunan FETÖ terör örgütü mensuplarının ve darbe teşebbüsünde katılanların vizelerini iptal edin. Onların çalışma izinlerini, oturma izinlerini iptal edin o zaman biz samimi işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu görmüş oluruz.

VİZE İPTALİ ARAMASI RUTİN BİR UYGULAMA DEĞİLDİR

Burada vizenin iptal edilmiş olmasını önemsiz görmüyoruz. Onu da söyleyelim. Ama burada en önemli şey, iptalden sonra ilgilinin, şüphelinin aranmasıdır, bu normal rutin bir uygulama değildir. Biz Türkler bunu rutin bir uygulama olup olmadığını bunu rutin uygulama olduğunu söyleyenler kadar yakın biliyoruz. Çünkü muhatapları biziz. Rutin bir uygulamaysa tekrar soruyorum. ABD Büyükelçiliği’nin şimdiye kadar aradıkları varsa bunların isimlerini açıklaması lazımdı. Şunları aradık diye onun için rutin bir uygulama normal bir iş diye bir açıklama getirilmesi doğru değildir. Bu arama çok net bir şekilde pek çok soruyu insanımızın aklına getirmiştir ve bu sorular cevapsızdır. Bizimde aklımızda sizlerin olduğu gibi bu sorular var. Biz de kendilerine soruyoruz. Cevaplarını da samimi işbirliği gereği açık bekliyoruz.

PEŞİNİ BIRAKMAYIZ, ENİNDE SONUNDA YARGI HESAP SORACAKTIR

Bizim istihbarat birimlerimizin ilettiği bilgiyi biz ABD yetkilileriyle paylaştık. Adalet Bakanlığı’na gönderdik terörist Gülen’in bir çiftlik aldırdığı ve Kanada’da bu çiftlikte yaşamaya imkan verecek alt yapı ve diğer bütün çalışmaların hummalı bir şekilde devam ettiğini biz biliyoruz. Çiftliğin kimin adına alındığı da belirli. Biz gereken bütün bilgileri ABD Adalet Bakanlığı’na ilettik. Bu konuda oradan bir cevap henüz gelmedi ama ister Kanada’ya ister başka bir yere gitsin, nereye giderse gitsin Türkiye olarak biz peşini bırakmayacağız. Her yerde takibinde olacağız ve Türkiye’ye iadesini, getirilmesini temin edecek her türlü uluslararası hukuktan kaynaklanan yetkimizi, hakkımızı kullanarak gereken adımları atacağız ve sonunda Türkiye’ye getirip Türk yargısının huzuruna çıkaracağız. Bugün olur yarın olur ama eninde sonunda yargıda hesap verecektir. Türk milleti adına Türk yargısı yaptığı bütün eylemlerin ve yaptırdığı bütün eylemlerin, suçların hesabını soracaktır. Adalet eninde sonunda yerini bulacaktır.

GALAT-I MEŞHUR İLE HALKI YANILTIYOR

Sayın Kılıçdaroğlu’nu dinlerken bende şaşırıyorum. İşi önce bir başka yerden tutuyorlar, sonra bir başka yere getiriyorlar. Hatırlarsanız daha önce ‘Bu bir rejim değişikliğidir’ dediler. Bizde ‘Hükümet sistemi değişikliği’ dedik. O zaman Kılıçdaroğlu Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünden parlamenter rejim tırnak içinde ifadesi geçiyor diye oradan alıntı yaparak onu söyledi. Halbuki sözlükler kavramların toplum içinde kullanış şekliyle ifade eder bazı şeyleri. Literatürdeki karşılığını orada verdiği olur, vermediği olur. Ama galat-ı meşhur dediğimiz yanlış kullanımları da sözlükler halk arasında böyle de kullanılır diye örneklendirir. Sayın Kılıçdaroğlu literatürdeki gerçek anlamı dışında galat-ı meşhur olarak yapılmış kullanımları alarak bu milletin yanılgıya düşmesine yol açacak açıklamalar yaptı. Bu değişiklik bir hükümet sistemi değişikliğidir, rejim değişikliği değildir. Ama artık bu yalanı kullanmıyorlar. Çünkü balon çoktan patladı.

BÜYÜK YALANLAR İFADE EDİYORLAR

Şimdi yeni şey parlamento görüşmeleri sırasında Cumhurbaşkanının TBMM seçimlerini yenilemesine dair Anayasanın 116. maddedeki yetkiyi fesih olarak ifade ediyor. Ama fesih kavramını kullanırken de seçimlerin yenilenmesine ilişkin düzenlemeyi bu anlamda kullandı. Şimdi o zaman bizim de açıklamalarımız var. Sizin dediğiniz fesih bu seçimlerin yenilenmesi kastediyorsanız zaten anayasada bu var. 116. maddede var. Nitekim Cumhurbaşkanı seçimleri 7 Haziran’dan sonra yeniledi. Sonra bu işten vazgeçtiler ama son günlerde Kılıçdaroğlu bu sefer yine sözlükten alıntılar yaparak ‘bu ayrı bir şey’ dedi. Cumhurbaşkanı meclisi fesih edecek. Fesih kelimesinin anlamı dağıtma, dağıtılma, kapatma oradan da okuyor. Yani Cumhurbaşkanı meclisi kapatacak, dağıtacak. Yani böyle bir yetki veriliyor diye bir büyük yalanı ifade ediyor.

ANAYASAMIZDA FESİH DİYE BİR KAVRAM YOK

Bir defa Türkiye Anayasası’nda şu anda fesih diye bir kavram yok. Meclisin feshi diye bir ifade asla yok. Yürürlükteki anayasada TBMM seçimlerinin yenilenmesi ibareleri yer alır. Şu anda halkoylamasına giren metinde de Cumhurbaşkanı ve TBMM seçimlerinin yenilenmesi ifadesi kullanılıyor. Yine seçimlerin yenilenmesi ifadesini kullanıyor. Hem 1982 Anayasası hem de bu Anayasa’da değişiklik yapan metin bilinçli olarak fesih kelimesini kullanmamıştır. Yine seçimlerin yenilenmesi ifadesini kullanıyor. Hem 1982 Anayasası hem de bu Anayasa’da değişiklik yapan metin bilinçli olarak fesih kelimesini kullanmamıştır.

DEVLETTE İSTİMRAR İLKESİ ESASTIR

Seçimlerin yenilenmesi kelimesini kullanmıştır. Sebebi de şu: Devlette istimrar ilkesi esastır. Yani devamlılık esastır. Devlet organlarının, devlet kurumlarının devamlılığı esastır. Halk arasında da denir ya ‘Devlette devamlılık esastır’ diye. O yüzden Türkiye’nin hiçbir zaman yasamasız ve yasama üyeleri olmaksızın varlığını devam ettirmemesi için istimrar ilkesi gereği seçimlerin yenilenmesi ifadesi kullanılıyor. Çünkü eğer fesih kullanılmış olsaydı; fesih kararı alındığı an TBMM’nin de orada görev yapan milletvekillerinin de üyeliği sonra erer. Çünkü fesih görevi ve üyeliği sonra erdiren bir sonuç ortaya koyar. Bu meclisi kapatmak demektir, milletvekillerinin milletvekilliği sona erdirmek demektir. Peki bizim anayasamızdaki ifadeleri Cumhurbaşkanı uyguladı 2015’te meclis kapandı mı? Kapanmadı. Çalışmalarına devam etti mi? Etti. Milletvekilleri görevlerine devam etti mi? Etti. Yeni parlamento seçilip göreve başlayıncaya kadar da görevini sürdürdü. O nedenle burada bir fesih söz konusu değildir. Seçimlerin yenilenmesi söz konusudur. Seçimlerin yenilenmesinde de parlamentonun da milletvekillerinin de görevi sona ermez. Yenileri seçilinceye kadar parlamento da milletvekilleri de görevine devam eder. Bu ikisi birbirinden çok çok ayrı şeylerdir. Birbirinin aynısı veya benzeri olarak asla kullanılamaz.

VEKİLLER ÜZERLERİNDE BASKI HİSSEDEREK UZLAŞMAYA YANAŞSIN

Sayın Kılıçdaroğlu bir şey daha söylüyor burada onu ifade etmekte fayda görüyorum. 116 maddede diyor ‘Cumhurbaşkanının seçimleri yenileme yetkisini kullanırken hükümetin kurulamamış olması gerekçesiyle bunu kullanıyor’. Orada bir sebebe bağlıyor. Nedir o? Çünkü parlamenter sistemde hükümet meclisin içinden çıkıyor, meclisin güvenoyuna dayanıyor. Dolayısıyla anayasa diyor ki ‘yeni seçilen meclise; hükümeti kurun, kurduysanız güvenoyu verin eğer güvenoyu vermezseniz veya  kuramazsanız belli de bir süre geçerse Cumhurbaşkanı Türkiye’nin daha fazla hükümetsiz kalmasına izin vermez, seçimleri yenileme kararı alabilir’ diye bir kural koyuyor. Türkiye hükümetsiz kalmasın diye belirsizlik olmasın diye meclisin üzerinde bu yetki bir baskı olarak kullanılsın ve hükümet süratli bir şekilde kurulsun, partiler, vekiller bu baskıyı hissederek uzlaşmaya yanaşsın diye bu vardır.

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNDE GÜVENOYUNA İHTİYAÇ YOK

Şimdi biz parlamenter sistemi kaldırıyor yerine Cumhurbaşkanlığı sistemi getiriyoruz. Cumhurbaşkanlığı sisteminde parlamento içinden çıkan, parlamentonun güvenine dayanan vekiller uzlaşmazsa kurulamayacak veya kurulacak bir hükümet yok. Hükümet sandıktan çıkacak, halkın güvenoyuna dayanacak. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının hükümetin kurulamaması gibi bir nedenle TBMM seçimlerinin yenilenme gerekçesi ortadan kalkmıştır. Böyle bir ihtimal yok. Olmayan bir ihtimali diyor ki sen burada koy. Aynen geçenlerde dedi ya ‘Başbakanla, Cumhurbaşkanı ayrı partiden olsa kavga çıkar’ tam da onun gibi bir şey. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu parlamenter sistemde hükümetin kurulamaması, güvenoyu alamaması ve bunun üzerinden 45 gün gibi bir süre geçmesi gibi bir hadise yok. Çünkü sandıkta ilk turda %50+1 alırsa yürütme organı seçiliyor, alamazsa 15 gün sonra yapılacak 2. tur oylamada en geç 15 gün içerisinde yürütme organı seçiliyor ve halkın güvenoyuna dayanıyor ve burada parlamentoda bir güven istemi ve güvenoyu ihtiyacı yoktur. O nedenle bu gerekçeyle parlamento seçimlerinin yenilenme durumu yeni halkoyuna sunulan anayasa paketi içinde yer almamıştır.

CUMHURBAŞKANININ SEÇİMLERİ YENİLEMESİ İÇİN ÇOK HAKLI GEREKÇELERİ OLMALI

Ancak iki tane şey yer aldı. Bunu da gizliyorlar. O da şu; Cumhurbaşkanı parlamento seçimlerini yine yenileyecektir bu sistemde. Ama yenilerken kendi seçimini de yenileyecektir. 7 Haziran’da yeniledi, kendi seçime gitmedi ama bu düzenlemeye göre Cumhurbaşkanı bundan sonra da parlamento seçimlerini ihtiyaç olması halinde yenileme kararı alabilecek. Aldığında da kendi seçimini de yenileyecektir. Cumhurbaşkanının bu yetkiyi keyfi kullanmaması için getirilmiş bir müeyyidedir bu. Bir Cumhurbaşkanı düşünün 5 yıllığına seçilmiş hemen arkasından parlamento seçimlerini yenileyecek. Bunun ne müeyyidesi var. Bir defa 5 yıldan oluyor. 2 dönem seçilebilecek. 10 yıl görev yapma imkanı bulabilir. Seçimleri yenilediği zaman bu 5 yılı siliyor. Sonra 2. defa aday olacak mı, olmayacak mı belli değil. Aday oldu kazanıp, kazanamayacak mı oda belli değil. Şimdi bu kadar riski, bedeli göze alarak Cumhurbaşkanı eğer bir yenileme kararı verecekse o zaman kullanacak. Onun için bir Cumhurbaşkanı bunu kolay kolay kullanamaz. Kullanması için çok haklı gerekçelerinin olması lazım.

SİSTEM TARAFLARI UZLAŞMAYA ZORLAYACAK

Öte yandan TBMM’ne de kendi seçimlerini yenileme kararı alarak Cumhurbaşkanı seçimleri yenileme hak ve yetkisi verilmektedir. Meclis de karar aldığı takdirde Cumhurbaşkanını seçime götürmektedir. Ama ikisine de diyor ki meclise de Cumhurbaşkanına da her ikiniz de seçimlerin yenilenme kararını alabilirsiniz. İkisine de bir gerekçe vermiyor ama ikiniz de aldığınız takdirde kendiniz de seçime gideceksiniz. Kendi seçiminizi de yenileyeceksiniz. Bu iki tarafa da bu yetkiyi kullanmaması için konulmuş bir müeyyidedir. Hem parlamento hem cumhurbaşkanı bu yetkileri kullanırken çok düşünecektir. Bu denge-denetleme sisteminin tam da gereğidir. Silahların eşitliğinin tam da gereğidir. Yasama ve yürütmenin bu anlamda bir mekanizmaya sahip olmasıdır. Uzlaşmaya tarafları zorlayacak sistemin sağlıklı işlemesi için anlaşarak sistemi yürütmelerini sağlayacaktır. Bunda büyük bir yarar vardır. Her iki hal de parlamentoyu güçlendirmektedir. Burada Cumhurbaşkanını güçlendiren bir durum söz konusu değil parlamento güçlenmektedir. Çünkü ilk defa parlamento Cumhurbaşkanı seçimlerini yenileme hak ve yetkisine kavuşuyor bu düzenlemeyle. İlk defa parlamento seçimlerini Cumhurbaşkanı yenilerse kendi de seçime gidecek. Bu iki kuralın ikisi de parlamentoyu Cumhurbaşkanı karşısında bugünküne göre daha fazla güçlendiren iki önemli anayasal değişikliktir.

İÇ HUKUKTA DA ULUSLARARASI HUKUKTA DA AYKIRILIK YOK

Öncelikle şunu ifade etmekte fayda görüyorum. Türkiye Halk Bankası Türkiye’nin yüz akı bir bankadır. Hem ulusal hem de uluslararası bağımsız denetim kurumları tarafından yaptığı her türlü işlem denetlenmektedir. Bu bankacılık işlemlerini görme hak ve yetkisi olan bütün otoriteler de yaptığı işlemleri anbean görebilmektedir. Tüm bu işlemlerin tamamı hem Türkiye içinde hem de başka ülkelerle ilgili yaptığı iş ve işlemlerin tamamı hem Türk hukukuna hem de uluslararası hukuka tamamıyla uygundur. İç hukuka aykırılık olmadığı gibi uluslararası hukuka da aykırılık yoktur. Bir defa bunun altını çizmekte fayda görüyorum.

SİYASAL OPERASYON İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Sayın Genel Müdür Yardımcısı daha önce de ABD’ye gidip geldi ama böyle bir muamele ile karşılaşmadı. 2014’ten sonra da gitti geldi. Böyle bir uygulama ile karşılaşmadı. Çok net bir şekilde ifade ediyoruz ki, ABD’de Newyork’ta Bharara’nın başlattığı soruşturma, FETÖ Bharara ortaklığı ile başlatılan siyasi bir soruşturmadır. Hukuk kullanılarak Türkiye’de 17 Aralık’ta FETÖ terör örgütünün yapmayı başaramadığı hukuk darbesinin ABD Newyork eyaletinde bir savcı eli ile FETÖ ortaklığında yürütülmesidir. İki, bu Zarrab dosyasının yargılamasını yapan hakim Richard Berman, 2014 yılının mayıs ayında Türkiye’ye getiriliyor. FETÖ terör örgütü üyelerinin bir organizasyonu kapsamında Türkiye’ye geldi. 17-25 Aralık sürecindeki operasyonlara destek amacıyla onları destekleyen, Türkiye’yi, Türk hükümetini ve Türk yargısını haksız bir şekilde suçlayan açıklamalar yaptı ve o toplantılarda moderatörlük yaptı. Şimdi düşünün yargılamayı yapan da bu. Savcı öyle, yapan bu çok açık net bir siyasal operasyon ile karşı karşıyayız bunun hukuki dayanağı yoktur. ABD mevzuatında da yoktur. Biz onlara da baktık. İddialar var ve iddialara dayalı yorumlar var. Peki bu iddialarınızı doğrulayan ne var onu söyleyin bakalım? O iddiaları doğrulayan yorumların dışında bir tane delil koyamıyorlar. Delilsiz iddialarla insanları mahkum etmek bir hukuk devletinde olacak bir iş değildir. Umarız ki bu haksız ve hukuksuz soruşturma hak ve adaletin yerini bulmasıyla sona erer.

PLANLANAN HEDEFLERE ULAŞILDIĞI İÇİN SONA ERDİ

Fırat kalkanı operasyonu durdurulmadı. Fırat Kalkanı Operasyon’u, operasyon başlanırken planlanmış bütün hedeflere başarılı bir şekilde ulaşıldığı için sona erdi. Çünkü Fırat Kalkanı Operasyon’u belli bir alanda yapılma kararı alındı. Hem DEAŞ terör örgütünden bölgeyi temizlemek hem o bölgeden Türkiye’ye sızmaları önlemek hem Türkiye’nin güvenliğini korumak, sınır güvenliğini ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak gibi çok önemli güvenlik gerekçeleri vardı ve bu gerekçeler nedeniyle başladı. Hedefleri netti. Erbab’a kadar gidilecek ve oralar temizlenecekti. Erbab’a kadar gidildi. Oralar planladığımız gibi DEAŞ’tan ve Türkiye aleyhine terör tehdidinden, tehlikesinden temizlendi. Ama diğer alanlarda Türkiye’nin aleyhine yeni şeyler çıktığı takdirde bu Fırat Kalkanı olmaz başka bir şey olur. Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir şey olduğunda Türkiye ona göre yeni tedbirler almak, yeni adımlar atmak hakkı, yetkisi, gücü, kuvveti her zaman vardır. Bunun bitmesi demek sadece bu ad altında planlanan operasyonun başarıyla sonuçlanması anlamına gelir. İhtiyaç duyulduğunda, gerek duyulduğunda, devletimizin yetkili organları karar verdiğinde Türkiye’nin ve Türk milletinin güvenliği için her şey tereddütsüz yapılır.

YANLIŞI BAŞKA BİR YANLIŞLA ORTADAN KALDIRAMAYA ÇALIŞIYORLAR

YPG görüşmelerinin son hali hakkında benim bir bilgim yok ama Türkiye bu konudaki tutumu nettir. PYD de YPG de bir terör örgütüdür. PKK terör örgütünün Suriye’deki adlarıdır bunlar. Dolayısıyla Türkiye açısından hepsi eşittir. Biz terör örgütlerinin tamamıyla kesintisiz kararlı bir mücadeleyi devam ettireceğiz. Dost ve müttefik bildiğimiz her ülkeden de Türkiye’nin terör ile mücadelesinde Türkiye’nin yanında yer almalarını ve mücadeleye destek vermelerini bekleyeceğiz ve biz bu konudaki tutumumuzu devam ettiriyoruz. Biz tutumumuzun doğruluğunu herkes eninde sonunda görecektir. Çünkü bunlar tartışmasız terör örgütü ve yaptıkları terör eylemidir. Bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle etkisiz hala getirme projesi doğru bir proje değildir. Bir yanlışı başka bir yanlışla ortadan kaldıramazsınız. Bu terör örgütlerini güçlendirmekten başka bir sonuç da doğurmaz. Meşru devletler teröre ve şiddete karşı mücadele eden herkes terörü ve şiddeti yok edecek ve kimliklerine, hedeflerine bakmaksızın onları insanlık düşmanı görüp gereğini yapacak ortak adımlar atmak zorundadır. Atmazlarsa bu sıkıntı olmaya devam edecektir. Türkiye bütün terör örgütlerine karşı tutumunu dünyanın neresinde olursa olsun kimden gelirse gelsin hedefi ne olursa olsun ayrımsız sürdürecektir. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←