BAKAN BOZDAĞ KANAL 24 CANLI YAYININDA SORULARI YANITLADI A+ A-
09.04.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kanal 24 Televizyonu canlı yayınında Yozgat'tan katıldığı Moderatör Programı'nda  Melik Yiğitel'in sorularını yanıtladı. Gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Bakan Bozdağ'ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

KONTROLLÜ İFTİRAYI İNSANLARA KABUL ETTİRMEYE ÇALIŞIYOR

Benim gördüğüm kadarıyla sayın Kılıçdaroğlu bilinçli çok bir yalan söylüyor. Yani kontrollü bir iftirayı kontrollü bir şekilde Türkiye'de insanların beynine, zihnine zerk etmeye çalışıyor, kabul ettirmeye çalışıyor. Bildiğiniz gibi darbe teşebbüsünü hep beraber yaşadık, 80 milyon beraber yaşadık.  Kılıçdaroğlu da yaşadı, mecliste bombalar atılırken yanımızda CHP'nin grup başkan vekilleri, genel başkan yardımcıları ve vekilleri vardı. Beraber bombalandık orada. Kulliye bombalanırken, Genel Kurmay kavşağı helikopterden taranırken gözümüzün önünde oldu. Tanklar milletin üzerine yürürken milletçe hep beraber bunu seyrettik ve orada olanları yaşadık. Cumhurbaşkanımıza suikast saldırısı yapılırken hep birlikte izledik. İstanbul'da olup bitenler, Özal Harekatın bombalanması, bütün bunlar milletin şahitliğinde bizzat millete karşı yapılan ve bizzat milletin yaşadığı olaylar. 249 şehidimizi verdik, 2 bin 194 gazimiz oldu.

ELEBAŞI TERÖRİST GÜLEN BAŞARISIZLIK ÜZERİNE AÇIKLAMA YAPTI

Bütün bu olup bitmişlikler ortadayken o gece darbenin başarısız olduğu anlaşılınca, Fetullahçı terör örgütü elebaşı terörist Fetullah Gülen açıklama yaptı, bunun bir tiyatro olduğuna dair değerlendirme yaptı. Ondan sonra FETÖ terör örgütü üyeleri bu değerlendirmeleri yaymaya, uluslararası anlamda yabancı ülke temsilcilerine, örgüt temsilcilerine, gazetecilere her tarafa bunu yaymaya gayret ediyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu  o yayınlar yapılırken de bunları biliyordu. Darbe olduğunu, darbeye karşı olduklarını defalarca hem kendi hem de arkadaşları ifade ettiler, Yeni Kapı'da da gelip, aynı şeyi orada bütün milletin dünyanın gözünün içine baka baka ifade etti. Aradan geçen zamanda ne değişti de birden bire yaşadıklarını da inkar ederek böyle bir noktaya geldi.

BÜTÜN GERÇEKLERİ YAŞAYAN İNSANLARI BUNA İNANDIRMASI MÜMKÜN DEĞİL

Ben gelinen noktayı millete ve milletin aklına saygısızlık ve hakaret olarak gördüğümü ifade etmek isterim. Bunun kontrollü darbe olduğunu sadece FETÖ söylüyor ve onun zihnini uyuşturduğu haşhaşi yapı buna inanabilir. Ama aklı rehin olmayan bütün gerçekleri yaşayan insanları buna inandırması mümkün değil. Siz böyle bir iftirayı dillendiriyorsunuz, bir şey söylendiği zaman bunu ispatla mükelleftir. O zaman elinizde ne varsa ortaya koyun. Bizim elimizde bir şey var diyorsanız Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı orada yada başka bir başsavcılık hangisini istiyorsanız, oraya götürün bu belge, bilgi, delilleri verin. Sizin elinizde ne varsa bunların tamamını televizyonlara çıkın tek tek gösterin, gazetelere verin yayınlasınlar.

 ÇAMUR AT İZİ KALSIN HESABI YAPIYOR

Ellerinde dosya varsa bunları çıkın verin diyorum. Liste var diyor, listeyi açıklamıyor, savcılara ver listeyi, vermiyor. Benim elimde dosya var diyor. Açıkla dosyayı, açıklamıyor, savcılara ver, vermiyor, ama benim elimde dosya var diyor. İftirayı sürekli tekrar ediyor. Çamur at izi kalsın hesabı yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi 17-25 Aralık sürecinde avukatlığını yapmıştır. FETÖ adına söylenmesi gerekenleri mecliste, başka yerlerde söyledi ve onların siyasal sözcülüğünü yaptı. Şimdi de 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra FETÖ terör örgütünün kontrollü darbe iftirasının Türkiye'de zihinlere zerk etmek, insanları buna ikna etmek için bunun avukatlığını yapıyor. Bu esasında FETÖ kontrollü bir FETÖ iftirasını CHP tarafından Türkiye içerisinde insanlara anlatılmasıdır.

GİT SAVCILARA ANLAT

Git savcıya anlat, yalan söyleme, doğru, dürüst ifade et. Bunları açıklaması lazım. Bunların nereden, kimden geldiğini açıklaması lazım. Niye açıklamıyor, haber kaynakları kim? Bir ülkenin istihbarat örgütümü verdi, FETÖ üyesi bir terörist mi getirdi, elektronik mail mi geldi, kim gönderdi açıkla.Bütün bunları açıklaması lazım. Hiçbirşey açıklamadan böyle diye konuşuyor, ayaküstü bir sürü yalanı peş peşe ifade ediyor.

DOĞRU ARGÜMANLAR KAZANDIRIR

CHP Sayın genel başkanı ve CHP zihniyeti AK Partiye kim zarar veriyor kim düşmanlık ediyorsa onlarla gönüllü bir dayanışma içerisine derhal giriveriyor. FETÖ'ye karşı 17-25 Aralık'tan önce farklı bir üslupları var, yaklaşımları var. Hatta MİT müsteşarına operasyon sırasında da aynı. FETÖ ile aynı paralelde bir yaklaşım ortaya koyuyor. 17 Aralık, 25 Aralık, MİT TIRları, arkasından baktığınızda da darbe teşebbüsü bütün bu süreçlere baktığınızda da yine FETÖ ile aynı anlayış ve dayanışmayı gösteriyor. AK Partiye, Tayyip beye düşmanlık edenler ile gönül ittifakı var. Bu saikle hareket edebilirsin ama bunu doğru argümanlarla yaparsan sana kazandırır. Bütün bunlara rağmen ana muhalefet partisi olarak bunun üzerine atlama. Bu akla ziyan bir iştir.

SAHTE BELGE OLDUĞU TESPİT EDİLDİ VE İŞLEME KONULMADI

Mail konusunda benim bir şüphem yok. Zaten ulaştı bazı şeyler, miletvekili Aytunç Çıray bunu götürdü İzmir'de Cumhuriyet Başsavcılığı'na tutanakla verdi, teslim etti. Onlar da bir incele başlattı. Onun üzerine ve bu FETÖcü teröristlerin sosyal medya hesaplarından yayınladıkları Adil Öksüz'ün MİT ajanı olduğuna dair o sahte belgeler de bunun ekinde ve onların sahte belge olduğu da tespit edildi ve işleme koyulmama kararı da verildi. O teslim ettikleri mailin içinde ne yazıyorsa şimdi Kılıçdaroğlu bunları söylüyor. O mail kimden geldi, oradan götürdüler oraya verdiler. Arkasından şimdi bunlar da tekrar tekrar ifade ediyoruz. Başka bir mailden biz Başbakanlığa gönderdik diyor. Yahu sosyal medya da o kadar yanlış şeyler yazıyor ki, siz hepsine hemen inanıyor musunuz, şimdi alıyor ondan sonra da  bunun altını doldurmadan konuşuyor. Ben Türkiye adına üzülüyorum, gerçekten böylesi milletin birebir yaşadığı onca şehit ve gazi verdiği, 80 milyonun şahit olduğu olaya sizin şahit olduğunuz gibi değil, yaşadığınız gibi değil, bambaşka bir şeydir demek, ahmaklıktan başka bir şey değil.

FETÖNÜN DEĞİL, MİLLETİN AVUKATLIĞINI YAPSIN

Ben sayın Kılıçdaroğlu'nun maillerini takip etmem, kimsenin takip etmesini de doğru görmem. Hukuk devletinde bunlar. Olmaz ben kimsenin takip ettiğini de düşünmüyorum. Bu bir iftira. Benim mailimi takip ediyor deyince öte yandan bir itiraf var. Devit Keynes'ten geldi, biz Başbakanlığa gönderdik diyor. Esasında sayın Kılıçdaroğlu bunları yalanlamıyor. Bir mail geldi başbakanlığa gönderdik, biri savcılığa gitti. Baktığınızda besleme noktası var burada, kim besliyor sizi açıklayın. O zaman sizin kaynağınızı millet öğrensin o kaynak kim dürüst bir kaynak mı, güvenilir bir kaynak mı yoksa FETÖ'nün sizi ve Türkiye kamuoyunu yanıltmak için yaptığı operasyon mu? Kaynağını açıklamış olsa o zaman herkes daha net görecek, Kılıçdaroğlu ve ekibi bunu açıklamıyor. Çok net söylüyorum, FETÖ terör örgütü 17-25 Aralık sürecinde nasıl işbirliği ve dayanışma içinde CHP'yi kullandıysa bu süreçte de CHP'yi kullanıyor. CHP bu terör örgütünün avukatlığını yapmak yerine milletin avukatlığını yaparsa kendisi için de milletimiz için de doğru olur diye düşünüyorum.

YÜZDE 90 FETÖ ÜYESİ, SENARYO DİYORLAR

Kontrollü darbe diyenin ben aklından şüphe ederim. Buna birilerini inandırmaya çalışanlar da milletin aklıyla alay ediyor. Şimdi Tayyip bey FETÖcüleri devletten temizlemek, ayıklamak için böyle bir şey yaptı, gerekçe de bu. Peki ben soruyorum bu bir senaryo ise Tayyip bey yazdı bu senaryoyu da bu darbenin içinde yer alan askerlerin, polislerin, sivillerin yüzde 90'dan fazlası FETÖ mensubu, bunlar şöyle mi düşündüler, Tayyip bey bizim kökümüzü kazımaktan, bizi devletten atmaktan, bizi etkisiz hale getirmekte zorlanıyor, biz onun yazdığı senaryoda şöyle bir rol alalım, ondan sonra bir kontrollü darbe yapalım, sonra Tayyip bey bizim bir kısmımızı hapse atsın, ölene kadar orada hapis cezası çekilim, sonra da kalan kısmımızı devletten ayıklasın hepimizi memuriyetten uzaklaştırsın, bir kısmımız da memleketten kaçalım bir daha gelemeyelim, böylece Tayyip Erdoğan'a bir iyilik yapalım bizden kurtulsun bu adam diye mi bütün Fetullahçı terör örgütünün teröristleri bu senaryoda rol aldı. Bunun içinde olan herkes tescilli FETÖcü insanlar ve teröristler.

KILIÇDAROĞLU'NA BELGELERİ VEREN FETÖ

Adil Öksüz'ün MİT ajanı olduğunu ilk söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Doğru, ilk bu konuda yalan söyleyen de o, o da doğru. Ama MİT ajanı olmadığını söyleyen de hükümet. MİT de açıkladı. MİT ajanı olduğuna dair ona belgeleri getiren ve sunanlar onlar da FETÖcüler. O belgelerin sahte belge olduğu da adli inceleme sonucu zaten ortaya çıkmış durumda. Mailin ekinde savcılığa verilen belgelerin ekinde de bunlar var. Bunlar nereden geliyor, bunlar FETÖ terör örgütünden geliyor. Nitekim FETÖ terör örgütü teröristlerinden sosyal medyada meşhur olan isimlerini vermek istemiyorum o alçakların, onlar daha sonra Adil Öksüz'e ilişkin  gönderdikleri bu sahte belgeleri kendi hesaplarından yayınladılar, onların asılsız olduğu da çıktı. Şimdi ben diyorum ki size Adil Öksüz ile ilgili bu ajanlık iddiasını, iftirasını kim getirdi. Açıklayın o zaman Türkiye kamuoyu bunu daha iyi tartışır. FETÖ, CHP'yi kullanıyor mu kullanmıyor mu? CHP FETÖye taşeronluk yapıyor mu, yapmıyor mu? Bu daha net bir şekilde anlaşılır. Adil Öksüz MİT ajanı değil ki, ajan olmayanla ilgili bu bizim ajanımız değildir diye niye açıklama yapsın. Buna ihtiyaç yok. Ama böyle bir iftira ortaya çıkınca bu iftiraya karşılık cevaben bu açıklama zaten yapıldı. Gizleyen yok ki MİT'in böyle kullandığı bir elemanı, ajanı yok."

ENİNDE SONUNDA YAKALANACAK

Kemal bey yerini biliyorsa söylesin. Biz hemen onu alalım yargıya teslim edelim. Öksüz'ü devlet  gücüyle arıyor. Halkımızda arıyor. Adil Öksüz'ü bulduğumuzda hemen yakalayıp yargıya teslim edeceğiz.  Ben birileri tarafından saklandığını düşünüyorum. Eninde sonunda yakalanacak. FETÖ tarafından da saklanabilir, başkaları tarafından da ama kaçabilme, hareket edebilme kabiliyeti yok. Çünkü Türkiye'nin her tarafından aranıyor ve görselleri her yerde var. Kesinlikle yardım alıyor, onu kullananlar ona yardım ediyorlar. Ama ne kadar yardım ederlerse etsinler, eninde sonunda biz onu bulacağız ve yargıya teslim edeceğiz. Kaçışı yok.

KILIÇDAROĞLU'NU BAŞBAKAN YAPARLARDI

Bylock listesi de büyük bir yalan ve iftira. Milletvekili sayımız 317. Onlar böyle bir liste olduğunu ve 120 ile 180 arasında isim olduğunu söylüyor. Daha kaç olduğuna da karar vermemişler. 120 kabul ettiğimiz zaman, bu vekiller istifa etse AK Parti diye bir iktidar kalır mı? FETÖ darbe teşebbüsüne niye müracaat etti. Artık AK Parti'yi götürmezsek işimiz perişan diye. O zaman 120 vekil varsa, istifa ettirir hükümet küt diye düşer. Bu 120 milletvekili CHP ile HDP ile bir araya geldiği zaman sayın Kılıçdaroğlu'nu da başbakan yaparlar.

HODRİ MEYDAN AÇIKLAMAYAN NAMERTTİR

AK Partinin içinde bylokçu olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu'na namuslu ve dürüst bir siyasetçi olarak düşen tek şey var, bu listeyi geciktirmeksizin, televizoynlara, gazetelere, savcılıklara vermesidir. Hodri meydan diyorum. Elinde ne varsa açıklamayan namerttir, müfteridir. Elinde ne varsa açıklamayan yalancının büyüğüdür. Açıkla o zaman. Senin elini mi tutuyorlar, niye açıklamıyorsun liste varsa. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız açıkla diyor. Ben diyorum Adalet Bakanı olarak, herkes söylüyor. Varsa bu liste açıkla kardeşim. Adam açıklamıyor. Elinde böyle bir liste yok. Uyduruk, birilerinin ismini bir kağıda yazıp açıklayacaksa, buyursun onu da açıklasın. Kimleri yazıyorsa ona onu açıklasın. Öyle uyduruk bişey varsa onu da açıklasın. Doğruluğuna inandığı birşey varsa onu da açıklasın.

SANA AÇIKLAMA DİYE YALVARAN MI VAR?

Niye açıklamıyor. Çünkü elinde doğru, güvenilir bir liste olduğu kanaatinde değilim. Olmayanın listesi olması. Olan birşeyin listesi olur. Efendim diyor ki; hükümet niye açıklamıyor. Ya sen açıkla varsa. Açıklaman suç mu? Değil. Açıklamana engel anayasa maddesi, kanun maddesi mi var? yok. Elini tutan, sana açıklama diye yalvaran mı var? O da yok. Biz hodri meydan diyoruz. Ne varsa ortaya koy herkes öğrensin şu bylockçular kimmiş. Ama açıklamıyor. Çünkü olmayanı açıklayamaz. Milletin gözünün içine baka baka milleti aldatmaya çalışıyor.

DELEGENİN SEÇTİĞİ TEK ADAM OLMAZSA HALKIN SEÇTİĞİ NASIL OLUR

Sayın Kılıçdaroğlu’nun abartma ve çarpıtma konforunu azami derecede yükselttiği çok açık. Tek adam diye konuşuyor sürekli. Kendisine bir gün Cumhurbaşkanı dedi ki ‘Tek adam varsa o da Kılıçdaroğlu’dur. 7 seçim kaybetti hala yerinde oturuyor’ dedi. Ona da sordular bunu, cevabı; ‘CHP kurultay delegelerinin oyuyla seçildim. Seçimle gelen tek adam olmaz’ dedi. Ben de diyorum ki, Sayın Kılıçdaroğlu CHP kurultay delegelerinin oyuyla seçilen tek adam olmaz da Türk halkının yüzde 50 artı 1’nin oyuyla seçilen nasıl tek adam olur. Süreli seçilen, yasama, yürütme yargısı birbirinden ayrı olan her türlü denetleme sistemi olan bir yapıda olmak, şimdi diyor ki tek adam karar verecek, öyle bir anlatıyor ki sanki yanında hiç bakan olmayacak, yardımcı olmayacak. Tek başına adaleti, eğitimi, savunmayı, ekonomiyi o yapacak. Bir insanın tek başına bunları yapabilme gücü kuvveti, kudreti var mıdır? Yeter mi, gündüzler, geceler eklesen, ona uykusuzluk özelliği de versen, bunun altından kalkabilir mi? Kalkamaz. Peki ne var, biz yürütmeyi tekleştiriyoruz. İki başlı yürütmeyi tek başlı yürütmeye çeviriyoruz. Eski ile yeni arasındaki tek fark. Yürütme yasamanın içinden çıkmayacak, doğrudan sandıktan çıkacak. Yasamanın güven oyuna değil, halkının yüzde 51 güven oyuna dayanacak.

ANAYASA 5 BAKANLIĞIN İSMİNİ BİZZAT SAYIYOR

Başbakan yeni sistemde Cumhurbaşkanıyla birleştiriliyor, Başbakan yok. Başbakan Yardımcıları, Cumhurbaşkanı Yardımcılığına dönüştürülüyor. Başbakan yardımcıları yok. Onun dışında, kabinesi olacak Cumhurbaşkanının. Yürütme yetkisini halktan aldığı bir kabine oluşturacak. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları olacak. Anayasanın MGK’yı düzenleyen maddesinde bazı bakanlıkların ismi sayılıyor. Çünkü MGK üyesi olan bakanlar var. Orada diyor ki Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Cumhurbaşkanı, MGK üyeleridir. Bir defa sıfır bakanlık olması mümkün değil, çünkü Anayasa en az 5 tane bakanlığın ismini bizzat sayıyor. Cumhurbaşkanı kararname ile bu bakanlıkları kaldıramayacağı gibi, isimlerini dahi değiştiremez. Adalet Bakanlığının ismini cumhurbaşkanı değiştiremez. Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma Bakanlıkları da aynı. O da diyor ki: ‘Efendim sıfır bakanlık da olabilir.’ Nasıl olacak, bana bir açıkla bunu. Cumhurbaşkanı kararname ile kaç bakanlık olacağını, adlarının ne olacağını, görevlerinin ne olacağını, merkez ve taşra teşkilatlarını düzenleyecektir. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar. Biz hükümet olduğumuzda Türkiye’nin 35 bakanı vardı. Şimdi 24’e biz düşürdük. Daha da azalması lazım. Belki cumhurbaşkanımız daha da azaltacaktır bunu. Cumhurbaşkanı yardımcısı bir tane de olabilir, iki tane de olabilir. 100 tane, 500 tane cumhurbaşkanı yardımcısı bir ülkede olur mu? Anayasa bu konuda takdir hakkını Cumhurbaşkanı kararnamesine bırakıyor ama öte yandan genel ahlak kuralları diye bir kural var. O kural da anayasada geçiyor. Herkes buna uyacak ve bunları Türkiye’nin ihtiyaçlarıyla uyumlu ve orantılı olacaktır. Yine bakanları, kabinesi olacaktır, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bakanlarıyla bugün olduğu gibi Bakanlar Kurulu toplantısı yapacak. Onlarla istişare edilecek. Türkiye’nin geleceğine dair, bugüne dair önemli kararları alacaklar beraber. Birlikte uygulayacaklar, olay bu.

11 YILDA 9 KOALİSYON, 3 KRİZ, 1 MUHTIRA

Onu bir Türk halkına soralım, koalisyonun neresi kötü diye millet bize anlatır. Sayın Kılıçdaroğlu belli ki koalisyonun iyiliğine dair, Türkiye’den örnek bulamamış Almanya’dan örnekler vermiş. Peki, onun yerine İtalya'ya gitseydi, İtalyanlar koalisyon olmaması için yasalarını nasıl değiştirdiler, nasıl kural getirdiler, bir de İtalyanlardan örnek verse. Bir de Belçika’da hükümet ne kadar kurulamamış oradan örnek verse. Onları geçiyorum, Türkiye’den örnek verseydi. Biz Cumhuriyetin 93. yılındayız, ben 65. hükümetin bakanıyım. 93 yılda 65 hükümet. Hükümetlerin ortalama ömrü 17,5 ay. Fazla uzağa gitmeyelim. Koalisyona dair iyi örnekler var mı, yok mu uzağa gitmeden 1990’lı yıllara bakalım. Özal sonrası ile AK Parti öncesi arası 11 yıl var. 11 yılda Türkiye tam 9 koalisyon hükümeti görmüş. Nisan 1994’de ekonomik kriz, Kasım 2000’de bir ekonomik kriz, şubat 2001’de bir ekonomik kriz olmak üzere toplam 3 ekonomik kriz görmüş. Bir de 28 Şubat 1997’de askeri muhtıra görmüş. Şimdi bir ülke düşünün koalisyonla yönetiliyor ve 11 yıl içinde, 9 hükümet, bu hükümetler döneminde 3 büyük ekonomik kriz yaşanıyor, bir de askeri muhtıra yaşanıyor. O ülkede, huzur, güven, barış, istikrar, refah olur mu? Türkiye’nin geçmişinde koalisyonlara dair bir tane güzel örnek gösterebilir mi? Gösteremediği için Almanya’yı örnek olarak gösteriyor. Türkiye’de siyasi koalisyonlar siyasi istikrar sağlamamıştır. Koalisyonların sürekliliğinde bir istikrar sağlanmıştır derse o doğru. Bol bol koalisyon kuruldu, yıkıldı, yenisi kuruldu. Koalisyonun sürekliliğinde istikrar var ancak, Türkiye’de istikrar olmamıştır, iyi de bir örnek olmamıştır. 

FESİHİ DARBECİLER YAPMIŞ, ANAYASADA SEÇİM YENİLEME VAR

Bu fesih değildir, seçimlerin yenilenmesidir. Parlamento görüşmeleri sırasında CHP’li milletvekilleri biz ilk defa böyle bir yetki veriyoruz, bu seçimlerin yenilenmesi maddesini fesih ifadedesiyle tanımlayıp ilk defa cumhurbaşkanına böyle bir yetki veriliyor dediler. Eğer siz bunu ilk  defa verildi, bu fesih diyorsanız, bu mevcut anayasada da var. 7 Haziran’da da Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullandı seçimleri yeniledi. Benim dediğim şey, seçimleri yenileme yetkisi anayasada olduğu. Onlar da o ifadeyi kullanırken, seçimleri yenilime yetkisini bu tanımla ifade ettiler. Ben o ifadeye cevap verdim. Daha sonra Sayın Kılıçdaroğlu, buradan ileri bir noktaya bu işi taşıdı. Dedi ki: Fesih demek, dağıtmak, kapatmak, kapatılmak anlamına geliyor TDK sözlüğüne göre. Dolayısıyla fesih yetkisi meclisi kapatmaktır. Parlamentonun feshidir diyor. Cumhurbaşkanına böyle bir yetki veriyoruz diyor. Böyle bir yetki Cumhurbaşkanına bu pakette verilmesi söz konusu değildir. Çünkü mevcut anayasamızda da, yapılacak değişiklikte de fesih yetkisi Cumhurbaşkanı verilmemiştir, seçimleri yenileme yetkisi verilmiştir. İkisi arasında önemli bir fark var. Fesih yapıldığı zaman o kurum kapatılır, o kurumda çalışanların, üyelerin görevleri sona erer. Karar verildiği anda biter. Bunu kim yapmış darbeciler yapmış, darbelere bakarsanız bildirilerde geçen ilk ifadelerde Meclis feshedilmiştir edilmiştir, hükümet feshedilmiştir edilmiştir, yani ortadan kaldırılmıştır, üyelerin üyelikleri düşmüştür.

ANA NEDEN DEVLETTE DEVAMLILIK

Oysa görevi sona eren Cumhurbaşkanı, görevi sona eren Başbakan ve hükümet, görevi sona eren meclis söz konusu olduğu zaman, yenisi göreve başlayıncaya kadar öncekilerin görevinin devam edeceğini anayasaya da açıkça da yazıyor. O nedenle anayasada fesih yoktur, seçimlerin yenilenmesi vardır. Bunun ana nedeni de devlette devamlılık ilkesidir. Devlet organsız yasama, yürütme organsız kalmasın üyesiz de kalmasın tabii birde orada şunu söylemek lazım. Eskiden cumhurbaşkanı hükümetin kurulamaması, belli bir sürenin geçmesi şartıyla ancak seçimleri yeniliyordu. Şimdi o yok, kaldırıldı. Gerekçesizlik dediği o. Niye eskiden böyle yapılıyordu. Çünkü, hükümet parlamentodan çıkıyordu, parlamentonun güven oyuna dayanıyordu.

HÜKÜMET KURULAMAMASI SORUNU ORTADAN KALKTI

Seçimden sonra parlamentoda partiler anlaşamaz, hükümet kurulamazsa anayasada yetkiyi Cumhurbaşkanına vererek diyor ki bak anlaşın hükümeti aranızda kurun 45 gün içinde, Cumhurbaşkanı seçimi yeniler, yeni seçildiniz vekilliğinizde sona erer diye, uzlaşmaya ve hükümeti kurmaya zorluyor. Ama yeni sistemde hükümetin kurulamaması diye bir problem yok. Çünkü hükümet parlamentodan çıkmayacak, sandıktan çıkacak. Birinci turda seçilemedi, 15 gün sonra ikinci turda seçilecek. Ve hükümetin kurulamaması diye bir sorun ortadan kalktı. Olmayan bir sorun nedeniyle onu gerekçe gösterip Cumhurbaşkanına seçimleri yenileme yetkisi vermek mantıksızlık olurdu. O nedenle bu kaldırıldı, yerine hem meclise hem de cumhurbaşkanına karşılıklı seçimleri yenileme hakkı verildi. Seçimi yenilerken de kendileri de seçime gidecek. böyle bir imkan getirildi, Emevcut anayasada olmayan bir hakkın, yetkinin getirilmesi, parlamentoyu güçlü hale getiriyor. Cumhurbaşkanını da güçlendiriyor. Denge, denetleme mekanizmasını getiriyor. 7 Haziran’da Cumhurbaşkanı seçimi yeniledi ama kendi seçimine gitti mi gitmedi. Şimdi diyor ki mevcut anayasa Sayın Cumhurbaşkanı seçimi yenileyebilirsin. Ama yeniledin zaman kendi seçimine gideceksin. Cumhurbaşkanı 5 yıllığına seçilmiş, yeniledi 5 yılı yakıyor. Bir daha aday olacak mı olmayacak mı? Oldu kazanacak mı kazanmayacak mı? belli değil. Seçimi yenileyebilir mi? Yenileyemez. Meclise de aynısını diyor. Sen Cumhurbaşkanı seçimini yenileyebilirsin ama yenilediğin zaman ey meclis sen de kendi seçimini yenileyeceksin. Sebep? İki tarafta bu yetkiyi keyfi kullanmasın. Denge denetleme olsun. Müeyyide getiriyor, iki silah veriyor ikisine de. Karşı tarafı nereden vurursan bu silah seni de aynı yerden vuracak diyor. Onun için bunu keyfi kullanma. Mümkünse hiç kullanma. Kullanmamak için de müeyyide getirip koyuyor, denge denetleme mekanizmasını tam oturtuyor. İhtiyaç olduğu zamanda kullanılabilir.  Sonunda da hakem halktır. Seçime gidileceği için halk karar verecek. Faturayı birine kesecek, öbürünü de haklı bulacak. Ortaya bir kriz çıkarsa bunu çözecek.

CUMHURBAŞKANI VAZİESİNİ KAFASINA GÖRE YAPMIYOR

Biz Türkiye’deki uygulamalara bakarak buna cevap verelim. Belediye başkanları partili mi? Partili. Bir şehirde seçim oluyor, başkan seçildikten sonra  halka hizmet ediyor. Bugüne kadar hiç dedik mi? Belediye başkanları partili olmasın olursa yol, su, kanalizasyon, çevre, park vs. işlerini tarafsız yapamaz. Tarafsız olması için partisiz olması lazım dedik mi? demedik. Ben şimdi bakanım, parlamentoda Kılıçdaroğlu vekil. Kardeşim yasama görevi, yasama denetim görevi, bakanın da bakanlık görevini tarafsız yapması için partili olmaması lazımdır diye bugüne kadar bir eleştiri getirdik mi. Ben partili vekil, bakan olarak işimi yapıyor. Burada bir tarafsızlık tartışması yok. Başbakan ve bakanlar kurulunun bütün üyeleri, bugün yürütmenin asli sahibi o’dur. Cumhurbaşkanı da yürütmenin başı ama sorumlu kanadı Başbakan ve bakanlar kuruludur. Başbakan partili mi? partili. Üye mi? üye. Genel başkan mı? genel başkan. Bakanlar da üye, partili, aynı zamanda vekil, aynı zamanda bakan. Türkiye’de yürütme yetkisini kullanıyor. Şuanda Cumhurbaşkanına vereceğim sorunlu bir yürütme yetkisidir. Şuanda sorunlu yetkisini kullanan herkes zaten partili. Başbakan, bakanlar kurulu partili olup bu yürütme yetkisini kullanırsa, tarafsızlık zedelenmiyor da, bu yetkileri başbakanlık kaldırıldığı için Cumhurbaşkanına devrettiğimiz de Cumhurbaşkanının partili olması bunun tarafısızlığına niye halel getirsin. Belediye Başkanına, bakana, vekile getirmiyor, Cumhurbaşkanına niye getirsin.

TARAFSIZLIK KAĞIT ÜZERİNDE ÜYE OLMAMAKLA İLGİLİ DEĞİL

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisi kullanan bütün kişilerin tamamı vazifesini kafasına göre yapmıyor. Karıştırdıkları şey bu. Vazifelerini anayasa ve kanunlara göre yapıyorlar. Kağıt üstünde partiyle ilişiğini kestiğinizde partisiz oluyor mu. Özal diyelim, Anavatanı kurmuş, iktidar olmuş, başbakanlık yapmış, sonra Cumhurbaşkanı seçilmiş. O partinin program tüzüğünü, herşeyini o yazmış. İlişiğini kestiniz, şimdi partisiz mi oldu. Demirel 40 yıllık siyasi mücadele yapmış, Cumhurbaşkanı olunca partisiyle ilişiği kesilince partisiz mi oldu. Tayyip Bey, bunca siyasal mücadeleden sonra Cumhurbaşkanı seçildi, anayasa gereği ilişiği kesilince partisiz bir hale mi gelmiş oldu. Onlara göre öyle oluyor ama insanların görüşlerini fikirlerini kağıt üstünde silebilirsiniz ama aklından silemezsiniz. Sezer’in partisi yoktu, CHP’nin genel başkanından daha fazla CHP’liydi. Tarafsızlığı kağıt üzerinde bir yere üye olup olmamakla değilde, icraatlara göre değerlendirmek, kanunları uygulama konusundaki tutumuna göre değerlendirmek daha doğru olandır.

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←