BAKAN BOZDAĞ, A HABER CANLI YAYININDA SORULARI YANITLADI A+ A-
30.03.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ABD'nin Ankara Büyükelçiliğince, FETÖ üyesi Adil Öksüz'le ilgili yapılan açıklamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin samimi ve iş birliği içinde olduğuna inanılması için tüm FETÖcülerin vize ve oturma izinlerini iptal etmesi ve Fetullah Gülen’in iade etmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Bozdağ, “Türkiye’de hain ve kanlı darbe teşebbüsünün en kilit isimlerinden birisi olan Adil Öksüz’ün ABD Büyükelçiliği tarafından aranmış olması ve bunun da kabul edilmiş olmasıdır. Gerekçesinin de Türk polisiyle, devletiyle iyi ilişkileri somut bir örneği olarak gösterilmesidir. Bu samimi bir değerlendirme değil. Eğer Türk polisiyle, Türkiye devletiyle darbe teşebbüsüne karşı ABD yetkili makamları ve ABD samimi bir işbirliği içerisinde olmak istiyorsa şu anda yüzlerce FETÖ terör örgütü mensubu ABD’de onların vizelerini, oturma izinlerini niye iptal etmediler.” dedi.

Bozdağ, A Haber televizyonunda katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Bakan Bozdağ’ın açıklamalarından bazı bölümler şu şekilde:

SAMİMİLERSE FETÖCÜLERİN VİZE VE OTURMA İZİNLERİNİ İPTAL ETSİNLER

Öncelikle açıklamayı tatmin edici bulmadığımı ifade etmek isterim. Ortada bir gerçek var. Türkiye’de hain ve kanlı darbe teşebbüsünün en kilit isimlerinden birisi olan Adil Öksüz’ün ABD Büyükelçiliği tarafından aranmış olması ve bunun da kabul edilmiş olmasıdır. Gerekçesinin de Türk polisiyle, devletiyle iyi ilişkileri somut bir örneği olarak gösterilmesidir. Bu samimi bir değerlendirme değil. Eğer Türk polisiyle, Türkiye devletiyle darbe teşebbüsüne karşı ABD yetkili makamları ve ABD samimi bir işbirliği içerisinde olmak istiyorsa şu anda yüzlerce FETÖ terör örgütü mensubu ABD’de onların vizelerini, oturma izinlerini niye iptal etmediler. Şu anda terör örgütü kurucu ve yöneticisi terörist Gülen, ABD Pensilvanya eyaletinde ikamet ediyor hiçbir kısıtlamaya, engellemeye tabi tutulmadan orada terör faaliyetlerine devam ediyor.

SORULARIN CEVABINA BU İZAH DEĞİL

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Adalet Bakanı bütün yetkililer ve Türkiye devleti, Türk milleti ABD’den bu konuda hassasiyet ve samimi işbirliği beklerken hassasiyetin ‘H’ si yok. Samimi bir işbirliği ise hiç yok. Baktığınızda orada yine her türlü faaliyetlerine devam ediyor. Onun için samimi bir işbirliği biz bu konuda içindeyiz diyorlarsa bunun inandırıcılığı şu anda ABD’de bulunan FETÖcülerin vizelerinin, ikamet izinlerinin iptal edilmesi gerekir. FETÖ ile ilgili Türkiye’nin geçici tutuklama talebinin gereğinin yapılması lazım. Bu arama pek çok soruyu beraberinde getirdi. O kadar insanların herkesin aklında soru çoğalttı ki bu çoğalan soruların cevabını böyle bir izah yerine getiremez. FETÖcü olduğu Türkiye tarafından ABD’ye bildirilen ve ABD tarafından vizesi iptal edilen başka FETÖcü yok.

KAÇAN ABD’YE GİDİYOR

Adil Öksüz’ün FETÖcü olduğu ve FETÖcülerin de tehlikeli olduğunu ABD tarafından kabulü anlaşılmıyor buradan. Anlaşılmış olsa şu anda Pensilvanya’da Fetullah Gülen’in geçici tutuklamasının yapılması lazım. Türkiye ile samimi bir işbirliği olmuş olsa darbe yapılmış Türkiye’de, o darbeyi terörist Gülen talimatıyla TSK içindeki teröristleri yapmış, adamları yapmış ve ABD’de bu duruyor. Böyle bir ortamda Türkiye dost, ABD dost, müttefik, model ortaklık, stratejik ortaklık bir sürü sıfat kullanıyoruz biz ama hiçbir engelle takılmadan orada çalışıyor. Kaçan oraya gidiyor. Madem öyle bu kadar kaçan niye ABD’ye gidiyor, niye orada bunlara vize veriliyor. Bakıyorsunuz Rıza Sarraf dosyası üzerinden Türkiye’nin aleyhine yürüyen bir soruşturmada Halk Bankası’nın Genel Müdür Yardımcısını orada hemen tutukluyorlar. Peki bu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖyü niye tutuklamıyorsun? Türkiye’nin haklı talebini niye yerine getirmiyorsun? Bunların vizelerini, ikametlerini niye iptal etmiyorsun?

ARAMA TARAMA FAALİYETİ DEVAM EDİYOR

Adil Öksüz’ü kim aramış hepsi dosyanın içerisinde şu anda var. Dosyanın iddianame mahkemeye sunulduğu zaman o iddianamenin içerisinde detayları çıkacaktır. Çünkü Adil Öksüz’ün gerçek kimliği öğrenildikten sonra gerek Türk emniyeti gerekse bütün devlet birimleri seferber oldu. Adil Öksüz’ü Türkiye’nin her yerinde aramak yakalamak ve yeniden yargıya teslim etmek için. Ayrıca fotoğrafları Türk medyasında yayınlandı ve Türk halkı da Adil Öksüz’ün bütün vasıflarını öğrendi. Ayrıca vatandaşlarımız da sokakta Adil Öksüz’ü gördüğünde kendi yakalayıp polise teslim edebilir. Hemen ihbar edip yakalattırabilir. O nedenle Adil Öksüz’ün bu hadiseden sonra Türkiye’nin her yerinde her karış toprağında devletin bütün imkan ve kabiliyetleri kullanılarak büyük bir arama tarama faaliyeti yapıldı. Hala da devam ediyor.

HALA TÜRKİYE’DE OLDUĞUNU VE BİRİLERİ TARAFINDAN SAKLANDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM

Ben Adil Öksüz’ün Türkiye dışına çıkarılması teşebbüsünün başarılı olduğuna inanmıyorum. Başaramadılar. Adil Öksüz bana göre Türkiye içerisinde birileri tarafından saklanıyor diye düşünüyorum hala. FETÖ terör örgütü Adil Öksüz’ü infaz etmiş olabilir mi? Onu bilemiyoruz. Elimizde henüz bir şey yok. Adil Öksüz yakalanıp konuşturulduğu takdirde bu darbe teşebbüsünün bütün sorularına cevap verebilecek isimlerden bir tanesi. Karanlık pek çok konuyu aydınlatacak isimlerden bir tanesi onun yargının eline geçmesi ve konuşması elbette bu darbe teşebbüsünü yapanlar ve onları kullanan güçler bakımından son derece tehlikeli ve bir tehdit oluşturuyor. Bu ihtimallerden örgüt tarafından yapılabilir mi? Birisi bu infaz edilmiş olabilir. Elimizde bu konuda bir bilgi yok, veri yok. Yani herkes gibi yorum yapılıyor burada. Ama benim şahsi kanaatim infazdan öte Türkiye içerisinde birileri tarafından saklandığı şeklindedir. Ama bu ihtimal doğruysa onun yakalanması biraz zaman alabilir ama eninde sonunda Türk polisi istihbaratı Adil Öksüz’ü bulup yargının önüne teslim edecektir. Nerede saklandığına dair şu anda somut bir bilgi elimizde yok. İşin doğrusu tahminler üzerinden de konuşmayı doğru görmüyorum.

ABD YENİ VE ESKİ YÖNETİM ARASINDA ÜSLUP FARKI VAR

Özellikle Trump yönetiminin göreve başlamasından sonra terörist Gülen ve ekibi büyük bir telaşa kapıldı ve ABD’de bundan sonraki günlerinin sıkıntılı olabileceğini düşünerek arayışlarını hızlandırdılar. Obama döneminde de yurt dışında daha güvenli bir yer arayışları vardı. Bazı ülkelerin isimlerini de daha önce istihbarat örgütümüzün bize verdiği bilgiler çerçevesinde kamuoyuyla paylaşmıştık. En son Kanada’da çok büyük bir çiftlik arazisi satın aldı örgüt, bir örgüt üyesi şahıs adına. Bunu satın aldı ve orada şu anda hummalı bir çalışma yürütülüyor ve devam ediyor. Biz satın alınan arazinin bulunduğu şehri, tapunun kim adına olduğuna dair bilgileri ve bütün verileri ABD Adalet Bakanlığı’na bizzat ulaştırdık ve bu konudaki Türkiye’nin kaygılarını bunun geçici tutuklanmaması halinde ABD’den kaçabilme ihtimalinin daha da güçlendiğine dair endişelerini ilettik ve bu konuda tedbir almalarını bizzat kendilerinden istedik. Şu anda örgüt orada büyük bir çaba içerisinde ve çalışmalarını sürdürüyor. ABD endişelerimize yönelik henüz bir cevap vermediler. Biz kendilerine ilettik hala tutuklanmadı. Herhangi bir adli işleme muhatap kalmadı ve orada herhangi bir kısıtlamaya da hala uğramadı. Bizim taleplerimizin hepsi Adalet Bakanlığı'nda ama sonuç doğurma noktasına gelince herhangi bir sonuç yok. Yeni yönetimle eski yönetim arasında bir üslup farkı var. Sayın Trump’ın başkan olmasından sonra ABD yönetiminin bu konuya bakışıyla Obama yönetiminin bakışı arasında bir fark var. Çok net gözüküyor. Ama adli işlemlerin sonucu bakımından bir değişiklik yok. Geçmiş dönemde de mesafe alamadık. Duruyor işlemler olduğu yerde. Yeni dönemde de işlemler aynı yerde duruyor ama olumlu bir değişiminin üslupta olduğunu söyleyebilirim. Kanada Toronto’da bir çiftlik alınmış biz ABD adli makamlarına ilettik. 

TUTUKLAMA TAMAMIYLA SİYASİ BİR OPERASYONDUR

Halk Bankasının Müdür Yardımcısının tutuklanması tamamıyla siyasi bir operasyon. Rıza Sarraf ile ilgili ABD Newyork’ta yürüyen soruşturma ve açılan dava çok net bir şekilde söyleyeyim; FETÖ ve görevden alınan savcı Bharara ortaklığında 17 Aralık’ta Türkiye’de yapılamayan yargının ABD’de yapılmasından ibarettir. Orada bir durum söz konusu ve dosyanın içerisinde delil yok. Sadece iddialar var. İddialar da 17 Aralık ile ilgili olan iddiaların tekrarı ve bu iddialara dair bilgi, belge, rapordan bahsediliyor. Dosyada rapor varsa altında birilerinin imzası olur. İmza yok. Rapor varsa resmi bir belgedir. Altında bu resmi belgenin resmi olduğuna dair bir takım kayıtlar olur. Kayıt yok. Türkiye’den bu soruşturma başladığında istenmiş bir adli yardım talebi de o dönemde yok. 

DELİL YOK, İTHAM VAR

Türkiye’de yürüyen 17 Aralık ile ilgili soruşturmaya dair iddialar, fezlekeler ile ilgili nasıl değerlendirmeler yapılıyor? Bu çok açık net. 17 Aralık soruşturmasını FETÖ terör örgütü adına yürüten savcılar ve polis içerisindeki FETÖcü polisler, soruşturma kapsamında resmi olmayan bazı bilgileri alıp ABD’deki yetkililere veriyorlar ve oradan bir ortaklık yürüyor. Dosyanın içerisinde Türkiye’yi suçlayacak bir delil yok. Sarraf’ı suçlayacak bir delil de yok. İtham var suçlayacak. İtham ediyorlar ama o ithamın, iddianın doğruluğunu ispat eden bir delil var mı? Yok. Savcı Bharara’nın yorumu var. O davanın hakimi Richard Berman Türkiye’ye getirildi. 17 Aralık – 25 Aralık sürecinden sonra Türkiye’de bu süreci destekleyen açıklamalar yapıldı. Bir konferansa katıldı, Türk hükümetini ve Türk devletini suçlayan değerlendirmeler yaptı. Şimdi ne gariptir ki FETÖnün Türkiye’ye getirdiği Richard Berman isimli hakim şimdi Rıza Sarraf ile ilgili dosyanın yargılamasını yapıyor. Orada karar verecek. Çok ilginç bir şey biz burada ABD’li yetkilere çok net söyledik. Ben bizzat da söyledim. Bhrara’nın FETÖ ile olan ilişkisini şöyle bir incelediğinizde bu bizim dediğimiz şeylerin doğruluğu ortaya çıkacaktır.

ÜLKEMİZİ İTİBARSIZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR

Bu siyasi operasyon davasının açıldığı tarihe bakarsanız 2016’dır. Darbe teşebbüsünden öncedir ve Rıza Sarraf’ın ABD’de gözaltına alınması, tutuklanması da öyledir. Türkiye Cumhuriyeti devletini, hükümetini ve Türkiye Cumhurbaşkanını itibarsızlaştırma ve zarar verme hedefi vardır burada. Çünkü başsavcı Cumhurbaşkanımızın ailesinin, hükümetin herhangi bir ismi iddianamede geçmediği halde sadece Sarraf ile ilgili bazı şeyler olduğu halde daha sonra yaptığı açıklamalarla Türkiye devletini, hükümetini Cumhurbaşkanını pek çok şeyi işin içine katan başka şeyler yaptı ve işi alıp başka yere götürdü. Daha sonraki noktada da FETÖcülerin üslubu, yaklaşımı, değerlendirmesi neyse aynı üslup, aynı değerlendirmeyi yaptıklarını görüyoruz. Onun için bu FETÖ operasyonun ABD’de Bharara ortaklığıyla 17 Aralıkta yapılamayanın orada yapılmaya devam edilmesidir. ABD hukuku bakımından da biz incelettik. ABD hukuku bakımından acaba burada bir şey var mı? Çünkü savcı o hukuka göre ‘bazı maddeleri istinadır’ diyor. O maddeleri ve ortaya koyan iddiaları hep beraber değerlendirdiğimiz de ABD hukuku bakımından da bu soruşturmanın yapılamaması gerekiyor. Ama ortada yorumlar var. ABD’de ciddi hukukçular var. Geçmişte bu konuların çok uzmanı onların da hepsinin söylediği şey aynı. Ama maalesef buradan yürüyor. 

SUÇU İSPAT EDİLENE KADAR MASUMDUR 

Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısının olayı da çok ilginç. Türkiye’den gidiyor oraya, orada bazı toplantılara katılıyor. Sonra dönüş sırasında gözaltına alınıp tutuklanıyor. Eğer bu kişiyle alakalı bir yakalama kararı varsa havaalanına indiğinde ABD sınır kapısında bu kararın gereği hemen icra edilmez mi? Oradan yine uçakla kalkıyor başka bir yere gidiyor, oradan başka bir yere gidiyor sonra dönüşte Türkiye’ye gelirken bu sefer havaalanında kendisiyle ilgili işlem yapılıyor ve gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Çok net bir şekilde bir FETÖnün ABD’ye bu kişinin gitmesinden sonra yaptığı, yaptırdığı şikayetler veya yaptığı çalışmalar sonucu onların dikkatine sunup bakın burada böyle bir şey var diye bir şeyden sonra olduğunu ben düşünüyorum. Bharara gitti. Yeni Adalet Bakanı görevden aldı ama ekibinin bir kısmı hala orada görevde duruyor ve onlar bu kişi üzerinden bir tutuklama kararı çıkardılar. Adalet Bakanı bir açıklama yaptı; 'Henüz yargılama devam ediyor, suçu ispat edilene kadar masumdur' diye bir açıklama yaptı ama ortada hukuki dayanakları olan güçlü bir şey yok. Tamamen siyasi operasyon ile Türkiye karşı karşıya. 

SEÇİMLERİ YENİLEME İFADESİ GALAT-I MEŞHUR OLARAK KULLANILIYOR

Burada iki şeyi birbirinden ayırmamız lazım. Benim parlamentoda yaptığım bir soru üzerine açıklama ile sizin burada yaptığım açıklama çok net. Orada Cumhuriyet Halk Partililer, Cumhurbaşkanı parlamentoyu fesih yetkisi var mı, yok mu tartışması yapıyor. Yoktu ilk defa veriyor. Fesih yetkisi tartışmasının da Anayasanın 116 maddesindeki seçimlerin yenilenmesi anlamında kullanıyorlar. Yani seçimlerin yenilenmesi yetkisi yoktu ilk defa veriyorlar. Bu anlamda bunu ifade ediyorlar ve bizde bunlara cevap olarak diyoruz ki; bu zaten anayasanın 116 maddesinde var Türkiye Cumhurbaşkanı 7 Haziran seçimlerinden sonra bu yetkisini kullandı ve seçimleri yeniledi. Bu ifade galat-ı meşhur olarak kullanılıyor. Seçimleri yenilemek ayrı, fesih ayrıdır. Sayın Kılıçdaroğlu televizyonlarda bu sefer başka bir noktaya getirdi işi. Seçimlerin yenilenmesi anlamında kullandıkları fesih kelimesini birden meclisin feshi anlamında. Yani Türk dil lugatını da alarak kapatma, kapatılma, dağıtma, dağıtılma ifadeleri kullanılıyor. Cumhurbaşkanı meclisi kapatma, dağıtma yetkisi veriyor diyor. Ayrı bir çarpıtmaya gidiyor ve bizim bu yaptığımız açıklamaları da bu çarpıtmanın delili olarak kullanıyorlar. Bize söyledikleri şey, sorulan sorular seçimleri yenileme yetkisi Cumhurbaşkanı var mı? Bunu ifade için o zaman fesih kullandılar. Bizde bu yetkisi var ve Cumhurbaşkanı yaptırıyor. 

PARLAMENTO DA SÜREKLİLİK ESASTIR

Hukuk açısından konuya baktığımızda şimdi son CHP yorumuyla Cumhurbaşkanının meclisi fesih yetkisi yoktur. Seçimleri yenileme yetkisi vardır. Seçimleri yenileme yetkisiyle fesih yetkisi arasındaki temel fark şudur. Siz fesih ettiğiniz zaman bir yeri fesih kararıyla birlikte o yerin görevi sona erer. O fesih sonuç doğurmuş olur. Milletvekillerinin görevi sona erer meclis de kapatılmış olur. Şu anda bizim anayasamızda fesih kelimesi var mı? Yok. Ne var? Meclis seçimlerinin ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi var. Peki anayasa yenilenme tabirini kullanıyor. Yenileyince ne olur? Seçimlerin yenilenmesi kararı alınınca meclis ortada kalkmaz, kapatılmaz varlığını devam ettirir. Milletvekillerinin görevi sona ermez, erdirilemez. Oda varlığını devam ettirir. Seçimlerin yapılıp yeni parlamento göreve başlayıncaya kadar da milletvekillerinin görevi devam eder. Fesih de sona erer, yenileme de devam eder. Bunun ana nedeni istimrar ilkesidir. Çünkü anayasa bilinçli olarak seçimlerin yenilenmesi ifadesi kullanıyor ki Türkiye parlamentosuz kalmasın, milletvekilsiz kalmasın ve milletvekilliği parlamento da süreklilik esastır. Bu süreklilik muhafaza edilsin diye konuştuk.

HÜKÜMETİN KURULAMAMASI GİBİ BİR DERT YOK

Şu anki mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı seçimleri yenileme kararı verdi, kendi seçime gitmiyor. Orada bazı sebeplere bağlı yenileme kararı, yenisinde bu sebepler yok. Neden, çünkü o sebeplerin tamamı hükümetin kurulamaması halinde ortaya çıkacak sorunu nasıl çözeceğine dair bir formül ortaya koyuyor. Şimdi yeni sistemde hükümetin kurulamaması gibi bir dert yok, sandıkta hükümet kuruluyor, dolayısıyla böyle bir sebebe ihtiyaç yok o kaldırılmış ve cumhurbaşkanı bu yetkisini keyfi kullanmasın, kötüye kullanmasın diye de parlamento seçimlerini yenilemesi halinde kendi seçimini de yenileyeceği kuralı getirip koymuş.

KÖTÜYE KULLANMAYI ÖNLEYEN BİR MEKANİZMA VAR

Parlamentoda şu anda cumhurbaşkanı seçimlerini yenileme yetkisi yok, parlamentoya da kendi seçimini yenileme kararı alarak cumhurbaşkanı seçimlerini yenileme yetkisi verilmiş. Karşılıklı yenileme yetkisi fren-denge sistemi,  denge-denetleme sistemi bakımında son derece önemli. Peki parlamento ikinci dönem cumhurbaşkanlığı seçimini yenilerse üçüncü dönem seçilebilme imkanı niye veriliyor? Onun sebebi şu: birinci dönem yenilediğinde cumhurbaşkanının bir daha seçilebilme hakkı var. Ama ikinci dönem parlamento seçimi yenilendiğinde cumhurbaşkanının 5 yıllık görev süresini kısaltıyor ve bir daha seçilebilme hakkını ortadan kaldırıyor. Dikkat ederseniz cumhurbaşkanının parlamento seçimlerini ikinci dönem kendi yenilerse kendi seçimi uzaması söz konusu değil. Neden değil? Çünkü kendisi bu yetkiyi kullanıyor. Anayasa diyor ki meclis bunu yaparsa, senin son dönemin açısından bir imkan veriliyor. Mecliste ise milletvekillerinin seçilmesi için 5-10 yıl gibi bir süre yok. Orada sürekli seçilebilir bir milletvekili. Burada kötüye kullanmayı önleyen bir mekanizma var.

DENGE-DENETLEME MEKANİZMASININ SİGORTASI

Sayın Kılıçdaroğlu, daha ilerisini söylüyor. ‘Cumhurbaşkanı kendi seçimleri yenilemesi halinde üçüncü dönem seçilme hakkını elde edecek’ diyor ki böyle bir şey yok anayasada. Varsa göstersin. Cumhurbaşkanını ikinci dönemde birinci dönemde seçimleri yenilesin kendi de mutlaka seçime gidecektir. Bir dönem daha seçilme hakkı mümkün değildir. Sadece parlamento ikinci dönem bunu yaparsa parlamentonun bu yetkisini kötüye kullanmasını engellemek için böyle bir müeyyide getiriyor. Diyor ki keyfi kullanma. Sen cumhurbaşkanına görev yaptırmamak için bu yetkini kullanırsan, ben cumhurbaşkanına bir daha aday olma hakkı veririm. Bu denge denetleme mekanizmalarının sigortalarından biridir.

YASAMA YÜRÜTME BİRBİRİNDEN TAM AYRILDI

Yeni sistemde bakanlar var. Ne yok? Başbakan yok, başbakan yardımcısı yok. Çünkü yürütmede çift başlılık kaldırılıyor, başbakanlık cumhurbaşkanlığı ile birleştiriliyor. Başbakan yardımcıları, cumhurbaşkanı yardımcıları oluyor. Bakanlar var, hem Anayasa’nın ilgili maddelerinde cumhurbaşkanı yardımcıları geçiyor, bakanlar geçiyor. Daha önemlisi bazı bakanlıkların adı da Anayasa’da yazıyor. Milli Güvenlik Kurulu’nun teşkilini düzenleyen maddeye bakarsanız, orada diyor ki cumhurbaşkanı yardımcıları Milli Güvenlik Kurulu üyesidir. Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı da Milli Güvenlik Kurulu üyesidir diye yazıyor. Bu ne demektir, Anayasa bazı bakanlıkların adını da koymuş ve cumhurbaşkanı kararnamesi ile bu bakanlıkların adını cumhurbaşkanının değiştirme hakkı ve yetkisi de yok. Cumhurbaşkanı yardımcısının da adını koymuş, orada bakanlar olacak diyor, milletvekilliği seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından seçilecek bakanlar.

BİR KİŞİ HEM YÜRÜTMEDE HEM YASAMADA GÖREV ALAMAYACAK

Mecliste yeminle göreve başlayacak, yürütmede görev alan yasamada görev alamayacak diyor. Yasama üyesi bakan olursa da yasama görevi sona erecek. Neden? Çünkü yasama yürütme artık birbirinden tam ayrıldı, bir kişi aynı anda iki yerde görev yapamayacak. Herkes kendi işine bakacak diyor. Bakanlar Kurulu da olacak.

CUMHURBAŞKANI KARARNAME İLE ŞUNLARI YAPAMAZ DİYE YASAK GETİRİYOR

Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Kararnamesi çıkartabilecek. Hangi konularda çıkaracak, Anayasa’nın ilgili maddesi çok açık diyor ki, temel haklar konusunda çıkaramaz, siyasi haklar konusunda çıkaramaz, anayasada kanunla düzenleneceği belirtilen konularda asla çıkartamaz, tam 92 konu var, bunların hiçbirinde çıkartamaz, kanunla düzenlenmiş konuların hiçbirinde de çıkartamaz. Şu anda kanunla düzenlenmedik Türkiye’de ne var, hemen hemen hiçbir şey yok. Bunların tamamında cumhurbaşkanı kararname çıkartamaz. Hangi konularda çıkaracak? Üst düzey görevlilerin atanması ve görevden alınması konusunda, bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları ve kurulması konusunda bir de bu istisnalar dışında kalan yürütme ile ilgili çok sınırlı bir konuda çıkartacak. Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile insanların haklarını, hürriyetlerini, yaşam tarzlarını, siyasetini ortadan kaldıracak ve bu alandaki teminatları yok edecek bir düzenleme yapma imkanı yok. Yapamaz diye aksine bir yasak getiriliyor, anayasa konuyor. Yargı ile ilgili çıkartamaz, suçlarla, cezalarla ilgili, yasamayla ilgili çıkartamaz, seçim kanunu, siyasi partiler kanunu yapamaz. Bunların tamamına yasak getiriyor. Din ve vicdan hürriyetini düzenleyemez, ceza kanunu çıkartamaz, hukuk muhakemesi kanunu çıkartamaz.

CUMHURBAŞKANININ HAKİM ATAMA YETKİSİ YOKTUR

Cumhurbaşkanının hakimleri atama yetkisi yoktur. Anayasa Mahkemesi’nde o olay üye atamasıdır, hakim ataması değildir. Hakim olmak için bizim kanunlar nasıl şartlar aranıyor, kanunla düzenleniyor, sınavları geçecek, stajını tamamlayacak öyle hakim olacak. Burada Cumhurbaşkanının bir yetkisi yok. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’ne üye seçebilir. Öyle bir anlatım yapılıyor ki cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin tamamını seçecek. Bir defa bu doğru değil. Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesi var. Askeri Yargıtay'dan gelen üyeler, burası kapatıldığı için düşecek, bu nedenle üye sayısı 15'e düşüyor. Bu 15 üyesinin 3’ü meclis tarafından seçiliyor. Birisi avukatlar arasından 2'si Sayıştay üyeleri arasından. Geri kalanlar yine bazı kaynaklardan öneriliyor. Cumhurbaşkanı tarafından 4 tanesinin seçildiğini görüyoruz. Peki şu anda bu usulde halk oylamasına giden pakette bir değişiklik var mı? Yok. Şu andaki pakette cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimine dair bir düzenleme yoktur.

DOLAYLI VEYA DOĞRUDAN BELKİ DE 5 YIL İÇİNDE SEÇEMEYECEK

Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin görev süresi 12 yıl. Cumhurbaşkanı görev süresi 5 yıl. Bir cumhurbaşkanı seçeceği üyelerden dolaylı da olsa, doğrudan da olsa belki hiçbirini bu 5 yıl içinde seçemeyecek. Çünkü görev süresi dolmadan görevden alma yetkisi yok. Görev süresi dolmayacak, 5 yıl da hiçbirini seçemeyecek. İkinci dönem seçildi bir cumhurbaşkanı o zaman bile bunların tamamını atama hakkına, imkanına sahip değil. Çünkü hem görevi bitmiyor hem bir kısmını meclis seçiyor. Hem de dolaylı seçim var, doğrudan seçim çok sınırlı. Dolayısı ile parlamenter sistem varken, bunu cumhurbaşkanı bu usule göre seçimi yaptığında, ‘Bu çok doğru, yerinde hukuk devletine uygun olur ama Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçince birden bire yanlış olur’ dersek bu çifte standarttır.

‘HAYIR’ DİYENLERLE BİRE BİR KONUŞUYORUM

Biz gittiğimiz her yerde toplumun her kesimi ile bir araya geliyoruz. STK buluşmaları, halk buluşmaları yaptığımızda da ‘Evet’ diyen vatandaşlarımız da geliyor, ‘Hayır’ diyenler de geliyor. Onlarla bire bir konuşma yapıyoruz. Bize soruyorlar, biz onlara cevap veriyoruz. ‘Hayır’ standına çalışmalarımızı yaptığımız yerlerde olursa elbette biz de uğrarız. Çünkü onlarla bizim konuşmamız, onların da bizimle konuşması her iki tarafa da büyük yarar sağlar diye düşünüyorum. Bu normal bir şey, hepimiz bir birimize bunu anlatacağız. Siz ona inanıyorsanız bana anlatacaksınız. Ben de inandıklarımı size anlatacağım sonra kararı yine kendimiz vereceğiz.

KARARSIZ SEÇMENLER DE ‘EVET’İ SEÇİYOR

Referandum sonucunun net olduğunu görüyorum. Şu anda trend yukarı doğru ‘Evet’lerde devam ediyor. Kararsız olan seçmenlerin büyük bir çoğunluğunun ‘Evet’ olarak karını değiştirdiğini çok net bir şekilde görüyoruz. O nedenle ben referandum sonucunun Türkiye’nin bu büyük reformu yapması şeklinde ‘Evet’ ile sonuçlanacağına inanıyorum. Çünkü Türk halkı sadece Türkiye’de ‘Evet’, ‘Hayır’ propagandası yapanları değil her şeyi yakından takip ediyor. Bu atılan adımın Türkiye için ne kadar doğru bir adım olduğunu değerlendiriyor. O nedenle sandıkta ‘Evet’ oyu verecektir. Ama oran vermiyorum. Hiçbir zaman vermedim. Doğru da görmüyorum. Her oran vatandaşı iradesine bir sınır çizmek anlamına gelir.

ATATÜRK’Ü BU SÜRECE ALMAN GAZETESİ VE CHP DAHİL ETTİ

Atatürk’ü bu sürece önce Almanya’daki bir gazete dahil etti, CHP’liler dahil etti. Alman gazetesinin manşetinde Atatürk yaşasaydı hayır derdi diye yazdı. Onlar Atatürk’e olan Türk halkının sevgisini ‘Hayır’dan yana kullanmak için bunu yaptılar. Şimdi CHP bunu kullanıyor. Benim şahsi kanaatim Atatürk bu ülkeyi düşman işgalinden kurtaran bir lider ve bağımsız Türkiye’yi kuran, Cumhuriyeti ilan eden bir lider. Yeni bir hukuk sistemini Türkiye’ye kazandıran bir lider, demokrasiye gidişin yollarını temellerini atan ve adım adım o yolu açmaya çalışan bir lider. Baktığınızda tek parti dışında partiler kurdurup, çok partili siyasi hayata geçme teşebbüslerinde bulunmuş bir lider. Milletin, devletin birliği bütünlüğü, vatanın bölünmezliği ve Cumhuriyetin korunması, demokrasinin korunması Atatürk bakımından son derece önemli temel ilkelerdir.

ATATÜRK ONLARI ELEŞTİRİR, TÜRKİYE’DEN YANA KARAR VERİRDİ

Eğer Atatürk yaşasaydı bana göre 40 yıldır Türkiye Devletini bölmek için benim askerime, polisime, sivil vatandaşlarıma saldıran terör örgütü PKK ve bu ülkenin birliğini dirliğini yok etmek için mücadele eden terör örgütleriyle benim kurduğum parti nasıl yan yana durabilir diye emin olun sayın Kılıçdaroğlu ve ekibini eleştirirdi. Türkiye’nin zayıflığını, güçsüzlüğünü, istikrarsızlığını, ekonomisinin çökmesini isteyen ve her geçen gün bağımsızlık karakterinin zayıflamasını ve dışa daha çok bağımlı hale gelmesini isteyenlere karşı biz ölümüne böylesine bir bağımsızlık mücadelesini verirken, bütün Avrupa ‘Hayır’ çıksın diye uğraşırken, siz bu mücadeleleri yok sayarak, nasıl onlarla aynı istikamette aynı hedefte olursunuz diye kesinlikle hem CHP’ye, hem CHP yönetimine hem de kendini seven insanlara derdi ki ‘Yapmayın, yapmayın, yapmayın, benim yolum bu yol değil. Ben teröristlerle hiçbir zaman yan yana gelmedim. Hep onlarla mücadele ettim. Türkiye’nin karşıtlarıyla da hiçbir zaman yan yana, aynı istikamette koşmadım, siz de koşmayın’ derdi. Ben inanıyorum ki Atatürk onları eleştirirdi ve kararı da Türkiye’nin yararına olan bir karar olurdu.

YAPTIKLARINDA SAMİMİYET YOK, HESAP VAR

Bizim Adalet Bakanlığı üzerinde yaptığımız geçici tutuklama, iade talepleri var. Oraya bildirdiğimiz isimler var. Bizim istihbarat örgütümüz ABD’ye, diğer ülkelere de bu konularla ilgili gerekli bilgileri aktardı. Emniyet yetkililerimiz de muhataplarıyla görüşüyor ama onlar kaç kişi isim verdiler, vermediler ona dair şu anda elimde bir rakam yok. Bildiğimiz şey şu: Adil Öksüz dışında ne kadar FETÖcü varsa ve Türkiye’de elebaşı olarak bildiğimiz kişi varsa hepsi ABD’de hepsinin vizesi var, ABD bu vizeleri iptal etmedi. Sayın büyükelçinin yaptığı açıklama samimi bir işbirliğinin somut göstergesi olarak kabul edilebilmesi için bu vizelerin de iptal edilmesi lazım. Buradan çağrı yapıyorum o zaman bu vizeleri de iptal edin, çalışma izinlerini iptal edin, FETÖ’yü geçici tutuklama talebimizi işleme koyarak tutuklayın ve Pelsinvanya’da terör eylemlerine devam etmesini engelleyin, Türkiye aleyhine de çalışmasını önleyin ve onu lütfen Türkiye’ye iade edin ki bu konudaki samimi iş birliğinize inanalım. FETÖ’ye her türlü destek en üst düzeyde sunuluyor hala. Onun için burada bir samimiyet yok bir hesap var onu görüyoruz. 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←