ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ, AHABER CANLI YAYININDA SORULARI YANITLADI A+ A-
20.04.2017

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AHaber canlı yayınında soruları yanıtladı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) CHP'nin referandum iptaline ilişkin başvurusu reddetmesini değerlendiren Bakan Bozdağ, “YSK’nın bu kararı doğru bir karardır” dedi.

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

YSK SEÇİMLERİN ORGANİZASYONUNU YAPIYOR

YSK’nın bu kararı doğru bir karardır. Çünkü YSK sadece bu gün değil, geçmişte de benzer konuları değerlendirmiş, onlarca yıl değerlendirmiş ve her zaman değerlendirdiğinde benzer yönde kararlar vermiş. YSK seçimlerin yapımı sırasında bir organizasyon yapıyor, esasında seçimleri partiler yapıyor. Sandıkta 5 tane parti temsilcisi oluyor, bütün oy verme işlemleri sırasında insanların kimlik kontrolünden tutun her şeyi bunlar yapıyor. Arkasından sayım dökümü bunlar yapıyor ve partilere tutanaklar veriliyor, her şeyi ıslak imza ile partiler yapıyor. YSK da bu konularda yapılan itirazları şikayetleri karara bağlıyor ve bu işin organizasyonunu yapıyor.

ESASINDA SEÇİMLERİ BİZZAT YAPAN PARTİLERDİR

Esasında halkoylamasını da, seçimleri de bizzat yapan, ıslak imzasıyla her şeyi tasdik eden partilerdir. Bu nedenle burada bir hilenin olması mümkün değil, herkes tutanak altına alıyor. Bu son olayda da bu zarflarla ilgili mühür konusuyla alakalı yine sandık kurulunda olanlar herkes aynı şekilde ıslak imzalarıyla bütün bunları tutanak altına alıyor ve bunlarla ilgili işlemler yapılıyor ve daha oyların sayım dökümü yapılmadan önce YSK bu tür oyların geçerli olacağına karar veriyor. ‘Çünkü’ diyor YSK ‘İnsanların oy kullanırken uyacakları kurallar şekil kuralları bunlar araçtır oy kullanılması için. Siz aracı kişinin oy verme hakkını yok edecek şekilde değerlendiremezsiniz böyle yorumlayamazsınız. Çünkü bu seçmenin iradesinden kaynaklanmıyor, sandık kurulu bir eksiklik yapıyor, oy vermiş, oy verme iradesinde bir sakatlık yok, şekil şartına o iradeyi yok saymak o hakkın özünü yok etmektir, hiçbir kural insan hak ve hürriyetlerinin özünü yok edecek şekilde anlamlandırılamaz, yorumlanamaz, uygulanamaz.’ YSK’nın bu kararı daha önce verdiği kararlara da uygundur.  

CHP VE HDP ŞİMDİKİNİN TAM AKSİ İTİRAZ EDİYOR

2010’dan önceki uygulamalar da aynı. Bakın birçok karar getirdim. Burada 2015 kararı da var, öte yandan da 2010’dan önce getirdiğim bir sürü karar var. Bunlara baktığınızda en son ben 2015’teki kararına örnek vereceğim, 2015 yılında sandık kurulu aynı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi hata yaparak oy pusulalarına sandık kurulu mührünü basmamış. CHP ise şimdikinin aksine mühürsüz oyların geçerli olması için itiraz etmiş. İlçe seçim kurulu bu oyları iptal etmek isterken, CHP bu karara karşı il seçim kuruluna itiraz etmiştir, il seçim kurulu CHP’nin bu itirazını kabul ederek mühürsüz oyları geçerli saymıştır. Aynı şekilde 2015 yılında yine sandık kurulu aynı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi hata yapıyor. Bunun üzerine HDP şimdikinin tam aksine mühürsüz oyların geçerli olması için itiraz ediyor ve seçim kurulu HDP’nin itirazını kabul ediyor ve bu oyları geçerli sayıyor.

YSK, ‘VATANDAŞIN HAKKIDIR, BU HAK YOK EDİLEMEZ’ DİYOR

Daha önce de aynı uygulama var. Bir sürü karar getirdim. ‘Oy kullanma vatandaşın hakkıdır, şekil şartlarını bu hakların sözünü ve hakkı yok edemez’ diye karar veriyor seçim sandık kurulu. Peki ne değişti de CHP o gün geçerli olsun diye uğraşırken, şimdi geçersiz olsun diye uğraşıyor. Sadece bir tutum bir davranış değişti. O zaman YSK’nın kararları usul ve yasaya uygun, aynı konuda CHP’nin lehine olunca uygun kararlar, aleyhine verilince uygun değil.

KOCAMAN BİR YALANDAN İBARET

Burada bir şey ifade etmek isterim, ‘2010’da kanun değişmiş dolayısı ile 2010’dan öncekiler var ama  o eski kanuna göre doğrudur, sonraki kanunda başka şey getiriyor, dolayısı ile sonraki kanun açısından bunlar aykırıdır’ diyor. Bu da kocaman bir yalandan ibarettir. Neden? 2010’daki kanuna baktığınızda diyor ki 98. madde 2010’dan önce çift mühürlü olması gerektiğini vurguluyor, bu çift mühür olmazsa ona bir müeyyide koyuyor. Ama 2010’dan sonra yapılan değişiklikte ise üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan’ ifadesini getiriyor.

2010 ÖNCESİ VE SONRASI MÜHÜR KONUSU AYNI ANLAM VE ÖZDEDİR

Dolayası ile bu çift mührü kimin vuracağına açıklık getiriyor. Yoksa, 2010’dan önceki madde ile sonraki madde arasında öz olarak hiçbir fark yok. Birinde mühür var ama mührü kim vuracak tartışmalar çıkıyor, bu mühür kime aittir, şimdi o tartışmalara son vermek için bu çift mührün birinin ilçe seçim kurulu, birinin sandık kurulu tarafından vurulması gerektiğini ifade ediyor. Yoksa ikisinde de mühür konusu aynı anlamda ve özde düzenlenmiştir. Bu ikisini de milletin gözünün içine bakarak ve çarpıtarak değil, yalan söyleyerek anlatıyorlar. Ayıptır yani, milletin gözünün içine baka baka ana muhalefetin lideri, sözcüleri, hukukçu geçinen bazı kişiler utanmadan, arlanmadan yalan söylüyorlar.

YSK KARARLARINA KARŞI HİÇBİR MERCİYE BAŞVURULAMAZ

Benim kanaatim çok açık Anayasa Mahkemesi’ne CHP’nin başvurma hakkı yok. Çünkü YSK kararları kesindir ve bu kararlara karşı hiçbir merciye başvurulamaz şeklinde bir kural vardır. Geçenlerde Sayın Kılıçdaroğlu Anayasa Mahkemesi ile ilgili bir örnek verdi. Bu da maalesef yalan bir örnek. Bitlis Güroymak’ta mühürsüz zarflar var diye bunlara ilişkin Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdi diye açıklama yaptı grup toplantısında. Ben buradan Sayın Kılıçdaroğlu’na çağrıda bulunuyorum; Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir kararı yok. Siz grupta bütün Türk milletine yalan söylediniz. Doğru söyledim diyorsanız bu kararı bütün Türk milletine lütfen dağıtın. Mühürsüz oylarla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin verdiği böyle bir karar mı, yok mu? Bitlis Güroymak kararı böyle bir karar mıdır, değil midir? Bunu bir defa buradan açıklaması lazım ama Sayın Kılıçdaroğlu bununla ilgili herhalde bir açıklama yapacaktır. Bitlis Güroymak ile ilgili böyle bir karar yok. Bir başka bir konuyla ilgili bir karar var.

SAYIN KILIÇDAROĞLU’NUN DANIŞMANLARI İYİ ÇALIŞMIYORLAR

Bir oda seçimiyle ilgili bir karar var. O da kabul edilmezlik kararı vermiş. Bir oda seçimi gündeme geliyor ve oda seçimiyle alakalı konu onu da size söyleyeyim. Sayın Kılıçdaroğlu’nun danışmanları herhalde iyi çalışmıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İsmail Taşpınar başvurusu 06.02.2014 tarihli kararı ve bu bir oda seçimine ilişkin karardır. Sonuç kısmında da diyor ki ‘Başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna’ Anayasa Mahkemesi karar veriyor. Şimdi ama öyle anlaşılıyor ki Sayın Kılıçdaroğlu’na bilgi aktaranlar tamamen bunları çarpıtıyorlar. Anayasa Mahkemesi’nin halk oylaması kararını inceleme hakkı ve yetkisi yoktur. Anayasa’ya göre de yoktur, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre de yoktur, bizim kanunlarımıza da göre yoktur. Çünkü Anayasamız YSK kararlarının kesin olduğunu ve bu kararlara karşı hiçbir merciye başvurulamayacağını açıkça hükme bağlıyor. Bu hiçbir mercinin içerisinde Anayasa Mahkemesi de vardır. Anayasa Mahkemesi’nin yerine geçerek konuşmak istemem ama bir hukukçu bir Adalet Bakanı olarak şunu derim; böyle bir karar gittiğinde bunun sonucunun kabul edilemezlik olduğunu anlamak, anlatmak, görmek için Adalet Bakanı olmaya hukukçu olmaya gerek yok. Çok açık böyle bir müracaat yapsa bile Anayasa Mahkemesi’nin bu müracaat karşısında reddi dışında bir seçeneği önünde yoktur.

AİHM’DEN NETİCE ALINAMAZ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapılabilir, istenirse ama bu konuda netice alınamaz. Başvuru hakkı her yere var çünkü Türkiye’nin taraf olduğu sözleşme bu konuda taraflara başvuru hakkı vermiyor. Buna rağmen dilekçe verdiniz, ne olur dediğinizde: Bunun cevabı ret olur. Çünkü geçmişte Mansur Yavaş hadisesi var, belediye seçimleri üzerine. Konu Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor ve AYM diyor ki ‘Bu konuda ben buna bakamam, AİHM de bu konu gidemez çünkü yerel yönetimler bunun denetimi dışında.’ AİHM ile ilgili Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmede diyor ki ‘Yasama organı üyeliği için seçimler olması halinde bunun AİHM’ne gidip, burada bir ihlal varsa buranın denetimini isteyebilir.’ Ama bu sadece yasama üyeliğini kapsar, onun dışında muhtarlık, belediye gibi yerel seçimleri ve halkoylamasını bu kapsamaz. 

İNGİLTERE VE FİNLANDİYA REFERANDUM BAŞVURULARI REDDEDİLİYOR

Nitekim daha önce 1975 yılında İngiltere, AB referandumunu AİHM’ne götürüyor ve AİHM ‘Referandum bizim yetki alanımız dışındadır’ deyip, bu talebi reddediyor. 1994’de daha yakın bir tarihte Finlandiya AB referandumunu yine AİHM’ne taşıyor, AİHM halk oylamasının kendi denetim yetkisi dışında olduğunu ifade ederek, bu başvuruyu da reddediyor. Dolayısı ile AİHM’ne başvuru hakkının olmadığı hem Türk AYM tarafından hem de AİHM tarafından çok açık, net şekilde kararlarla ortaya konmuştur.

AYM, AİHM KARARLARINI DAYANAK GÖSTERİYOR

Şu anda partiler başvurabilir nitekim öyle olmuş. Mansur Yavaş kendisi bireysel başvuru yoluyla hakeza aynı şekilde başvuru yapabilir, AYM’ne baktığımızda diyor ki ‘AİHM içtihatlarına göre anılan maddede geçen yasama ifadesi mutlak anlamda ulusal parlamento anlamına gelmemekte, söz konusu ifadelerin devletlerin anayasal yapısı içinde yorumlanması gerekmekte ve federal devletlerin parlamentoları da bu madde anlamında yasama organı olarak kabul edilmekte’ sadece ulusal parlamento değil, federal parlamentoları da kapsar diyor. Bunun yanı sıra kapsam ve güç bakımından yeterli yasama yetkisine sahip olmayan yerel yönetim seçimleri yasama organı kapsamında görmemektedir diyor. Aynı şekilde bu yerel yönetimi götürüyor diyor ki bu yasama organı değildir reddediyor. AYM de kararına bunu dayanak gösteriyor.

CHP RET OLACAĞINI BİLEREK GÖTÜRÜYOR

AİHS’nin ek 1 Nolu protokolünün 3. maddesi de burada çok açık teknik ama söylemem lazım. ‘Yüksek sözleşmeci taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerini özgürce açıklamasını sağlayacak şartlar içerisinde makul aralıklarla gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler’ bu sadece yasama organı seçimleri başka yok. AİHM zaten hem İngiltere, hem Finlandiya hem de bunun dışında başka kararlar var. Verdiği kararların tamamında ‘Bizim yetki alanımızda değildir’ diyor ve bunlarla ilgili açılan davaların tamamını reddediyor, CHP bunu bilerek niye götürüyor, onun üzerinde durmak lazım. AYM’nin, AİHM’nin reddedeceğini biliyor. Çünkü bu uluslararası sözleşmeler mahkeme içtihatları yasal düzenlemeler çok açık ortada.

AB İÇİN Mİ TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN Mİ ÇALIŞIYORLAR ANLAŞILMIYOR

Uzun bir zamandır AB ve AK adına Türkiye’ye gelen raportörler, gözlemciler Türkiye adına kanaat oluşturan kişiler inanarak söylüyorum, AB adına mı bu kanaatleri raporları yapıyorlar, yoksa Türkiye aleyhine faaliyette bulunan terör örgütleri adına mı yapıyorlar, bunu anlamakta ben çok güçlük çekiyorum. Ben diyorum ki bunlar, adil rapor hazırlamıyor, objektif davranmıyorlar, AB’ni de Avrupa Konseyini de yanıltıyorlar. Türkiye hakkında doğru karar vermek için doğru bilgiye ihtiyaç duyulan uluslararası örgütlerin tamamını yanıltıyorlar.

TARAFLI GÖZLEMCİLERLE TÜRKİYE’Yİ DOĞRU GÖZLE GÖREMEZSİNİZ

Buradan şu çağrıyı yapmak istiyorum bu örgütlere. Lütfen Türkiye’ye bundan sonra göndereceğiniz gözlemcilerin, raportörlerin veya komisyonların temsilcilerinin PKK, DHKP-C, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle iltisakını, irtibatını araştırıp, bunlara aşık olan veya bunlarla içi içe kol kola olan bunlarla beraber hareket edenleri, Türkiye’ye gönderip, bunlar üzerinde Türkiye hakkında raporlar edinmeye kalmayınız, Türkiye’yi doğru gözle göremez, doğru şekilde değerlendiremezsiniz, Türkiye hakkında hep yanlış kararlar verirsiniz, ondan sonra Türkiye bu kararlara tepki koyunca da Türkiye bizi niye anlamıyor diye itiraz edersiniz, bu itiraza hakkınız olmaz. Şu anda aramızda yaşanan sorunları bir sebebi de bu. Türkiye’yi takip edenlerin AB’ni yanıltmaları nedeniyle Türkiye ile bu ülkeler bu örgütler arasında tartışmalar oluyor.

TÜRKİYE'Yİ KARALAMAK MAKSADIYLA HAZIRLANMIŞ RAPOR

AGİT ve AKPM heyetinde yer alan Danimarkalı Nikolaj Villumsen, aktif olarak hayır kampanyasına katılıyor, terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG için yardım topluyor. Bu rapor veriyor. Bu raportör AGİT raportörü, PKK’nın raportörü gibi rapor veriyor. Bir başkası, Avrupa Konseyi Seçim Gözlem Heyeti Üyesi olarak Türkiye'ye gelen Alman Vekil Andrej Hunko'un PKK filamarıyla çekilmiş fotoğrafları, bu da aynı şekilde. AGİT gözlemcisi İspanyalı Lorena Lacalle sözde Kürdistan haritasını sosyal medya hesabından paylaşıyor, bunları yapıyor. Diğerleri de benzer hiçbir fark yok. AGİT’e soruyorum, bu raportörlerin raporu emin olun AGİT’in raporu olamaz çünkü bunlar AGİT adına mı yoksa terör örgütleri adına mı görev yaptılar bunun AGİT tarafından sorgulanması gerekmektedir. Çünkü rapor, tamamıyla baştan sonra taraflı bir rapordur. Türkiye'yi karalamak, bu halk oylamasına gölge düşürmek, bu konuyu dünyada tartıştırmak, Türkiye içerisinde tartıştırmak maksadıyla hazırlanmış bir rapordur. Hep aleyhte şeyler koyuyor ve çoğu da halk oylaması süreciyle alakası olmayan şeyler. Yani halk oylaması sürecinde siz bir oylama yaparken bu süreç içerisinde sandıkta olan işlemler, diğer işler, onlara bakacağınız, orada ne var ne yok, hepsine bakacaksınız, ama bunların baktıklarına baktığınızda pek çok konuyu bunun içine koyuyorlar ve terör örgütlerinin yaklaşımı ile bunu yapıyorlar.

HAYIR PROPAGANDASINA ENGEL OLUNDUĞUNA DAİR BİR ÖRNEK YOK

Şimdi hayır propagandasının engellendiğine dair kanaatler yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Allah aşkına Türkiye’nin neresinde sayın Kılıçdaroğlu’nun veya bir başkasının hayır propagandasına engel olundu. Devletin engel çıkardığı bir tane örnek bu raporu yazanlar ortaya koysunlar. Yok böyle bir örnek

‘EVET’ DİYENLER TEHDİT EDİLDİ RAPORDA BİR SATIR YOK

CHP'li bir milletvekili çıktı dedi ki ‘Eğer evet çıkarsa Samsun'a çıkarız, şunu yaparız, bunu yaparız' dedi ve bütün 'evet' diyecekleri tehdit etti. Ben şimdi bu raportöre soruyorum, sen bu tehdidi niye yazmadın buraya. Peki bir başka örnek, İstanbul Okmeydanı'nda ‘hayır’a çalışan bazı kişiler yüzlerini maskeleyerek kahvehaneye girdiler, ellerinde silah, kahvehanedeki insanları ölüm ile tehdit ettiler. Ben bunlara soruyorum, bu AGİT raporunu hazırlayanlara soruyorum. Niye bunu yazmadınız, yahu bundan daha büyük bir somut örnek olabilir mi? Elinde silah, yüzünde maske, kahveye giriyorlar ve konuşmaları da ortada somut delil, şaibe yok. Haklarında soruşturma var. Buna dair bir tane satır var mı? Yok. Diğerine dair bir tane satır var mı? Yok.

RAPOR ADİL VE OBJEKTİF DEĞİL

Onun dışında terör örgütlerinin Türkiye aleyhine çalışan çevrelerin söylediği lafları toplayıp, derleyip, Venedik Komisyonu gibi AGİT raporu haline getirmişler. Biz bu AGİT raporunun adil olmadığını, objektif olmadığını, Türkiye'ye haksızlık yaptığını ve bunu da bilerek yaptığını ifade ediyoruz. Bu raporun bizim gözümüzde bir kıymeti yoktur. Kim ki bu rapora istinaden Türkiye'de yapılan bu halk oylamasını değerlendirirse Türkiye aleyhinde bir kanaat sahibi olur ve büyük bir yanlış yapmış olur. Çünkü bu raporu hazırlayanlar taraflı, adil değil, objektif değil, olanları görmeyip, olmayanları varmış gibi gösterme gayreti içerisinde olmuşlardır.

CHP’DEKİ KAFA KARIŞIKLIĞI DIŞA VURUYOR

Bu açıklamalar CHP’deki kafa karışıklığının da dışa vurumudur. Çünkü belli ki bir taraf sinei millete dönelim diyor, diğer taraf da hayır diyor. Anlaşılan parti meclisi toplantısı sürerken Böke’nin açıklaması önce böyle bir karar alındığını gösteriyor. Çünkü parti sözcüsü kendi adına konuşamaz, parti adına konuşur, onun şahsi görüşü olmaz, söylediği her şeyin partiye mal edildiği bilinir. Onun için ben sayın Böke’nin açıklamasının parti adına bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Ama daha sonra bunun yansımaları üzerine karar değiştirildiğini düşünüyorum ve arkasından da böyle bir şey yok diye bir açıklama yapıldı.

BİZİ GÜÇLÜ KILAN HALKIN İRADESİDİR

Ben buradan CHP’ye şunu ifade etmek isterim. Hem adında cumhuriyet var, hem halk var. Halkın iradesine saygı duymak demokrasiye inanan herkesin ortak vazifesidir. Bizi bugün siyasette güçlü, iktidar, muhalefet kılan halkın iradesidir. Bizim istemediğimiz sonuç çıktığı zaman 'Ben bu iradeyi ortaya koymayanları tanımıyorum' demek, halka büyük saygısızlıktır. Bakın çok ilginç örnekler var, bazıları diyor ki sosyal medyada ‘Benim kaderimi Yozgat, Bayburt, Elazığ, Konya ve Niğde nasıl belirler’ diyor.  Sonra Ertuğrul Özkök de kalkmış ‘Verginin yüzde 84'ü 'hayır' çıkan illerden, yüzde 6'sı 'evet' çıkan illerden’ diye çok ahlaksızca bir ayrımcılık yapıyor.

HERKES KANUN ÖNÜNDE EŞİTTİR VE HERKESİN OYU BİRBİRİNE DENKTİR

Milleti birbirinin karşısına getirip, birbirinin karşısına dikmeye çalışıyorlar. Bu insanlara ben şunu soruyorum; demokrat diyorlar kendilerine, bu ülkede yaşayan insanların hepsinin birbiriyle eşit olduğunu kabul etmek bunların niye ağrına gidiyor? Yozgatlının, Bayburtlunun oyu ile bir başka ilden oy veren insanların oyunun özgül ağırlığı birbirinden farklı olabilir mi? Herkes eğer hukuk devletiysek ki öyleyiz kanun önünde eşittir, kanunda eşit olan yerde de herkesin oyu birbirine denktir. Ama eşitliği içine sindiremeyen daha doğrusu insan olmanın en büyük şeref ve onur olduğunu herkesin de en az bizim kadar şerefli ve onurlu olduğunu kabul etmeyen bazı zavallılar çıkıp böyle değerlendirmeler yapıyorlar. CHP’ye diyorum ki ‘Siz bu hataya düşmeyin, halka inanın halka güvenin.’ 

Sosyal Hesabında Paylaş
T.C. Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır. →WebPortal←